Geri Dön
PazarBeyaz bir sayfa

Beyaz bir sayfa

Renklerin verdiği mesajlar, günümüzde her alanda yaygın biçimde kullanılıyor olsa da aslında ortaya çıkışları ve toplumsal kabul görmeleri tarihsel bir yolculuğa dayanır. Beyazın tarihsel yolculuğu “aydınlık”la başlar

Beyaz bir sayfa

Pelin Gülşen- İnsanlık tarihinde ışık ve aydınlık ile var olan beyaz, sembolik anlamlarıyla oldukça zengindir. Yontma Taş Devri’nde mağara resimlerinde beyaz, genel itibarıyla arka planı belirginleştirerek kırmızı ve sarı toprak boyalarını ön plana çıkarmak için kullanılmıştır. Tebeşirin ardından tarih sahnesine giren ve uzun süre varlığını koruyan en ünlü beyaz pigment ise kurşun bazlı üstübeçtir. Tarihsel yolculuğu “aydınlık”la başlayan; sembolik olarak iyi, doğru ve masum olanla ilişkilendirilen beyazın uzun dönemler boyunca elde edildiği başlıca pigmentin ölümcül olması ise büyük bir ironidir.

Antik kültürlerden Yunanlar beyazı karanlıktan aydınlığa çıkışın simgesi olarak konumlandırır. Yeryüzünü karanlık ve aydınlık olarak algılayan Yunanlar için, beyaz renk en temel renklerden biri olmuş ressamlar özellikle üstübeç beyazından faydalanmıştır.

Gelinlerin tercihi

Masumiyet ve saflığın rengi beyaz, evliliğin sembolü iken, kadının giydiği gelinlik eski zamanlarda ailenin gücünü ve zenginliğini herkese gösteren bir araçtı. Antik Yunan’da gelinler genellikle renkli bir elbise giyerken bazen de tüm vücutlarını beyaz boyayla boyar ve düğün gününde saçlarına beyaz çiçekler takarlardı. Antik Roma’da ise gelinler uzun beyaz bir tunik giyer ve yüzlerini flamma denilen bir tülle örterlerdi.

19. yüzyılın başlarında Napolyon’un, beyazı imparatorluk rengi olarak ilan etmesinin ardından gelinlikler de görülmeye başladı. Gelinliklere bu dönemde duvak da eklendi. Yaygınlaşması ise 1840 yılında kuzeni “Konsort Prens” Albert ile evlenen Kraliçe Victoria’nın düğününde beyaz gelinlik giymesiyle gerçekleşti. Kraliyet ailesinde genellikle giyilen parlak kıyafetler ve mücevherlerin aksine Kraliçe Victoria’nın İngiltere’de bir yerleşim yeri olan Honiton dantelleriyle bezeli beyaz gelinliği çok ilgi gördü.

1849 yılında dönemin ünlü kadın dergisi Godey’s Magazine and Lady’s Book gelinler için en uygun rengin beyaz olduğunu ve beyaz gelinliğin saflığın, masumiyetin, genç kızlığın ve evlenilen kişiye verilen saf bir kalbin simgesi olduğunu yazdı.

Osmanlı’da ilk beyaz gelinliği giyen ise 1898 yılında Kemalettin Paşa’yla evlenen 2. Abdülhamid’in kızı Naime Sultan’dır. Avrupa’da katıldığı bir düğünde görüp etkilendiği beyaz gelinliği kendi düğünün-de giyen Naime Sultan, beyaz gelinliğin yaygınlaşmasına öncülük etmiştir.

Geyşalar yüzünü neden beyaza boyar?

Japonya’da 600 yılından bu yana sürdürülen geleneğin bir parçası olarak geyşalar gelen misafirleri hem eğlendirmek hem de onlara eşlik etmek üzere eğitilirler. Bu geleneğin ortaya çıktığı dönemde kullanılan mum ışığının yetersizliği nedeniyle geyşalar ifadelerini açık bir şekilde anlaşılır kılmak ve porselen bir görünüş yaratmak amacıyla yüzlerini pirinç tozuyla beyaza boyamışlardır.

Çin’de yasın rengi beyaz

Özellikle Çin’de ve bazı güney Asya ülkelerinde beyaz ölümün ve yasın rengi olarak görülür. Cenazede beyaz giyilmesi, kişisel yas ve kederin ötesinde, ölen kişinin dünyadan ayrılarak saflığın hüküm sürdüğü cennet krallığına geçişi esnasında ona eşlik etmeyi de simgeler. Çin’deki bir diğer gelenek ise yas tutma sürecidir. Cenaze töreninin öncesindeki birkaç günde merhumun akrabaları ve yakınları beyaz çiçek getirirler; para koydukları beyaz zarfları ölen kişinin yakınlarına verirler. Beyaz renk Çin’de farklı anlamlar da taşır: Örneğin, beyaz Yin ve Yang sembolündeki Yang’ın maskülenliğini, tek boynuzlu hayali atı (unicorn), batı yönünü, metali ve sonbahar mevsimini temsil eder.

Beyaz bir sayfa

Ölümcül beyaz

İyi, doğru ve masum olanla ilişkilendirilen beyazın uzun dönemler boyunca elde edildiği pigmentin ölümcül olması ve bu pigmentin tenin daha beyaz daha pürüzsüz ve daha etkileyici görünmesi için makyaj ürünlerinde kullanılması ne büyük bir ironidir

Beyaz ten, tarihin her döneminde asaletin sembolü ve üstünlük göstergesi olmuştur. Ortaçağ Avrupası’nda üstübecin popüler olması, Müslümanların 711 yılında İberya Yarımadası’na gelerek 1492 yılına kadar bu bölgeyi hakimiyet altına almaları ile ilişkilidir. Bu dönemde İspanyol Hristiyanlar ve Araplar arasında uzun soluklu bir mücadele ortaya çıkmış, dönemin asilleri esmer tenli Araplardan farklı olduklarını kanıtlamak için güneşe bile çıkmaktan kaçınmışlardır zamanla güneş altında çalışan yoksul halktan ayrışmak için de benimsenen bir anlayış olmuş. Beyaz, Rönesans Dönemi’nde güçlenen estetik algısı ile bir dönüm noktası yaşamıştır. Özellikle sanat eserlerinde kadınsı güzellik o kadar ön plana çıkarılmıştır ki kadınlar gerçek dünyada da bu güzelliğin bir temsilcisi olmak istemişlerdir. Kadınlar yüzyıllar boyunca beyaz bir tene sahip olmak için birçok yol izlemişler, vücutlarına ve yüzlerine çeşitli bitkisel ve kimyasal karışımlar sürmüşler hatta beyaz ve pürüzsüz bir görünüm elde etmek uğruna kurşun bazlı makyaj malzemeleri kullanarak ölümü bile göze almışlardır.

I.Elizabeth’in zehirli fondöteni

I.Elizabeth’in makyaj yapmayı çok sevmesinin nedeni sadece güçlü ve güzel görünmek istemesi değil, geçirdiği çiçek hastalığıdır. Bu hastalık nedeniyle yüzünde pek çok iz kalır. Pürüzsüz ve parlak cilt görünümünü yeniden elde etmek için zehirli üstübeç tozu ve sirke ile bir fondöten hazırlar. Tüm yüzüne ve boynuna uyguladığı bu zehirli karışımla istediği sonucu almıştır. Dönemin zenginleri de zehirli olmasına rağmen piyasaya sürülen hazır kozmetik ürünleri kullanarak mermer görünümlü bembeyaz makyajlar yapmaya başlar.

Beyaz bir sayfa

Özellikle 16. yüzyılda “Satürn’ün Ruhları” olarak da bilinen fondöten/krem olan Venedik üstübecinin en popüler kullanıcısı İngiltere Kraliçesi I.Elizabeth olmuştur. I.Elizabeth’in yaşamı boyunca yarattığı güzellik algısının bedeli maalesef hayatının son dönemlerinde ortaya çıkarak ciddi sağlık sorunları yaşamasına sebep olmuştur. Kullandığı makyaj ürünlerinin zehirli yan etkileri ile saçları grileşip dökülmeye başlamış ve Kraliçe peruk takmak zorunda kalmıştır. İşin ilginç yanı, bu zorunluluktan doğan davranışı da popüler olmuş ve herkes peruk takmaya başlamıştır. Yan etkiler bununla kalmamış, Kraliçe I.Elizabeth iştahsızlık nedeni ile bitkin düşmüş, fiziksel zorluklar yaşamış ve ruhsal olarak çökmüştür. İlerleyen yıllarda da kurşun bazlı beyaz makyaj ürünlerinin toksik etkisi, kullananların üzerinde ciddi şekilde etki göstermeye devam etmiştir. Uzun süreli kullanımda gözlerde şişme ve iltihaplanma, cilt dokusunda kararma, damarların aşırı derecede belirginleşmesi, kansızlık, hafıza kaybı, kusma, böbrek yetmezliği ve kurşun zehirlenmesine bağlı ölümlere neden olmuştur.

Tarih güzellik uğruna hayatını kaybedenleri de yazmış sayfalarına. Bunlardan en ünlüsü İrlandalı sosyetik güzel Maria Ganning olmuştur. 1752 yılında henüz 19 yaşındayken bir İngiliz Kontuyla evlenen Maria, dönemin diğer üst sınıf kadınları gibi kurşun bazlı üstübeç beyazı kremi aşırı derecede kullanmıştır. Bir süre sonra yüzündeki mavi damarlar zamanla öyle belirginleşmeye başlamıştır ki, hiç kimsenin onu bu şekilde görmesini istememiştir. Görkemli evinin bir odasında sadece etrafı görmesine yetecek kadar ışıkla yaşamaya başlamış ve kurşun zehirlenmesi sonucu 27 yaşında hayatını kaybetmiştir.

Beyaz bir sayfa

Maria Ganning

Renklere göre kişilik özellikleri

Tüm renkleri içinde barındıran beyaz için, renklerin kraliçesi demek doğru olabilir.

Beyaz renk, tüm renkleri içinde barındırma özelliği gibi, diğer tüm renklerin anlamlarını da içinde taşır. Bu renk saflığın, temizliğin ve sadeliğin sembolü olduğu gibi acemiliği ve deneyimsizliği de anlatır.

Beyaz seven kişiler genellikle çok düzenli, sadık ve temizdirler. Onlar için her şey yerli yerinde olmalıdır. Hayatlarının her alanında basitlik, sadelik ve huzurdan yanadırlar. Bu yönleri onların daha uzlaşmacı ve soğukkanlı olmalarını sağlar.

Yeni başlangıçların rengi…

Yeni başlangıç yapmak isteyen beyazseverler, farkında olmadan fazla harcama yapma eğiliminde olabilirler. Her ne kadar meraklı ve pratik olsalar da finansal olarak oldukça dikkatlidirler. Dürtülerinin peşinden gitmek yerine kontrollü davranırlar. Yalnız vakit geçirmeyi seven ve her işini kendisi halleden kişilerdir. Beyaz rengi sevenler, çok fazla ön planda olmayı sevmezler ve kendilerini geri planda tutarlar. Bu yüzden başta kendileri olmak üzere zaman zaman insanları eleştiren kişilikleri ile ön plana olabilirler.

Beyaz seven kişiler romantik ilişkilerde partnerlerini mutlu etmeye özen gösterirler. Toplum içinde sevgilerini ve ilgilerini fazla belli etmekten hoşlanmayabilirler. Özel hayatları onlara özeldir ve iki kişi arasında kalmasına önem verirler.