Geri Dön

"Benim için öncelik ailemin kadınlarında"

"Keloğlan Karaprens'e Karşı" filminin Karaprens'i Özcan Deniz "Sakar, sürekli küfür eden, gerdan kırarak selam veren çok komik bir prensi canlandırıyorum" diyor. Para kazanmayı çok iyi bildiğini söyleyen Deniz: "İhtiyacı olanlar her zaman listemdedir. Ama bunlar da ailemin kadınlarıdır. Onların iyi, lüks yaşamasını isterim. Erkekler kendi başlarının çaresine baksınlar"

Geçtiğimiz hafta klarnetçi Hüsnü Şenlendirici ile bir konser veren, "Ben etnik pop yapıyorum ve müzikal kalitemi yükseltmek için uğraşıyorum" diyen Deniz'le müzik meselesini böyle özetledikten sonra oyunculuğu ve öykü yazarlığını konuştuk. Sohbet sırasında konu kadınlara, kıskançlığa da geldi tabii. Kıskançlığına laf edince kahkahalar attı. Ayrılırken "Kocanı çok sev. Bizden az kaldı (Boğa burçlarını kastederek)" deyince "Hah aynı ukalalık" dedim, bu kez "keh keh" güldü. O boyuna posuna, ağır duruşuna, merdiven başında durup sizin öne geçmenizi bekleyip, üzerine bir de eliyle yön vermesine rağmen gülüşünde, bakışlarında, konuşurken bazen bacaklarına, hatta ayak bileklerine sarılmasında, belki de röportaj sırasında 39-40 derece ateşi olması yüzünden bir çocuksuluğu var ve "Vay be ne hoş adam" yerine "Ah canım, hasta mı oldun sen?" diyesiniz geliyor. Çoğu insanın gözünde oyunculukla birlikte sınıf atlayan, poposunu gördüğümüz o fotoğraflardan sonra sürekli değişim sorularına maruz kalmaktan ve homoseksüellikten bahsetmekten "kusma gelen" Özcan Deniz, hâlâ Seymen'i hayal edenler varsa, bence onları hayal kırıklığına uğratmaz. Hatta "O yazdığım adamlar sanatçı değil. Ama ben sanatçıyım ve onları yaratan da benim. Birlikte olduğum kadının Seymen'le yetinmesi yazık olur. Kim bilir bende daha neler var!" diyor. Özcan Deniz'le buluşmamızın nedeni 6 Ocak'ta vizyona girecek olan "Keloğlan Karaprens'e Karşı" filmiydi. Keloğlan'ı Mehmet Ali Erbil canlandırırken onu da Karaprens olarak izleyeceğiz. Onlara da Petek Dinçöz, Ahu Türkpençe, Gazanfer Özcan, Nükhet Duru eşlik edecek. Evet, iyi reaksiyonlar geldi ama ben kendimi beğenmiyorum. O filmde bir oyunculuk tarzı vardı. Sinema için tehlikeli bir tarz. Grotesk oynarsın. Tiyatroda olur. Kasta baktığınız zaman neredeyse hepsi tiyatrocu. Ama benim öyle bir deneyimim yok. Gözlemim de yoktu. Onların arasına bir anda girip aynı ritmi tutturabilmem acayip zor bir şeydi. Allahtan öykü benimdi ama çok oturtamadım. Bir de çok çirkin çıkmışım. "Allahım bu ne!" diyorum kendimi o filmde gördükçe. "Neredesin Firuze?" de komedi oynadınız. Ama kendinizi çok beğenmemişsiniz o filmde galiba. Aslında çoğu yazar-çizer sizi beğenmişti. Güzel olmanın imkanı yok, değil mi? Ama Haluk Bilginer o kıyafetlerle de iyiydi. Ama zaten o kıyafetlerle, kaş, boyun oynatmalarla... Açıkçası ben de daha filmin bütününü izlemedim. O yüzden bilemiyorum. Ama daha şimdiden eleştiriler başladı. Peki, bu filmden alnınızın akıyla çıktınız mı? Kara Prens de çok komik adam. Saçmalayan, sakar, bir selamı bile yapamayan, sürekli küfür eden bir adam. Adı Necati mesela, onu hep saklıyor, Necati dendiğinde deliriyor. Kendine Kara Prens falan demiş herif. Gerdan kırarak yaptığı bir selamı var, ona çok güleceksiniz. Asıl komik rol Mehmet Ali Erbil'in galiba. Bunu sadece fragmana bakarak söylüyorum. "Korku filmi çekeceğim" Televizyonda art arda benzer karakterleri oynuyor olmanızın bir mahzuru yok çünkü televizyon kendini tekrarlayan bir dünyadır. Bir de yapımcının, kanalın isteği üzerine yapılır. Çok özgür değilsin yani. Ama sinemada özgür olabilirsin. Benim ilk lanse edildiğim film, beş dakika göründüğüm "Kolay Para" diye bir filmdi. Oradaki tipim de rolüm de çok değişikti. "Asmalı Konak" gibi çok karizmatik bir karakterle yer aldığım bir filmin hemen üç-dört ay sonrasında "Firuze"de karizmadan yoksun, şaşkın ördek bir adamı oynadım. Yani sinemada tabularımın olmadığını, renkli karakterler canlandırmayı sevdiğimi sinemacılar biliyor. "Asmalı Konak"tan sonra sizi birkaç değişikliğe uğramış bir Seymen olarak seyrediyoruz "Haziran Gecesi"nde. Size roller gelirken hep aynı tip adamlar mı geliyor? Aslında ben sesimden önce sinemayı keşfettim. Ortaokulda amatör tiyatro kurdum. Arkadaşlarımla birlikte oyunlar yazdım. Ondan sonra amatör tiyatrolar yaptım. Bunlardan sonra sesimin farkına vardım, ses yarışmalarına katıldım. Böyle böyle oyunculuk ve şarkıcılık iç içe geçmeye başladı. Daha "Hadi Hadi Meleğim" döneminde zaten benim kolumun altında üç tane hikaye vardı. Biri "Aşkın Dağlarda Gezer", biri de "Firuze"ydi. Oyunculuğa kendi öykülerinizle başladınız. "Aşkın Dağlarda Gezer" de sizin öykünüzdü. "Neredesin Firuze?" de, "Haziran Gecesi" de... Şimdi neredeyse yazıp bitirdiğim başka bir proje var. İnşallah önümüzdeki sene bir korku filmi çekeceğim. Yönetmenliğini yapmak istiyorum. Şimdi ne yazıyorsunuz? Ben de bu konuda hırs yaptım. Bu olsun istiyorum. Psikolojik gerilim. Matematiği olan, zekice kurgulanması gereken, zor bir iş. Türk korku filmlerinden gerçekten çok korkuyorum. Yani bir türlü olmazmış gibi geliyor. Geldi. Geldi de her taşın altından çıkmak istemediğim için kabul etmedim. Bu kadar yazıyorsunuz. Köşe yazarlığı teklifi hiç gelmedi mi? "Bazen bir günde tüm kötülükleri yapmak istiyorum" İhtiyacı olanların her zaman benim listemde yeri vardır. Ama benim için öncelik ailemin kadınlarında. Bunu asla unutmayın. Erkekler bir şekilde başlarının çaresine baksınlar. Kadınlar benim için önemlidir, değerlidir ve ben de hepsine yetmeye çalışırım. Bir de benimle çalışan 20'ye yakın insan var, onlar önemlidir. Siz 35 kişiye falan bakıyormuşsunuz galiba. Şunu itiraf edeyim o zaman. Benim içimde hep bastırdığım, ortaya çıkmasına müsaade etmediğim çok serseri bir adam var. Çok dağıtmaya müsait, çok zor toparlanabilecek bir adam... İşte o sivri çıkışlarım, bir anda soyunmam, saçımı boyatmalarım içimdeki o adamın çıkış noktası bulmasıyla ilgili. Bu sorumluluklarım bunları bastırmama neden oluyor. Bunlar olmasaydı inanın Özcan Deniz'i hiç böyle tanımazdınız. Bu çok büyük bir sorumluluk değil mi? Zor değil mi? Sürekli parasız kalmama mecburiyeti, kendini bırakamama. Bir anda delirebilirsiniz. Patlatıyor. Bazen bir gün içinde bütün kötülükleri yapmak istiyorum. Tüm bunlar bazen insanı... Gerçekten. Vitrin camlarını kırmak istiyorum. Küfretmek, bağırmak, içmek istiyorum. Sabaha kadar sokaklarda asayişi bozmak istiyorum. Ne bileyim arabaya binip kırmızı ışıklarda geçmek istiyorum. Bazen o kadar üstüme geliyor her şey. Haydaaa... İşte ben de işime çeviriyorum. Neyse soyunarak, saç boyatarak halletmeniz bunların yanında iyi kalıyor. "Dokunmazsam aşık olmam" Şimdi benim ailemdeki kadınlara karşı bir tutumum var. Hayatıma giren kadın ister istemez bir refleks olarak aynı muameleye maruz kalıyor. O da ailemdeki kadınlardan biri oluyor. Hep kadınlarla çevrilisiniz. Anne, kız kardeşler, kuzenler, yeğenler. Zaten erkek çocuksunuz, bir adım öndesiniz. Onlara çok iyi bakıyorsunuz, maddi, manevi... Prenssiniz siz. İlişkinizde de aynı prensliği bekliyor musunuz? Oluyor zaten. Ama bu tehlikeli bir durum değil. Ben ailemdeki kadınları kollama, koruma, onlara güzel hayatlar sunma isteği içindeyim, o da aynı lükslere sahip oluyor aslında. Tabii ki ben de karşılığında bazen bir şeyler bekliyorum. Şımartma değil de ne bileyim özel bir şeyler bekliyorum. Onun için iyi olduğu kadar da korkutucu bir şeydir bu herhalde. O kadar kadınla rekabet... Çocuk çocuk... Şefkat istiyoruz. Boğa burcunun en büyük özelliği ten temasıdır. Dokunmadığı hiçbir şeye aşık olmaz. O yüzden bizim için platonik aşk diye bir şey yoktur. O yüzden bana dokunulmasına ve benim dokunmama müsaade edilmesine çok değer veririm. Dokunmaktan kastım kalçalarına, göğüslerine dokunmak değil. Elini tutmak bile yeter. Boğa burcu bayılır bakılmaya zaten. Okşayacaksın, koynuna alıp seveceksin... Hayır ama bazen... Kadının her zaman kendi cinslerine de bu estetiğini gösterme merakı vardır. Göğüslerini açabilir. Biri de ona "Dekolten ne güzel" demişse yandın. "Çok kıskancım" demişsiniz. Siz kıyafete kadar mı kıskançsınız? Bu bir erkekse mi? Erkek mi diyecek böyle bir şey? Bir erkekse tabii ki alır ağzının payını. Ama erkekler pek cesaret edemez, "Senin göğüslerin ne güzel" demezler. "Dekolten ne güzel" diyene de gidip ağzının payını verir misin? Evlilikle ilgili sınırım yok. 50 yaşında da evlenebilirsin. Ama o yaşta çocuk sahibi olmak zor. Çocuk için insanın bir zaman belirlemesi gerekiyor galiba. Ama çocuk da yanında evliliği getiriyor. Belki işimde biraz frene basmaya karar verdiğim bir dönemde evliliği planlamayı düşünüyorum. Bu da ne zaman olur bilmiyorum. Kafam bu konuda çok karışık. Her an bir çılgınlık yapıp kendim gibi çocuk konusunda bu şekilde kafayı bozmuş bir kadın bulup, onunla olup çocuk sahibi olabilirim. Esin Moralıoğlu sizin için "Çok iyi aile babası olur" demiş. Siz de çocuk, aile isteyen birine benziyorsunuz uzaktan. Bununla ilgili bir planınız, yaş sınırınız var mı? "Kendimi bildim bileli boğazına düşkün bir adam oldum. Yemek yapmayı ve yemeyi seven bir insanım. O yüzden farklı mutfaklar hep ilgimi çekmiştir. Mesela Uzakdoğu mutfağıyla 19 yaşında tanıştım ve hastası oldum. Almanca bilmediğim halde mutfaklara girip tariflerini yazardım, eve gidip yapmaya çalışırdım. Şimdi o zevkim daha da gelişti. Artık tarif almak yerine yediğim yemeğin içinde neler, ne kadar var onu anlamaya çalışıyorum ve yapıyorum. Şu aralar mesela tıkamasala diye bir Hint yemeği öğrendim, onu yapıyorum." "Şu aralar Hint yemekleri yapıyorum" R&B yeni bir tür mü? İnsanlar size geliyor ve daha öğrenme sürecinde olduğunuz halde birtakım sorular soruyor. Cevap veremiyorsunuz ya da öyle bir cevap veriyorsunuz. İki gün sonra biliyor hale geliyorsunuz ama o cevap sizin 10 yıl peşinizi bırakmıyor. Siz bir müzisyensiniz ama daha geçen yılki bir röportajınızda galiba "Birçok yeni tür var, mesela R&B" demişsiniz. R&B geçen yıl çıkan bir tür değil ki. Komik olmuş. Öyle çünkü ben yeni öğreniyorum. Ayrıca yeni popüler oluyor. Ama bu 10 yıl dalga geçilecek bir şey. Yeni bir tür: R&B. Reklamlarına çıktığı Desa markası için deri kıyafetler tasarlayacak. Resim yapmaya devam ediyor. Eğer yetiştirebilirse bahar aylarında bu resimlerini Desa mağazalarında sergilenirken görebileceğiz. "Diyet her zaman hayatımda" diyor. "Bütün asitli yiyecekler hayatımdan çıktı. Beyaz ekmek yok. Tatlılar minumuma indi. Gece yemeleri yok."Fırsat buldukça cuma namazına gidiyor. Peki. Fasıl ve rakı sofrası sevmiyor, çok sıkılıyor. "Oralarda işkence çekerim" diyor. Yurtdışına çıktığı zaman müzik dinlemek ve dans etmek için kulüplere gidiyor. Çok geç, uzun zamanda ama çok ayrıntılı öğrendiğini söylüyor. Bilgisayar öğrenmeye başlamıştı, devam ediyormuş: "Şimdi klavye çalışıyorum. Yani fareyi kullanmadan her işlemi klavye ile yapmayı. Bunu çocukluktan kavramak gerekiyormuş. Çok karışık bir şey." Fasıl hiç sevmiyor, yurtdışına çıktığında kulüplerde dans ediyor

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber