Geri Dön

Artık yüzü doldurmak, gerdirmekten daha güvenli

Dr Ziya Şaylan, “İki Yüzlü Estetik” kitabında güzellik ve çirkinliğin tarihini yazdı. Kendi kötü tecrübelerini, “Bugün olsa yapmazdım” dediği şeyleri de anlattı

Artık yüzü doldurmak, gerdirmekten daha güvenli

Üç kadın fotoğrafı... Biri; estetik müdahaleyi kabul etmeden yaşlanan Brigitte Bardot, Diğeri estetikle yaşlanan Lauren Bacall. Diğeri “Kendimi güzel görmüyorum, ben sadece bir kamuflaj ve makyaj ustasıyım” diyen Sharon Stone...
Ve bütün bu kadınları; sinema sanatçısı Romy Schneider’ın “Kırışıklıklarıma üzülmemin daha fazla kırışıklığa neden olduğunu fark edince üzülmekten vazgeçtim” sözlerini hatırlatarak yorumlayan bir cerrah: Dr Ziya Şaylan...

Dr Şaylan’ın geçenlerde yayımlanan “İki Yüzlü Estetik” adlı kitabı “güzellik ve çirkinliğin” tarihi üzerine...
Örneğin dudak estetiğinden önce rujun tarihini anlatıyor: Sekiz bin yıl önce Mısır’da kadınların güzelleşmek için şapı kaynatarak elde ettikleri kırmızı boyayla dudaklarını boyadığını, Roma’da ancak üst sınıfın kadınlarına dudaklarını kırmızıya boyama izni verildiğini, Fransız Devrimi’nde aristokrat kadınların dudaklarının kırmızı olmasının ihtilalcilerin işini nasıl kolaylaştırdığı da...

“İki Yüzlü Estetik”in en önemli vurgusu ise yaşamsal, hayatınızı ilgilendirecek uyarılar üzerine... Hiçbir uygulamanın tehlikesiz olmadığını anlatıyor, doktor hataları, yanlış uygulamalar gibi önemli konulara dikkat çekiyor ve “ama her şeyden önce siz ne istediğinizi bileceksiniz” diyor.

* Kitabınızda “göğüsleri büyütmek için en etkili yöntem silikon protezlerdir” diyorsunuz. Fakat geçtiğimiz günlerde Fransa’da kanserojen olabileceği şüphesiyle bir göğüs protezi krizi yaşandı. Fransız PIP şirketinin ürettiği silikonları taşıyan 2 bin 172 kadın şikâyette bulunduğu ve silikonlarla ilişkili de sekiz kanser vakası bildirildiği belirtiliyor.

Bugüne kadar meme protezlerinin içinde bulunan silikon ile kanserin bir bağlantısı tespit edilmemiştir. Örneğin 2001 yılında yapılan Bilimsel Göğüs Ameliyatları Toplantısı’nda bize dünyada ilk defa protez konan Amerikalı hasta tanıtıldı. Teksaslı Jean Lindsey’nin 1962’de yaptırdığı silikon protezler hayret verici şekilde halen vücudunda bir sıkıntı yaratmadan duruyordu. Hatta kendisiyle konuşma fırsatı bulduğumda bana kendisinin bir yatırımcı olduğunu, hayatındaki en mükemmel yatırımın da göğüs protezleri olduğunu söyledi. Hiçbir şikâyeti yoktu ve protezlerden de son derece memnundu. Fransa’da görülen vaka sadece bir materyal sahtekârlığıdır, yani bizdeki kaçak içki skandalı gibi. Fransız firma tıbbi silikon yerine çok daha ucuz, yastıkları doldurmak için imal edilmiş endüstri silikonunu kullanarak kadınları zehirlemiştir. Bu olaydan dolayı bütün meme protezlerini suçlayamazsınız. Ucuz doktorlara gidip ucuz protezler taktırmayın. Kalitesi kötü olan protezler daha sonra değiştirilmek istendiğinde size çok daha pahalıya mal olacaktır.

* Silikonun 1996 yılında FDA tarafından yasaklandığını, 2004 yılında tekrar serbest bırakıldığını söylüyorsunuz.

Ama bilim dünyası, tıp gelişti. Dolayısıyla silikon meme protezlerin bir dönem yapılan tartışmalara ve yasaklamalara rağmen bütün ülkelerde satışı serbest bırakıldı. Örneğin Amerika’da katıldığım bir toplantıda zamanında meme protezlerini yasaklayan FDA yetkilisi “Eğer doktorlar bize şimdi verdikleri bilimsel bulguları o zaman verselerdi silikon protezleri hiç yasaklamazdık” dedi. Aslında ileride meme protezlerine gerek bile kalmayacak. Göğüslere enjekte edilen kök hücre ve gen teknolojisi sayesinde büyütülecekler. Ancak bunun için bir 20 yıl daha beklemek gerekebilir.

"Siz kızınızın veya eşinizin yüzüne uhu enjekte eder misiniz?”

* Kitabınızda “Estetik uygulamalar mutlaka başarılıdır ama her uygulama başarılı olmayabilir” diyorsunuz. Başarı ya da başarısızlığı belirleyen nedir?

Bunu iki şekilde anlatmak mümkün. Birincisi; Nobel Tıp Ödülü sahibi Konrad Lorenz’in bir sözü vardır: “Başına geleceği bilmeyen hatalı karar verir.” Yani önce hasta ne istediğini bilecek. İkincisi, son 20 yıl içinde estetik uygulamalarda çok büyük değişiklikler oldu. Dolayısıyla kitabımda hem estetik alanında dünyanın nereden nereye geldiğini anlattım hem de ilk başlarda yaşanan ve “estetiğin karanlık çağı” dediğimiz deneyimleri ve o kötü tecrübeleri de paylaştım. Örneğin bugünkü tecrübemle daha önce kullandığım bir sürü dolgu maddesini bugün kullanmazdım.

* Niye, ne olmuştu?

İlk başlarda Japon doktorlar kadınlarının göğüsleri ufak olduğundan göğüslere parafin, bebek yağı ve sıvı silikon enjekte ettiler. Bu maddeler mikrop kaptı ve bazı hastalar göğüslerini kaybetti. Bu nedenle sıvı silikon bir plastik torbaya konup meme protezleri imal edildi. Almanya’da iken bir Türk kimyagerin geliştirdiği Dermalive diye bir madde kullandım ve bu madde oldukça başımı ağrıttı. Bu kötü tecrübemi yayımlayıp diğer meslektaşlarımı uyardım ve bir gün Amerikan İlaç Dairesi FDA’den davetiye alıp Washington’da dolgu maddelerinin zararlarını anlattım. Benim bu çabamla Dermalive Amerika’da piyasaya çıkmadı. Benim asla kullanmayacağım diğer bir madde de Poliakrilamitler yani bildiğimiz tutkallar. Ukrayna ve Çin’de bu maddeler kullanıldı ve maalesef ülkemize de geldi. Aşırı problemlere neden oldu. Siz kızınızın veya eşinizin yüzüne uhu enjekte eder misiniz?

“Estetik cerrahların çoğu erkektir, eşim bana bir kadının ne istediğini öğretti”

Eşiniz Lale hanımın mimar ve ressam olmasının mesleki başarınızda etkisi olduğunu, birlikte yaptığınız sanatsal gezilerde insan vücudunu sadece doktor olarak değil estetik olarak da algılamanızı sağladığını söylüyorsunuz. Peki Lale hanım sizin estetik dünyanızı yorumlarken eleştirel bir yaklaşımda bulunuyor mu? Bu olmuş, bu olmamış gibi... Ya da kendisi bu estetik dünyasına nasıl bakıyor. bir ressam gibi mi bir kadın gibi mi?...

Rönesans geçirmemiş bir ülkede yaşıyoruz. Yedi sene bir Lale Devri olmuş onun da sonunda şair Nedim’i damdan atıp, padişahı da boğmuşuz. Biz Avrupa’da estetik öğrenirken bizi müzelere yollarlardı. Ülkemizde gerçek anlamda sanat müzeleri son 10 yıldır mevcut. En önemlisi biz cerrahların çoğunun erkek oluşu... Bu nedenle eşim Lale’ye ihtiyacım oldu ve bana bir kadının ne istediğini öğretti. Evet birkaç tane kadın cerrah var ama onlar da bence erkek cerrahlar gibi bir eğitim almışlardır, kadın gibi düşünemeyebilirler. Almanya’da bazen hastaların fotoğraflarını eve götürüp eşimle tartışırdım. İstanbul’a geldikten sonra eşim de muayenehanede bana daha iyi danışmanlık yapabiliyor. Türkiye’de bazen bir cerrah bir ameliyatı öğreniyor ve herkese aynı yöntemi uyguluyor. Hastalar bana geldiklerinde bekleme odasında kız kardeş gibi benzer bir şekilde yan yana oturuyorlar. Estetik aynı bir terzi gibi, o şahısa göre yapılmalıdır. Unutmayın bizler birer kola şişesi değiliz.....

“Yeni bir burunla kendinize yeni hayat alamazsınız”

* Dünyada ve Türkiye’de kadınların “estetik” konusuna yaklaşımını değerlendirirken “Yaş değiştikçe, insanların değiştirmek istedikleri yerler de değişiyor” diyorsunuz... Neleri değiştiriyoruz?

Fransızların güzel bir sözü vardır: “İnsanlar yanan bir mum gibi yukarıdan aşağıya doğru eriyip yaşlanır.” Türkiye’de en çok yapılan ameliyatlar genellikle burun, göğüs, yüz gerdirme ama dünyada da böyle... Genç ve orta yaştaysanız göğüs, burun istiyorsunuz, yaşlandıkça gergin bir yüz. Fakat bu beklentilerin estetik algısı da yıllara göre de değişiyor. Örneğin 1970-80’lerde yapılan aşırı yüz germe artık makbul değil, istenmiyor. İyi bir cerrah estetik ameliyatı doğal yapmak zorundadır. Ayrıca eskiden belki sadece kadınlar yüzlerini gerdiriyordu ama şimdi erkekler de yaptırıyor.

* Amerika’da estetikteki yeni slogan “Germe, doldur!” Mantığı ne?

Yapılan bilimsel araştırmalara göre 2025 yılında artık estetik uygulamaların sadece yüzde 12’si cerrahi olacak. Bir kadının ya da erkeğin 30 yaşında gözükebilmesi için ameliyat her zaman gerekmiyor; artık dolgularla da yapabiliyoruz bunu. Çünkü vücuttan madde kaybı olduğu için yaşlanırız. Dolgularla çok başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz artık. Artık yüzü germek yerine doldurmak çok daha güvenceli, komplikasyon olmayan, zararsız bir yöntem. Fakat sorun şu: Ne yaptırırsanız yaptırın önce ne istediğinizi bileceksiniz. Türkiye’de “estetik” duygusu gelişmemiş, hastalar haklarını bilmiyor. Bir de bize öğretilen, psikolojisi bozuk hastaları ameliyat etmememizdir. Amerikalılar psikolojisi bozuk hastayı ameliyat eden doktorun da psikolojisi bozuktur, derler. Hiçbir kadın yeni bir göğüs proteziyle yeni bir burunla ya da gergin bir yüzle kendine yeni bir hayat satın alamaz. Aklı başında bir doktor bu oyuna gelmez.

* Sizi çok üzen, kötü iz bırakan bir hastanız oldu mu? Örneğin ruhsal olarak iyi olmayan bir hastaya müdahalede bulunmamanız gerektiği halde müdahalede bulundunuz mu?

Hatırladığım kadarı ile hayır. Bazı hastalar daha fazla uğraştırırlar ama bu bizim mesleğimiz, böyle durumları da göze alacağız. Beni üzen, bazen çok başarılı olduğum bir hastada hastanın memnun olmaması. Hastanın beklentileri farklı olabiliyor. Kocasının genç dostuna rakip olup kocasını tekrar geri kazanmak istiyor veya falanca artiste benzemek isteyebiliyor. Bu hastalar asla mutlu olamazlar.

Burak Yeter corona virüs için şarkı yaptıCorona virüs tüm dünyada etkisini göstermeye devam ediyor. Ünlü DJ Burak Yeter de salgın nedeniyle tüm insanlığın zor günler geçirdiği şu günlerde "Stay Home" (Evde Kal) adında bir şarkı çıkardı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber