Geri Dön

"Bence İrfan sergisini hissediyor"

Dokuz ay önce beyin kanaması geçirerek komaya giren heykeltıraş İrfan Korkmazlar halen yaşam mücadelesi veriyor. Onun eserlerinden oluşan bir sergi açan karısı Zehra Ö. Korkmazlar: "Çok derin bir yerlerdeydi. Onu döndürdüğümüze inanıyorum. Hastanede çocukların seslerini duyduğunda yüzü değişiyor. Sergiyi de anlattık. Bence farkında ve heyecanlanıyor"

29 Mayıs 2004 gecesinde uykusunda beyin kanaması geçirdi. Ambulans çağrıldı. Hastaneye gidildi. İlk hastanede "Beyin kanaması, umut yok" dendi. Karısı Zehra yılmadı. Başka bir hastaneye geçti. Aynı cümleleri burada da duydular. Cerrahlar ikna edildi ve müdahale yapıldı. İrfan Korkmazlar da komadaki yaşamına başladı. Tıbbın "locked in" dediği bir sendromun pençesine düşmüştü. İlk bir ay hiç tepki vermeyen Korkmazlar sevenlerinin desteğiyle ilerleme kaydediyor. Ailesi onun kendilerini hissettiğinden emin. "Döndü artık" diyor karısı. Korkmazlar başarılı bir heykeltıraş. İlk kişisel sergisini 1990da açtı. Sonra birçok sanat fuarına ve karma sergilere katıldı. Karısı ise ressam Zehra Özmeral Korkmazlar. Akademide tanıştılar. Bir-iki yıl arkadaşlıktan sonra flört etmeye başladılar. Evlendiler. İki çocukları oldu; bir kız bir erkek. Birlikte kızlarının ismini verdikleri Zeynep Sanat Evini açtılar. Burada heykel ve resim dersleri vermeye başladılar. Ve bundan dokuz ay önce... Her gün kocasının yanına giden, onunla birlikte film izleyen, izlerken filmi ona anlatan, ona kitap okuyan, elini tutan Zehra Ö. Korkmazlar bu dokuz aylık mücadeleye bir de sergi sıkıştırdı. Dün başlayan "Mucizeler Yaratmak İstiyorum." başlıklı sergi 29 Marta kadar Nişantaşındaki Dirimartta. Korkmazlar "Sergide İrfanın eserlerinden başka fotoğrafları ve görüntüleri de olacak" diyor. Bir de ilginç bir kitap olayı var. İrfan Korkmazlar beyin kanamasından üç-dört ay önce "Kelebek ve Dalgıç Giysisi" isimli bir kitap okuyor. Bu kitapta da kendisi gibi "locked in" sendromuna yakalanan biri anlatılıyor. O kitabın kahramanı, Jean-Dominique Bauby komadan çıktıktan sonra vücut fonksiyonlarını yitiriyor. Yatağa çakılı kalıyor ve sadece tek gözünü kırparak koca bir kitap yazdırıyor... "Beyin kanaması geçirmeden üç-dört ay önce o kitabı bana gösterdi. Böyle keyif yaparak geçmez hayat derdi bana. O kitabı önüme attı. Bak ne hayatlar, ne insanlar var dedi. Sonra aynı durumu kendisi yaşadı. Ben o zaman o kitabı okumadım. Sonrasında da okumak istemedim" diyor Zehra Ö. Korkmazlar. İrfan Korkmazlar dokuz aydır komada. "Gitmezdi biliyorum. Daha yarım kalan şeylerimiz var" İrfan ilk aylarda hiçbir yerini kıpırdatamıyordu. Şu an çok derin bir yerden buraya doğru bir ilerleme var. El hareketleri başladı. Kirpik oynamasından bile biz bir şeyler anlıyoruz. Doktor diyor ki "Onlar refleks". Hayır değil. Bizim onu buraya döndürdüğümüze inanıyorum ben. Net bir şey yok ortada. Bu nereye kadar gider bilmiyoruz ama bilinmez içinde fazlasıyla ilerledik zaten. Şu an bu hareketleri yapabiliyor olması bile bir mucize. Yoğun bakımdakiler şaşırıyorlar bu duruma, "İrfan beyi siz, bu kadar yoğun sevginizle ve inancınızla bu hale getirdiniz" diyorlar. İrfan beyin durumu nasıl şu anda? Kocamı tanıyorum! Gitmezdi biliyorum. Onunla daha yarım kalan şeylerimiz var. 20 yıllık bir beraberliğimiz var bizim İrfanla. Birlikte büyüdük gerçekten, her şeyi birlikte yaptık. Sen o oluyorsun, o sen oluyor. "İnsan insan" dediğim biriydi. Bunu benim dememe gerek yok. Kimse kötü konuşamaz onun için. Size tüm doktorlar "İmkanı yok" dediği halde siz neye güvenerek, "Hayır yaşayacak" dediniz? Aslında biz böyle bir sergiyi çok uzun bir zamandır planlıyorduk. Onunla da konuşuyorduk hastalığından önce. Ama hayatı sonsuz zannettiğimiz için hepimiz erteliyoruz bazı şeyleri. Bir de İrfan son zamanlarda daha çok hocalıkla ilgileniyordu. Kocanız hastanede. Atölyenizle tek başına ilgileniyorsunuz. Bir yandan çocuklar. Böyle bir sergi nereden, ne zaman aklınıza geldi? Serginin başlığı: "Mucizeler Yaratmak İstiyorum." Yaşadıklarımızdan yola çıkarak, biraz da onun adına düşünerek bu ismi verdik. Bu sergide yıl gözetmeksizin, bu sergi alanının alabildiği kadar eserini sergileyeceğim. Eserleri, başlığı nelere göre seçtiniz? "Süre uzadıkça isteğiniz de artıyor. Daha çok özlüyorsunuz" Çok uzun gelmedi biliyor musun? Ama zaman uzadıkça isteğiniz artıyor. Hadi diyorsunuz. Daha çok özlüyorsunuz. Bir hayatı paylaşmayı, iletişimi özlüyorsunuz. Bu dokuz ay size çok uzun geldi mi? Bir profesyonelle bir iletişim var şu an. Muhabbet ediyorum onunla. Açıyorum kendimi. O psikologla en ağır anından en hafif anına kadar bu olayın anlarını anlatan tablolar çiziyorum. O tablolar karşılığında da kelimeler söylüyoruz. İlk gece için elim kolum bağlı dedim. Ben bile hiçbir şey yapamıyorum dedim. Bu beni çok etkiledi. Siz kime dayanıp ağlıyorsunuz? "Müthiş bir iletişimimiz var. Elini tutuyorum, sıkıyor elimi" Benimle müthiş bir iletişimi var. Konuşuyorum onunla. Elini tutuyorum, elimi sıkıyor. Söylediklerime elimi sıkarak cevap veriyor. Hastanede de iletişiminiz oluyordur. Tabii ki. Arada sırada ben de diyorum, "Bana bu rolü verdin ama... Ben de paylaşmak istiyorum, tamam artık, hadi artık." Çünkü tek taraflı bir ilişki bu şu an. Ben şimdilik onun adına düşünmeye çalışıyorum onu tanıdığım kadarıyla. Bazen daha fazlasını istemiyor musunuz? Evet. Gidemediğim zamanlarda atölyede oluyorum. Onun derslerini üstlendim. Eski öğrencileri devam ediyor. Ben olmadığım zaman yanında ablaları, ailesi kalır. Öğrencileri de gelip yardım ediyor. Her gün gidiyor musunuz hastaneye? Evet, farkında. Anlatıyoruz ona. Ve bence evet, heyecanlanıyor. Sizce İrfan bey serginin farkında mı? Orada olduğumuzu fark ediyor. Çocukların seslerini duyduğunda suratı değişiyor. Sevginizin de farkında. Sizin, çocukların... İrfanın özel sağlık sigortası var. Ama haziran sonunda bu sigortayla ilişkimiz bitiyor. Olsun, ailemiz var, destek olanlar var. Tabii birtakım şeyler çok zor gidiyor. Gelecekle ilgili garantileriniz olmuyor böyle bir durumda. Ama mecbur kalınca her şeyi yapabiliyorsunuz. Bu işin bir de maddi yönü var... "Babası felç geçirmişti. Üç dayısını da beyin kanamasından kaybetmişti. Böyle bir beklentisi vardı" Böyle hayatlar da onu çok ilgilendiriyordu. Richard Dreyfussun bir filmi vardır. Heykeltıraştır, kaza geçirir sonra yatağa bağlı kalır, ötanaziyle ilgili de bir filmdir. O film mesela onu çok etkilemişti. İrfan bey zaten bu tür hastalıklarla, durumlarla ilgileniyormuş. Evet. Çok eski bir film. Ondan sonra "Konuş Onunla" gibi daha birçok filmi de ilgiyle izledi. Böyle bir durumda olma düşüncesi de vardı aslında. Belki babasının felç olması yüzünden. 16 yıl felçli babasıyla geçirdi hayatını. Üç dayısını da çok genç yaşlarda beyin kanamasından kaybetti. Yani bu onun hayatında vardı, saplantı şeklinde ama korku olarak değil. Türkçesi "Bu Kimin Hayatı?" galiba o filmin. Ben hep sağlam olmak zorundaydım. İki çocuk var. Biri üç yaşında, biri yedi yaşında. Siz ne durumdasınız? Çok zor tabii. Oğlumuz Memedle birlikte çok güzel top oynuyorlardı. O kabullenemedi uzun süre. Ablası Zeynep konuşmasını istiyor, babasının sesini duymak istiyor. Evet, konuşabilsin, ellerini kullanıp tekrar bir üretim yapabilsin. Şimdilik ilk hedefimiz bu. Ayakları daha sonraki aşamada. Nasıl karşıladılar bu durumu? Bol bol müzik dinliyoruz. Kitap okuyorum. Oraya plazma ekranla bir sinema kurduk. Film seyrediyoruz, ben filmi ona anlatıyorum. Aslında evdeyken yorgunluktan gerçekleştiremediğimiz ama istediğimiz bazı şeyleri hastanede yapabiliyoruz şimdi. Komik çünkü eskiden o filmi koyardı, ben yorgunluktan 10-15 dakika sonra uyurdum. Hastanede neler yapıyorsunuz? Hemen yurtdışına çıkarız, seyahate gideriz. Hiç durmam bile. Çok keyif alır yurtdışına gitmekten. Şimdi ayağa kalksa ilk olarak ne yaparsınız?

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber