Geri Dön

“Babamın şarkıları çocukluğumun fon müziği”

“Babamın şarkıları çocukluğumun fon müziği”
Ceyda Ulukaya

Mercan Selçuk, Münir Nurettin Selçuk gibi klasik Türk müziğinde devrim yapmış bir isimle başlayıp çok yönlü besteci Timur Selçuk’la devam eden sanatçı bir neslin üçüncü kuşak üyesi. Her ne kadar müziği değil, bale ve modern dansı seçse de, yolunun “Her zerremde var” dediği şarkılarla kesişmesi sürpriz değil: “Babamın Şarkıları”, başından beri kalbinde yatan, fakat, ancak cesaretini toplayıp hayata geçirebildiği bir proje. Klasikleşmiş Timur Selçuk şarkılarının bale ve modern dansla harmanlandığı bu gösteriyi, Mercan Selçuk Dans Topluluğu’nun yaşları 9 ila 37 arasında değişen 70 kişilik kadrosuyla sahneleyecek. Gösterinin 2 Mart’ta Zorlu PSM’deki prömiyeri öncesinde Mercan Selçuk’la bir araya geldik.

“Babamın şarkıları çocukluğumun fon müziği”




“Babamın Şarkıları” için üç nesil sanat diyorsunuz. Nerede buluşuyor bu üç nesil? 

Üç nesil sanat diyorum; çünkü Münir Baba’nın açtığı o yoldan önce babam, sonra ben geçiyoruz diye düşünüyorum. Gerçi babaannem de tiyatro sanatçısıdır, ablam müzisyen, annem dansçı ama proje doğrultusunda böyle bir çerçeve çizdik. Babam da babasının şarkılarını yapmıştı 2003’de, “Babamın Şarkıları” albümüyle. Münir Baba’nın şarkılarının senfonik aranjesiydi. Ben de şimdi kendi babamın şarkılarını klasik bale ve modern dans sanatıyla yorumladım.

“Babamın şarkıları çocukluğumun fon müziği”


Ne ifade ediyor bu şarkılar sizin için?

Bu şarkılar benim çocukluğumun fon müziği. Her söz, her nota benim her zerremde var. Çocukluğumdan beri de çok keyif alırdım, özellikle Rumelihisarı konserleri zamanı. “Beyaz Güvercin”, “Sen Neredesin?”, “İspanyol Meyhanesi”, “Bugün Yarın Daima” en popüler olanlarından. Enstrümantallerle birlikte toplam 18 parça var.

İlk etapta bu şarkıların baleyle bir araya gelmesi zor gibi geliyor ama öyle mi oldu? 

Genel olarak klasik ya da modern olsun, enstrümantal parçalara dans hazırlama alışkanlığımız var. Dolayısıyla şarkılara koreografi yapmak kolay olmayacak diye düşünüyordum. Ama öyle olmadı, çünkü o dönemki ifadesiyle hafif müzik parçaları yapmış babam, pop müzik denemez. Baktığınızda senfonik aranje. Örneğin “Beyaz Güvercin” esasında tam bale koreografisi yapılacak bir parça. Enstrümantallere baktığınızda Türk müziği enstrümanları öne çıkıyor, onlarda da modern dans enteresan bir şekilde çok güzel oturdu. 

Münir Nurettin Selçuk’u çocukluğunuzda tanıma şansınız oldu mu?

Olmadı; onu daha sonra tanımaya başladım. Çocukken onun müziği ağır geliyordu tabii, liseden sonra açıp dinlemeye başladım. Konserlerde babamdan da dinledim. Sonra sonra anlamaya başladım; inanılmaz bir ses, hatta hançere derler. Aralığı çok geniş, acayip bir okuyuş, o tiz notalara o kadar yumuşak çıkmak... Beste formu çok farklı. Onu dinlemek ruhumu çok zenginleştirdi.

Peki babanızla ilişkiniz nasıldı?

Hep çok destek gördüm tabii. Annemden de babamdan da. Bu proje için de; akşamları üzerine konuşuyoruz, akışı dinliyoruz mesela. Ben kaygılarımı anlatıyorum, o “Hayır, çok güzel olacak” diyor. Bizim sanatsal ilişkimiz daha yüksektir. Babam da Münir Baba’yla öyle yaşamış, öyle anlatır yani. Hep sanatsal paylaşımlar ağırlık kazanmış ilişkide. Tabii ki diğer şeyleri de yaşadık, çocukken her cumartesi Bostancı’daki lunaparka giderdik mesela. Benim sabah bale dersim olurdu, bazen onu kırardık, lunaparka gidip balerin eteğine binerdik. Bir de o zamanlar sokakta çok tanındığı bir dönem. Zavallı adam, her cumartesi balerinde...

Sizce üçüncü nesil olarak onlardan devraldığınız en büyük miras ne?

Babam da Münir Baba da, işlerini çok büyük bir özenle yapmışlar. Detaycı hatta mükemmeliyetçiler. Baktığınızda Türk müziğinde Münir Nurettin’den öncesi ve sonrası diye bahsediliyor. Timur Selçuk da müzisyen çevrelerinde çok iyi anılan bir isim. Ben de, onlar kadar detaycı olmasam da işime kıymet vermeyi onlardan öğrendim diye düşünüyorum. Bale benim hayatım; görüyorsunuz, kim evinin salonunu bale alanına çevirir?

“MSDT dördüncü nesil sanat”

Siz aynı zamanda bale eğitmenisiniz. Baleye son dönemde ilgi de yoğun. Eğitmenlik tecrübenizde en çok neyi önemsiyorsunuz?

Evet, özellikle son beş senedir çok güzel bir ilgi var baleye. Belki biraz da sosyal medyanın etkisi, paylaşıldıkça ilgi de artıyor. Bale eğitiminin katı, sert bir eğitim olduğu bilinir. Ama bu eğitim çok küçük yaşlarda başlıyor ve çocukların o sertlik içinde sevgiyi de hissetmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Bu benim öğrenciliğimde eksik olan bir unsurdu ve bunun özgüveni çok aşağı çektiğini düşünüyorum. O yüzden eğitmenliğimde de evet, zaman zaman sert olabiliyorum ama hemen akabinde bunu telafi etmeye ve çocukları doğru şekilde motive etmeye özen gösteriyorum. Zaten Mercan Sanat Dans Topluluğu’na da dördüncü nesil sanat diyorum, benim çocuklarım da onlar oldu.

“Babamın şarkıları çocukluğumun fon müziği”



“Beyaz Güvercin’in anlamı büyük”

Aynı zamanda babanızın konserlerinde dansçı olarak da sahne alıyorsunuz uzun yıllardır. Özellikle de “Beyaz Güvercin”de. Bu şarkının bir hikayesi var mı? 

Evet, babamın konserlerinin kadrolu dansçısı oldum. “Beyaz Güvercin” aslında benim bu işi yapma sebebimdir. Sanırım ‘94 yazında bir Rumelihisarı konseriydi. O dönem bale okuluna gidiyordum ama balerin olma düşüncem yoktu. O konserde, dönemin baş balerini Hülya Aksular dans etmişti, Beyaz Güvercin parçasında. Hayatta herkesin böyle bir anı vardır bence, o görsel bana “Ben bu işi yapacağım” dedirtti, aşık oldum bu mesleğe. Sonra konservatuvara hazırlanmaya karar verdim. Ve aradan yıllar geçti, Hülya Aksular dansçılığı bıraktı, ben büyüdüm ve “Beyaz Güvercin”de çıkmaya başladım. Kanatlar da devir teslim oldu tabii, Hülya Abla bir konserde getirdi bana. Şimdi “Babamın Şarkıları” gösterimizde aynı şarkıda dans edecek bir öğrencimizde kanatlar, temsili de onunla açıyoruz hatta. Bu yüzden “Beyaz Güvercin”in anlamı çok büyük benim için. 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber