Geri Dön

“Aynaya bakıp dedim ki Ezgi malzeme bu”

Türkiye’nin en iyi oyuncularından Ezgi Mola. Onu gişe canavarı filmlerde de görüyoruz, bol ödüllü festival filmlerinde de... Şimdi “Soğuk” filmiyle vizyonda. Oyunculuğu kadar kendiyle barışık haliyle de konuşulan Mola: “Çocukken dedim ki malzeme bu. Elinden geleni yap”

“Aynaya bakıp dedim ki Ezgi malzeme bu”

Başta anneannem olmak üzere çevremdekiler, ünlülerle yaptığım röportajlar sonrası hep sorar: “Nasıl biri, sempatik mi?” Diğer bir popüler soru ise şu: “Şimdiye kadar röportaj yaptıklarının arasında en iyisi hangisiydi, en çok hangisini sevdin?” Bu röportajdan sonra cevabım net: Ezgi Mola. Ben Ezgi Mola’ya bayıldım. Düşünceli tavırlarına, gülüşüne, samimiyetine, çok sevdiği Türkan Şoray’ınkileri andıran gözlerine, renkli spor ayakkabılarına, köpekleriyle ilişkisine, kendiyle ilişkisine...
Mola ile son filmi “Soğuk” vesilesiyle buluştuk; güldüklerini, üzüldüklerini, köpeklerini ve tabii ki Uğur Yücel’i konuştuk.

Sizinle ilgili en çok söylenen şey kendinizle çok barışık olduğunuz. Kendini, kusurlarını olduğu gibi kabullenme durumu var mı sahiden? Varsa nasıl başardınız bunu?

Bilmiyorum. Kendiliğinden oldu galiba. Barışınca hayat daha kolay oluyor. Ben kendimle savaşırken bir de hayatın
o mücadelesi içinde kaybolur giderim.
Üç günlük dünya diyorlar ya, hakikaten öyle, çok kısa. Şuradan dışarı çıkınca ne olacağını bilmiyoruz. Dolayısıyla bunun tadını çıkarmak lazım. Kalp kırmamak lazım. Ben kalp kırmaktan korkarım. Kalbimin kırılmasından da... Kimseyi incitmek istemem. Evet, kendimi seviyorum ve bundan mutluluk duyuyorum.

Hep mi böyleydiniz yoksa yaşadığınız bir şeyden sonra mı oldu?

Özel bir şey olmadı ama ortaokul yıllarında aynaya bakıp dedim ki “Ezgi malzeme bu... Elinden ne geliyorsa yap. Sevmezsen hayatın boyunca kendinle kavga edeceksin yoksa”... Bazı insanlar öyledir, her şeyiyle dertleri vardır... Ya öyle bir insan olacaksın ya da olmamayı tercih edeceksin. Ben öyle bir insan olmak istemedim. Çünkü çok öyleydim çocuk yaşlarda. Her şeyi kafama takardım, üzülürdüm, incinirdim, kırılırdım, kırardım... Serttim çünkü. Sonra dedim ki “Ezgicim malzeme bu, kabul ediyor musun yoksa agresif bir şekilde mi devam edeceksin hayatına?” Çünkü kendinle barışmamak seni agresifleştiriyor.

“Uğur abi lokum gibidir”

“Soğuk” Kars’ta çekildi. Zor şartlarda çalıştınız değil mi?

Hiç kolay değildi. Kars zaten iklim olarak zor bir şehir. O iklimin en zor döneminde gittik bir de üstüne. Kar kalınlığının 10 metreyi geçtiği yerlerde çalışıldı. Eksi 40’ları gördük.

Bu film ne kattı size?

Büyük şehirli modern kızın dışında farklı bir rol oynadım. Onun heyecanı başkaydı. Şive yapıyordum; başka bir konuşma tarzı, başka bir ses tonu... Fizyolojik olarak başka bir tip gördü insanlar. Bunlar bir oyuncu için çok heyecan verici. Bunun üzerine geri dönüşlerinde de güzel şeyler duyunca çok mutlu oluyor insan. Uğur Yücel’in yönetmen koltuğunda olduğu film inanılmaz oluyor.

Yönetmen Uğur Yücel nasıl?

Çok işine konsantre, çok hâkim, soracağınız her türlü soruya çok hazırlıklı çünkü sizden önce bunları defalarca düşünmüş bir yönetmen var karşınızda. Dolayısıyla insan kendini güvende hissediyor. “Ben sendelediğimde, düşecek gibi olduğumda Uğur abi görür, beni tutar” diyorsun. Bu bir oyuncu için çok büyük bir konfor. Ben Uğur Yücel’in oyuncu yönetimini de çok seviyorum. Otoriterdir, disiplinlidir, serttir... Ama çok yumuşaktır da. Ölene kadar da peşini bırakmayacağım. Yaka silkse de “Merhaba ben geldim” diye çıkacağım bir yerlerden. Filmde unutmamamız gereken bir isim de oğlu Can Yücel. Genç yaşına rağmen çok sağlam gözü olan, geleceğin sıkı yönetmenlerinden biri. Onunla da çalışmak büyük keyifti.

Oyuncu Uğur Yücel nasıl?

Lokum gibi... Oynarken eğlenmeyi çok seven bir adam. “Hadi babalar” diye sarılır, enerji verir, kahkahasını atar... Onun olduğu yerde lezzetli yemek vardır, güzel sohbet vardır, en güzel içkiler vardır. Muhabbeti derya denizdir. Ama burada olsa ve bunları söylesek “Ya Ezgi saçmalama” diyecek kadar kendinden sıkılan bir adamdır. Ama gıyabında bunları söylemekten çekinmiyorum.

“Çocuğum olsalar bu kadar severdim köpeklerimi”

Saadet Işıl Aksoy desem...

Kız kardeşim, çok seviyorum. Hayatımda hep olacak bir insan. Annesi annem, kendisi kardeşim...

Köpekleriniz Suşi ve Kuki?

Çocuğum olsalar bu kadar severdim herhalde. Canım onlar benim. Kıllarına zarar gelse kafayı yerim. Suşi çok veterinerzede bir köpek. Birkaçına dava açacaktım neredeyse. Yanlış teşhis koyup yanlış ilaç verdiler. Bir de Etiler’dekiler, sözde en iyi olanları... Ben o ilacı kendi inisiyatifimle kullanmadım, içimden gelmedi resmen kullanmak. Yurt dışına yolladım kanını, o hastalık negatif çıktı. “Sakın kullanmayın” dediler. Çok kıymetliler benim için. Hayatımdaki en değerli varlıklar.

Arkadaşlarınızı ağırlamaktan çok keyif alırmışsınız, evde çok eğlenirmişsiniz...

Çok severim; evde hizmet edeyim, yemekler yapayım, muhabbetler olsun.
Bir de ev muhabbeti daha güzel olur...

En güzel hangi yemeği yaparsınız?

Aklına gelebilecek her şeyi. Sebze yemekleri, zeytinyağlılar, fırın yemekleri...

Hep yapar mıydınız yoksa yalnız başına yaşamaya başlayınca mı başladınız?

Hep yapardım. Çocukken de anneme sürpriz ev temizliği ve yemek yapardım. Daha ilkokula giderken köşe bucak temizlerdim evi.

“Bu ölümlere üzülmemek için vicdanını kaybetmiş olman lazım”

Türkiye’nin en iyi kadın komedi oyuncularından birisiniz. Sizi hep gülerken görmeye alıştık. “Gülen, çevresini seven insanlar hayatın tadını daha iyi çıkarıyor. Biz sürekli gülen insanlar da değiliz. Yeri geliyor zırıl zırıl ağlıyoruz da” demişsiniz bir röportajınızda. Buradan yola çıkarak soruyorum; en son neye çok güldünüz?

Yakın zamanda Ankara gösterisinde Tolga’ya (Çevik) çok güldüm sahnede. Daha yayınlanmadı “Arkadaşım Hoşgeldin”in o bölümü; sürprizi kaçmasın diye söylemiyorum ama
bayağı katıla katıla güldüm. Yakın arkadaşlarımla da kendi aramızda çok gülüyoruz. Bazen trajik olaylar da çok gülmemize sebep olabiliyor. Son zamanlardaki sürprizler bizi güldürüyor. İçimizi de acıtıyor tabii.

En son neye çok üzüldünüz peki?

Berkin Elvan’a çok üzüldüm, Burak Can’a çok üzüldüm. Gaz bombasından kalp krizi geçirip vefat eden şehit polisimize çok üzüldüm. Diyarbakır’da başına gaz fişeği yiyen Mehmet Ezer’e... Bunlara çok üzülüyorum. Üzülmemek elde değil. Üzülmemek için vicdani duygularını kaybetmiş olman lazım.

Üç bacaklı sokak köpeği ile temizlik işçisinin yürek ısıtan dostluğuİzmir'in Karşıyaka ilçesinde temizlik görevlisi Mustafa Sağsöz (51) ile 3 bacaklı sokak köpeği "Kola", 5 yıldır hiç ayrılmadan birbirlerine yol arkadaşlığı yapıyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber