Geri Dön

Banksy’nin izinde...

Dünyanın en gizemli sokak sanatçılarından Banksy ekim ayı boyunca New York’u “dev bir hazine avı oyununa çevirdiğini” duyurdu. Sokaklarda ve duvarlarda her an sürpriz bir Banksy eseriyle karşılaşmak mümkün

Banksy’nin izinde...

ireğe geçirmeme ramak kalmıştı. Elimdeki telefondan Twitter, Instagram, blog’lar ve çeşitli sosyal medya nimetlerinden yararlanarak 1992 GMC modeli bir süt kamyonunun yerini tespit etmeye çalışırken etrafa pek bakamıyorum. Tarih 6 Ekim, bir gün
önce Manhattan yarımadasının güneydoğusunda kalan East Village mahallesinde Banksy’nin yeni eseri görülmüş. Yük kısmı “hayali bir cennete” çevrilmiş bir kamyon, Banksy’nin şehrin sokaklarındaki ilk enstalasyonu... Ben de her gece mahalle değiştiren kamyonu bulmaya çalışıyorum. Biraz sonra bir arkadaşımın yönlendirmesiyle Instagram’da kamyonun en yakın tarihli resminin Manhattan’ın kuzeyindeki Harlem yakınlarında çekildiğini görüyorum.

“Benden nefret ediyorlar”

Banksy’nin izinde...

Mesafenin uzaklığı nedeniyle gitmiyorum o akşam, kamyonu görme işini başka bir zamana bırakırken “Define arıyoruz sanki...” diye kendi kendime söyleniyorum. “Banksy adam olsun, efendi gibi eserini sanat galerisine koysun” şakaları yapıyoruz. Geçen hafta ücretsiz dağıtılan şehir kültürü dergisi Village Voice’a nadir röportajlarından birini veren Banksy meğerse tam da bu aranma, peşinde koşma halini istiyormuş: “Her gün New York’ta yeni bir parça şehri devasa bir hazine avı oyununa çeviriyor.” Heyecanımız büyük dostlar, her an bir köşeden Banksy fırlayabilir.
1990’ların başında İngiltere’nin Bristol şehrinde duvarlara graffiti yaparak başlayan Banksy bugün, kapitalizm ve yerleşik düzen karşıtı, kara mizah dolu eserleriyle kimliğini öğrenemesek de dünyanın en ünlü ve eserleri ilk bakışta tanınabilen sanatçılarından biri... Banksy’nin eserleri yapısı gereği kalıcı değil, alamet-i farikası stencil (önceden kesilmiş karton kalıpların kullanılması) tekniğiyle yaptığı resimlerin üstü üç farklı şekilde boyanabiliyor ya da tümden yok ediliyor: Diğer sokak sanatçıları, belediye ya da kentsel dönüşüm... Ekim ayı boyunca her gün New York’un farklı bir köşesine, önceden haber vermeden “ayrıntılı bir graffiti, büyük boyutta bir heykel, video enstalasyonu ya da “performans sanatı” yerleştirmeyi öngören “Better Out Than It” projesi de şehrin binalarının kime ait olduğu, sokak sanatının genelgeçer estetik kalıplarında nereye oturduğuna dair tartışmalara iyi bir zemin oluşturuyor.

“Graffiti sanat değil”
İngiliz olduğunu bildiğimiz Banksy’nin şimdilik bir ay olarak planlanan New York ikametinin meyvelerinin bazılarının üstü başka graffitiler ya da yazılamalarla kapatıldı. Kimilerine göre bu sokak sanatı çerçevesinde “eserin geliştirilmesi”; Banksy bir duvara bir şey çiziyorsa başka bir sokak sanatçısının da cevap verme hakkı doğuyor... Örneğin Banksy’nin Brooklyn’de yaptığı yara bantlarıyla kaplı kırmızı balon resmi OMAR NYC lakaplı bir graffiticinin saldırısına uğrayınca binanın sahibi fiberglas bir “çerçeve” yaparak resmi korumaya aldı.
Banksy diğer sokak sanatçılarının eserlerine “cevap vermesine” öfkeli. “Eskiden diğer graffiticilerin stencil kullandığım için benden nefret ettiklerini sanırdım ama aslında sadece benden nefret ediyorlar” diyor.
Tek öfkeli olan Banksy değil, New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg de öfkeli ama tabii başka nedenlerden... Göreve gelir gelmez 2002’de başlattığı Graffiti Temizleme İnisiyatifi projesiyle New York şehrinde 6 binden fazla graffitinin silinmesine sebep olan zengin işadamı hemşerilerinin Banksy heyecanına soğuk duruyor. “Graffiti benim sanat anlayışıma uymuyor, insanların mallarına zarar veriyor ve kontrolün kaybedildiği duygusunu hissettiriyor” açıklamasıyla Bloomberg, yakın zamana kadar şiddet
ve suç oranının yüksek olduğu şehirde mülkiyet hakkına ve düzene işaret ediyor.
Mutenalaştırma nedeniyle kiraların aşırı yükseldiği, insanların doğup büyüdükleri mahalleleri terk etmek zorunda kaldığı New York’ta Banksy’nin, bir ucu bu yaz İstanbul’a da uzanan küresel “sokakları geri alma ve şehir hakkı” isyanına katkısı da bu noktada ortaya çıkıyor. Village Voice’a New York’u “yaya trafiğinin yoğunluğu ve gizlenecek yerlerin çokluğu” nedeniyle tercih ettiğini söyleyen Banksy’nin yaz aylarında mekan keşfi için dolandığı bazı yerlerde lüks apartman inşaatları başlamış bile.

Nijeryalı bir prens mi?
2010’da “Exit Through The Gift Shop” filmiyle en iyi belgesel dalında Oscar’a aday olan, Kate Moss’un eserlerine 50 bin sterlin vererek satın aldığı, yılda bir tutuklandığı dedikodusu çıkan, İsrail’in Batı Şeria’da diktiği duvarla da dalgasını geçen Banksy’nin kimliğini gizlemesindeki başarısı da şöhretini besliyor. Esrarengiz bir e-posta zinciri üzerinden Banksy’le söyleşen Village Voice ekibinin şu sorusu cevapsız kalmış: “Sorularımıza gerçekten Banksy mi, Nijeryalı bir prens mi ya da (rejim yanlısı) Suriye Elektronik Ordusu’ndan bir hacker mı cevap veriyor, nereden bileceğiz?” New York’u dev bir açık hava sergisine çeviren “Better Out Than It” karşısında “Bir sonraki eser nerede belirecek, Banksy iş üzerindeyken yakalanacak mı, resimler nasıl korunacak, bina sahipleri duvarlarında hiç yoktan dünyanın en ünlü sanatçılarından birinin eseri belirdiği için memnun mu?” sorularımızın yanıtsız kalması gibi. Ama bu sorular cevapsız halleriyle güzel.