Geri Dön

“Beni bu şiire çeken sıradan insanın hüznü”

Behçet Necatigil’in “Solgun Bir Gül Dokununca” şiirini besteleyip, seslendiren Fırat Tanış “Beni, bizi bu şiire çeken şey sıradan insanın hüznü ve bu hüzünle ortaya çıkan aidiyet teması sanırım” diyor

“Beni bu şiire çeken sıradan insanın hüznü”
Seyhan Akıncı

İklim Tamkan parmaklarını piyanonun üzerinde gezdirmeye başladığında sizi başka dünyaların mümkün olduğuna inandırır. Tamkan’ın piyanosu bu defa Behçet Necatigil’in dizeleri ve Fırat Tanış’ın sesi ile buluştu. Ortaya dingin, sizi kendinize getiren ve her dinleyişte başka bir tat bırakan bir parça çıktı. Fırat Tanış, sahnede oynarken ya da söylerken ve şimdi şimdi çizdiklerini paylaştıkça görüyoruz ki çizdikçe de devleşen isimlerden. Yeni EP’si “Geriye Kalan” da Tanış’ın çizgilerini taşıyor. Onu hayranlıkla izlememizi sağlayan “Gelin Tanış Olalım” pandemi nedeniyle epeydir sahnede yok. Ama tanış olmak için neden çok. Sanatçının Ada Müzik etiketiyle yayınlanan EP’si “Geriye Kalan” Türk şiirinin büyük şairleri Behçet Necatigil’in “Solgun Bir Gül Dokununca” ve Metin Altıok’un “Geriye Kalan” şiirlerinden bestelenen parçalardan oluşuyor. Necatigil’in şiirini Fırat Tanış, Altıok’un şiirini ise Turgay Yakut bestelemiş. Biz de sanatçıyla yeni EP’sini, pandemide çokça çizmeye başlamasını ve bir baba olarak online eğitimi nasıl deneyimlediğini konuştuk. Sahne özlemini nasıl dindirdiğini sorduğumuz Tanış bu konuda oldukça net: “Yoğun bakım servisinde entübe edildiğimiz gözümün önüne geliyor. Hüzün müzün kalmıyor.”

Behçet Necatigil’in şiirlerine hakim olan o ince sızı halindeki mutsuzluk ve kendi şairliğini anlattığı en özel eserlerinden biri “Solgun Bir Gül Dokununca”… Size, Necatigil’in bu şiirini besteleten şey neydi?

Çok sevdiğim bir şiiri olmasının ötesinde belli bir sebebi yok aslında. “Solgun Bir Gül Dokununca”yı bestelemeyi uzun zamandır planlıyordum. Bir şaire ait ya da benim yazdığım bir şiiri, sözü kolay ve hızla besteleyebilen biri değilim. Zaman geçmesi gerekiyor. Zamanla şiirle ve şairle ilgili biriken şeyler daha sonra hızla müziğe dönüşüyor. “Solgun Bir Gül Dokununca” şiirinde, sıradan insanın hüznü ve bu hüzünle ortaya çıkan aidiyet teması sanırım beni, bizi bu şiire çeken şey.

“Geriye Kalan” 2 şarkının 3 farklı yorumla dinleyicilerle buluştuğu bir EP. İklim Tamkan’ın piyanosu eşlik ediyor size “Solgun Bir Gül Dokununca”da… Bu iş birliğini anlatabilir misiniz?

İklim şarkıyı dinledikten sonra çok sevdi ve mutlaka eşlik etmek istediğini söyledi. İnanılmaz bir müzisyen, adeta yeniden besteledi şarkıyı. Çok da uzun sayılmayacak bir düzenleme ve prova sürecinden sonra Babajım stüdyosunda kayıt yapıldı.

Metin Altıok ve Behçet Necatigil’in şiirlerini seçmenizin özel bir anlamı var mı? İçinden geçmekte olduğumuz dönemde size en çok bu şairler mi eşlik ediyor?

Dediğim gibi özel bir anlamı yok. Bu dönem bana daha çok Brecht’in “Halkın Ekmeği” şiiri eşlik ediyor aslında:

“Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.

bakarsınız bol olur bu ekmek,

bakarsınız kıt, bakarsınız doyun olmaz tadına,

bakarsınız berbat.

Azaldı mı ekmek, başlar açlık,

bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya.”

Bir müzisyen olarak başımıza gelen ilk kötü şeyde hemen müziğin sesinin kısılmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Pandemi başımıza gelen sıradan bir felaket değil. Belki yüz yılda bir… Şanssızlık ki bizi buldu. Bu derece olağanüstü, toplum sağlığını tehdit eden bir durum karşısında konserlerin durması, icra ve iş olanaklarının ortadan kalkması son derece olağan ve gerekli. Hiçbir müzisyenin de bu dönemde konser yapmak gibi bir inadı olduğunu sanmıyorum. Sonuçta bir konser yapmak müzisyenin de sağlığını tehlikeye atıyor. Ancak içinde bulunduğumuz bu koşulda sorun olan sizin de dediğiniz anlamda müziğin sesinin kısılması değil, hayatını sadece müzik yaparak geçindiren on binlerce müzisyenin, onların ailelerinin, bu sektörde çalışan pek çok tedarikçi ve hizmet verenin, intiharlara yol açacak derecede aç kalmaları ve sade vatandaşlar olarak sosyal devletten bekledikleri desteği görmediklerini tespit etmiş olmaları.

“Beni bu şiire çeken sıradan insanın hüznü”

“Resimlerim kızıma kalacak”

EP’nin kapağındaki çizim de size ait… Korona günlerinde yoğunlaştığınız, sığındığınız şeylerden biri de resim oldu galiba…

Uzun zamandır resim yapıyorum. Sadece kendim için, keyiften. Hiçbir iddiam yok. Herkesin yapabileceğine inandığım ölçüde. Sayılı dostuma hediye ettiklerim dışında hepsi kızıma kalacak. Pandeminin başladığı ve eve kapandığımız mart ayından beri belki yüzlerce resim yaptım. Böyle bir dönemde niteliği hiç önemli değil, elinizden geldiği ölçüde sanatın herhangi bir dalıyla uğraşmak, resim yapmak, bir enstrümanla ilgilenmek insanı rahatlatıyor. Öneririm.

Tiyatrocular da müzisyenler ve pek çok iş kolundan insan gibi zorlu bir süreç geçiriyor. Ekonomik zorlukların dışında sahnede olamamanın hüznüyle nasıl baş ediyorsunuz?

Oyun olması halinde ekipten bir arkadaşımın ya da seyircilerden birinin belirti göstermeyen ve hastalığından haberi olmadığı bir şekilde, hastalığını ekibe ya da seyirciye bulaştırdığını hayal ediyorum. Ailelerimizden ve tüm sevdiklerimizden bu sebeple uzak kaldığımız, bir yoğun bakım servisinde entübe edildiğimiz gözümün önüne geliyor. Hüzün müzün kalmıyor o zaman.

Bazı oyunlar online buluşmaya başladı izleyicilerle, “Gelin Tanış Olalım” ile ilgili böyle bir planınız var mı?

Hayır yok. Bu konuda çok istek ve talep geldi fakat bir tiyatro oyununun yegane kıymetinin onun tiyatro salonunda izleniyor olması, olduğunu düşünüyorum. Tiyatro sanatının tüm zenginliği de bu basitliğinde yatıyor.

Herkesin bir şey öğrendiğini ya da bazı alışkanlıklarını değiştirdiğini söylediği bir yıl geride kaldı. Sizin için kalıcı öğretilerle dolu bir yıl mıydı? Geriye dönüp baktığınızda 2020’yi nasıl hatırlayacaksınız?

İnsan doğanın hakimi, üstünü, efendisi değildir. Kainatın merkezinde de değildir insan. Mars’a tohum ekmeye giderken işte böyle beyni bile olmayan, parmağının ucuyla bastırıp dahi incitemediği bir virüsün kölesi olur. 2020 dersi, konusu bu olan bir üniteydi. Böyle hatırlayacağım.

“Ben ve yakın çevremdeki herkes aşı olacağız”

Pandemiyle birlikte Godot’yu bekler gibi bekledik aşıyı ardından tartışmalar aldı yürüdü. Canlı yayında aşı olan isimleri görüyoruz hem ülkemizde hem dünyada. Siz aşı olacak mısınız?

Godot’dan daha hızlı geldi. Oyunda Godot gelmiyor malum ancak aşılar elbette bilimin geldiği nokta sayesinde de geçmiş yıllarda üretilen aşılardan çok daha hızla üretildiler. Dünyada yasal ve onaylanmış aşı uygulamalarına örnek ve öncülük eden tanınmış isim ve liderler var, fakat ülkemizde yok. Ya da şöyle ifade edeyim, medyada aşı olduklarına tanık olduğumuz kişiler deneylerde gönüllü kobay oldular, ya da kendi ifadeleri bu yönde oldu. Evet ben ve yakın çevremdeki herkes aşı olacağız.

“Çocukların adaptasyonunu kıskanıyorum”

Bir baba olarak online eğitim sürecinde kızınız da diğer tüm çocuklar gibi zorlanıyor olmalı. Ebeveynliğin karantina hali nasıl gidiyor? Babalığa dair yeni şeyler keşfettiniz mi?

Kızım Zeynep henüz bu sene birinci sınıfa başladı. Dolayısıyla yüz yüze eğitimi görmüş, yaşamış üst sınıf abi ve ablalarından daha şanslı. Bu yeni ve bambaşka koşula çok rahat adapte oldu diyebilirim. Sınıf arkadaşlarıyla online teneffüse çıkıyor olması ya da derste öğretmenin “hattan düşüyor olmasına“ tanık olmak benim gibi 45 yaşında biri için tuhaf olsa da, çocukların her koşula bu kadar rahat adapte olduklarını görmek hayranlık verici. Bunu kıskanıyor, gıpta ediyorum açıkçası.

 

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber