Geri Dön
Pazar“Babam beni özgürleştirdi”

“Babam beni özgürleştirdi”

Fotoğrafçı Mehmet Turgut, geçtiğimiz yıl kaybettiği babası Ahmet Turgut için “Benim bugün olduğum insan, mesleki olarak da karakter olarak da, hepsi babamın bir eseridir” diyor

“Babam beni özgürleştirdi”

Mehmet Turgut, Türkiye’de fotoğrafın tarihsel yolculuğunun temsilcisi bir ailenin üçüncü kuşak üyesi. Adını aldığı dedesinin yanı sıra babaannesinden geniş ailenin tamamına sirayet eden fotoğrafın öyküsü, babası Ahmet Turgut’un 1971’de Ankara’da açtığı Stüdyo Büyük’le devam etti ve ardından bol ödüllü, ses getiren çalışmalarıyla dünya çapında tanındı. Bugünlerde ise geçen yıl kaybettiği babası adına düzenlediği fotoğraf kupasıyla meşguldü. “Babalar ve Çocukları” temasıyla, ailenin fotoğraf tutkusuna yaraşır şekilde düzenlenen yarışma, geçtiğimiz hafta sonuçlandı. Turgut’la bu vesileyle buluştuk, hem yarışmayı hem de “Bugün olduğum insan, babamın bir eseridir” diye tarif ettiği babasını konuştuk.

Babanızı bir fotoğraf yarışmasıyla anma fikri nasıl doğdu?

Aileniz bir asırdır fotoğrafçı olunca, siz de üçüncü nesil bir fotoğrafçı olarak bu tarihi biraz daha özel bir şekilde paylaşma ihtiyacı duyuyorsunuz. Babamın adını yaşatmak için en doğru yolun yine fotoğrafla ilgili bir etkinlik olacağını düşündüm. Tam da bu noktada karşıma PhotoCup çıktı. İnceleyince de gayet şeffaf ve fotoğrafa hizmet eden bir platform olduğunu gördüm. İlk sene için de temamız babalar ve çocukları olsun istedim. Ciddi bir katılım oldu. Gelen oylar ve PhotoCup jürisinin seçimiyle kazananlar belirlendi. Bir de ben Mehmet Turgut Özel Ödülü vermek istedim naçizane. Çok güzel ilerledi. Ödüllerimizi verdik, şimdi gelecek seneyi bekliyoruz.

Babalar ve Çocukları temasıyla 1124 fotoğraf yarışmış. Bu fotoğrafların ortak sözü neydi?

Tabii hepsi çocukların babalarıyla kurduğu bağ üzerine. Normalde hep anneler daha ön plandadır bilirsiniz, çocukların anneleriyle daha güçlü bağ kurdukları zannedilir ama aslında babalarla gizli, çok ön planda olmayan, hatta dışardan bakınca belki şefkatli görülmeyen ama çok güçlü bir bağ vardır. Kaç yaşınıza gelirseniz gelin, babanız hayatta olduğu sürece onunla koparamadığınız o bağla yaşarsınız. Ben de özellikle kazanan fotoğraflarda bunu hissettim. Bu fotoğrafları arka arkaya dizip slayt yapsanız, bittiğinde ağlamama olasılığınız yok. Hele babanız hayatta değilse mutlaka ağlarsınız.

Sizin babanızla ilişkinize gelelim. Ne ifade eder sizin için?

Bir kere tabii benim bugün olduğum insan, mesleki olarak da karakter olarak da, hepsi babamın bir eseridir. Onun çalışma biçimi, insanlarla ilişkileri, yardımseverliği, birçok özelliği ister istemez bana geçti. Tabii mesleği de organik bir şekilde öğrenmemi sağladı.

İşlerinize yorum yapar ya da eleştirir miydi?

Şöyle söyleyeyim, ona bir şey beğendirmek imkansızdı. Ben Amerika Fotoğraf Federasyonu Onur Ödülü’nü aldıktan sonra, döndüm ve fotoğrafları ona gösterdim, hatta amcam da vardı. Bana “Bu fotoğraflar olmamış, ışıkta çok eksiklerin var” dediler. Eksik dedikleri fotoğrafla ben fotoğrafçı olarak alınabilecek en büyük ödüllerden birini almışım. Güldüm tabii. Hatta Ankara’daki stüdyomuzda aşağı indirip ışık gösterdiler, şöyle yapsan daha iyi diye...

Bir röportajınızda “Bizim ailede ‘canım oğlum, canım babam’ yoktur” diyorsunuz. İlişkiniz mesafeli miydi?

Evet, biraz İngiliz tarzıydı. Ama o jenerasyon öyle. Çok sarılma öpme, aşırı ilgi yok onlarda, zaten onlar da görmemiş bir üst jenerasyondan. Ne zaman ki bizim abilerimizde ablalarımızda başladı, şimdi artık çocuklar tepemizde.

İlişkinizin başka türlü olmasını ister miydiniz?

Hayır, ben olduğu halinden çok memnundum. Bizim en büyük ritüelimiz, her gün konuşmaktı. Konu ne olursa olsun. Bir de meslektaşız tabii, o konuşmalarda bana hâlâ şunu aldım, bunu yaptım diye hava atar, ben de ona hava atardım falan. Böyle bir diyaloğunuz oluyor.

Tatlı bir rekabet mi?

Yok canım. Rekabet şöyle: Ankara’da onun yanında çalışırken özel müşterileri vardı. Bir süre sonra onlar bana fotoğraf çektirmek isteyince ben kendimi bir anda başka bir stüdyoda buldum. Beni direkt gönderdi. Ama iyi ki de göndermiş, çünkü ben orada kendi mücadelemi vermeye başladım. Hem var olma mücadelesi hem fotoğrafçı olarak para kazanma derdi. Çünkü hayata hazırlarken bazı noktalarda da bu gerekiyor. Halbuki orada dev gibi stüdyo var, ben sistemimi oturtmuşum, neden gidip tek başıma SSK iş hanında, kebapçı üstü bir dükkanda bulayım kendimi? Daha sonra anlıyorum, babam aslında beni özgürleştirdi.

Sizin tarzlarınız da kaçınılmaz olarak farklı. Bu hiç tartışma konusu oluyor muydu?

Askerden döndükten sonra birlikte çalıştığımız bir dönem var, o dönem çok didişiyorduk; çünkü ben onu bilmediği bir sisteme sokmaya çalışıyordum, o da bunu reddediyordu. Fotoğraf artık dijital olmuştu ve dijitale geçmeyen stüdyoların hepsi de teker teker kaybolmaya mahkumdu. Ben bunu öngörebiliyordum ama o dijital cihazları stüdyoya sokmak istemiyordu. Baya direndi, sonra yavaş yavaş kabullendi. Sonra da hatta “Keşke dijital 20 yıl önce gelseydi” demişti. 

Size öğrettiği en önemli şey neydi?

Sadık olmak. İşine, arkadaşına, eşine... Her şeyin temelinde de o var zaten. İşine sadık olduğunda işini iyi yapıyorsun, ilişkilerinde sadık olduğunda birlikte mutlu oluyorsun, onlar da sana sadık oluyor. Ondan öğrendiğim en önemli şey buydu. Ki babam öldüğünde insanların ne kadar üzüldüğünü gördüm. Gerçekten çok seviliyordu. Bu da o sadık ve insanlara yardım etmeyi seven yapısından kaynaklanıyordu.

Bir yıl geçti, kaybıyla nasıl başa çıktınız?

Tekrar karanlık oda kurdum, baştan. O karanlık oda babam kokuyor çünkü, benim çocukluğum. Onunla buluşma noktam oldu. Eski analog fotoğraf makinelerini tamir ettirdim ve onlarla bol bol fotoğraf çekiyorum. Bu da başka türlü bir anma ve onu yaşama şekli oldu benim. Bir de bu yarışma tabii. Bir fotoğrafçı için daha güzel bir yol düşünemiyorum.

“Babam beni özgürleştirdi”

“Baba olmak hayal değil, kader”

Bu kadar babalık üzerine konuşmuşken, sizin baba olma hayaliniz var mı?

O bir hayal değil bence, senin kaderin. Doğru zamanda doğru insanla kendiliğinden olacak bir şey diye düşünüyorum. Onun için çaba sarfetmek, tarih koymak, yaş vermek, bana gerçekçi gelmiyor. Babalık duygusunu tatman lazım der ya insanlar, çok bencilce buluyorum bu tür sözleri. Yemek değil ki bu. Gidip göreceğin bir şehir değil ki. O gerçekten içgüdüsel olarak hazır hissettiğin zaman olması gereken bir şey bana kalırsa.

“Geleceğin sağlık çalışanlarına destek olalım”

Siz kısa süre önce Türkiye Eğitim Vakfı’nın (TEV) “Destek Hayat Değiştirir” projesinin de destekçisi oldunuz...

TEV her zaman kayıtsız şartsız yanında olduğum bir kuruluş. Pandemi döneminde geleceğin sağlık çalışanlarına destek olmak için birlikte bir proje geliştirdik. Şu anda sağlık alanında eğitim gören öğrencilere burs yaratmak istedik. Ben fotoğraf-video çektim, destekçi sanatçılarla röportajların bir kısmını yaptım. 1 lira bile bağış yapsanız sanatçıların dijital imzalı fotoğrafı geliyor size. O yüzden herkesi destekhayatdegistirir.com üzerinden bağış yapmaya davet ediyorum, özellikle de böyle bir dönemde bu destek daha anlamlı.

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler