PazarBu yıl en çok gerçekliği aradık

Bu yıl en çok gerçekliği aradık

03.12.2023 - 02:00 | Son Güncellenme:

Amerika’nın en eski sözlüğü Merriam-Webster gerçek, güvenilir, asıl ve özgün gibi anlamlara gelen ‘‘otantik’’i 2023’ün kelimesi seçti. Sözlük yayıncısı bu ilginin çevrimiçi aramalardan ve konuşmalardan kaynaklandığını belirtiyor. Peki, özgünlük günümüzde karşılığını bulan bir ifade mi?

Bu yıl en çok gerçekliği aradık

Seyhan Akıncı - seyhan.akinci@milliyet.com.tr /Bundan üç yıl önce tüm dünya maskelerin ardından baktı hayata. Ve hayatımızın sözcüğü pandemi Amerika’nın en eski sözlüğü Merriam-Webster tarafından da 2020’nin kelimesi seçildi. Bir yıl sonra beklenen haber geldi ve özgürlüğün adı aşı oldu. Yılın sözcüğü de elbette. 2022’de Sözlük “gaslighting”i yılın kelimesi ilan etti. Ve bu yıl biterken Merriam-Webster 2023 yılının kelimesi olarak authentic’i (otantik) seçti. Merriam-Webster’den yapılan açıklamada, “Açıkça arzu edilen bir nitelik olmasına rağmen, ‘otantik’i tanımlamak zor ve tartışmaya tabi” dendi. Sözlük yayıncısı, ilginin yapay zekâ, kimlik ve sosyal medya hakkındaki hikâyeler ve konuşmalardan kaynaklandığını ifade ediyor. Sözlüğün de altını çizdiği gibi otantik barındırdığı bir anlamıyla özgün, tanımlanması zor bir sözcük. Peki, özgünlük günümüzde karşılığını bulan bir ifade mi? Bugünkü özgünlük tanımı nedir sizce? Bugün yapılan aramalara da bakacak olursak özgünlüğü mü arıyoruz?

Haberin Devamı

Prof. Dr. Ayşe Naz Bulamur: Sanat doğal değil kurgusaldır

Biz sanatseverler gerçeklik fantezisine kapılırız. Heyecanla takip ettiğimiz hikâyelerin otantikliğine inanmak isteriz. Bu gerçeklik sanrısıyla sinema ve edebiyatta sempati duyduğumuz karakterlerle birlikte ağlar ve güleriz. Oysa sanatın İngilizcesi “art,” yapay anlamına gelen “artificial” kelimesinden gelir. Sanat doğal değil, kurgusaldır. Oryantalizm adlı kitabıyla bilinen Edward Said, sanatın kültürel bir ürün olduğunu savunur. Üretildiği dönemin politikası, tarihi, felsefesi, ekonomisi ve teknolojik gelişmeleri ışığında şekillenir. Asıl soru hikâyenin güvenilirliği değil, anlattığı toplumun sosyal dinamiklerini nasıl gösterdiğidir. Örneğin Murat Gülsoy’un “Ressam Vasıf’ın Gizli Aşklar Tarihi” romanındaki ressamın kurgusal olduğunu öğrenen birçok okur, hayal kırıklığına uğradı. Hâlbuki önemli olan Vasıf’ın gerçekliği değil, romanın Türkiye’nin modern resim tarihini yansıtmasıdır. Kendinden önceki eserlerden beslenen sanat nasıl otantik olabilir ki? Aşk, ihanet, intikam gibi popüler temalar Antik Yunan tiyatrosuna uzanır. Eseri farklı kılan, hikâyenin nasıl kurgulandığıdır. Mesela Emin Alper’in “Kurak Günler” filminin özgünlüğü, defalarca işlenmiş kültürel yozlaşma temasını obruk metaforuyla anlatmasıdır. Selcen Ergun, “Kar ve Ayı” filminde çok bilinen çaresizlik duygusunu uçsuz bucaksız, karla kaplı bir ormanın virajlı yollarıyla hissettirerek fark yaratır. Sanatın özgünlüğü, tanıdık bir hikâyeyi farklılaştıran kurgusunda ve egemen ideolojilere karşı sergilediği duruşunda yatar.

Haberin Devamı

Turgay Fişekçi: Gerçekliğin  alanı sanat

Tüketim ekonomilerinin insanı tek tipleştirme; yediği, içtiği, giydiği, okuduğu, dinlediği, sevdiği, sevmediği ortak bir insan oluşturma yolunda epey yol aldığı söylenebilir. Ama insan soyu, Brecht’in ünlü şiirinde söylediği gibi, “Bir kusurcuğu var / Bilir düşünmesini de.” İnsanın düşünce dünyası yok edilmedikçe elbette düşünecek; iyiyi, güzeli, yararlıyı arayacak. Nasıl ekmeğin tam buğdaydan yapılanını, yoğurdun evde mayalananını arıyorsa hayatın her alanında “özgün” olanın değerini bilecek, onun peşinden gidecek. Özgünlüğün en geçerli olduğu alan elbette sanatsal yaratı alanı. Bütün sanat eserleri özgün olabildiği ölçüde değerli, kalıcı, etkileyici olabilir. Özgünlük tanımının bir karşılığı da “biricik” yani “benzersiz” olmaktır. Sıradanlığa karşı elbette birazcık aklı olan herkes özgünlüğü arayacaktır. Hayatta ve düşünce dünyasında özgün yaklaşımlar, yaşam ve düşünce biçimleri ilgisini çekecektir. Bu bakımdan özgünlük kavramı günümüz insanının içine itilmek istendiği “yapay geri zekâlı” hayat biçiminden uzaklaşması, insanca yaşayabilmesi için yaşamsal önemdedir. İnsan kafasının içinde beynini koruyabildiği sürece de özgün olana merakı, ilgisi sürecek, bu yolla hayatını güzelleştirmenin yollarını arayacaktır.

Haberin Devamı

Bu yıl en çok gerçekliği aradık

Ferdi Çetin: Tiyatronun “Yalancı” yüzü

Hızla dijitalleşen dünayada deneyim alanlarını düşündüğümüzde gündelik hayat pratiklerimizin değiştiğini ve dönüştüğünü görüyoruz. Sanatsal pratikler de içinden geçtiğimiz süreci anlamlandırmak ve etrafına reaksiyon vermek adına krizleri ve olanakları hep göz önünde bulunduruyor sanıyorum. Dijitalleşmenin bu hızda geliştiği dünyada yapay zekanın hayatımızın her alanında kendine yer bulması şaşırtıcı değil. Artık ChatGPT’nin fikrini almadan yolumuza devam etmiyoruz neredeyse. Dolayısıyla böyle bir kriz noktasında authentic kelimesini düşünürsek her türden gerçekliğin “yeniden kurgulandığı ve yazıldığı” bu gerçek sonrası dönemde oldukça ironik bir duruş çıkıyor karşımıza. Bu meseleyi sahne sanatları ve tiyatro özelinde değerlendirdiğimizde ironinin güçlendiğini göreceğiz. “Gerçek, asıl, güvenilir ve doğru olanı” duymayı bir “yalan makinesinden” umuyoruz. Tiyatro doğası gereği oportünist bir sanattır. Etrafının gerçekliğini ve olanaklarını kendine dahil ederek yoluna devam eder. İşte tam da bu sebeptendir ölmeden yoluna devam edişi yüzlerce yıldır. Dijitalleşme ekseninde tiyatro tartışılırken en çok tiyatroyu korumaya girişti bazı konservatif çevreler. Canlılık olmazsa tiyatronun olmayacağını söylediler hep. Oysa ki tiyatro uzunca bir süredir dijital öykü anlatma teknikleri geliştirmek itibarıyla “yeni aygıtlarla” flört hâlindeydi. Bu sebepten tiyatro tüm olanaklarıyla kurduğu “temsili dünyada” o kaybedeceğimizden korktuğumuz “gerçek deneyimi” bize sunmaya devam ediyor, edecek. Yani dijitalleşme çağında sinema salonlarının, konser alanlarının ve galerilerin kendi işlevselliklerini deneyim üzerinden yeniden tanımlama telaşları var, bu şüphesiz. Tiyatro mekânları göz ucuyla seyrediyor bu süreci. Biliyorum ki belki 20 yıl sonra terk edilmiş iş merkezleri, alışveriş merkezleri göreceğiz ama terk edilmiş tiyatro mekânı olmayacak. O “gerçek deneyimi” yaşamak için hep onun “yalancı” yüzüne bakacağız.

Haberin Devamı

Arzu Kaprol: Gerçek olanla bağ kurma

Haberin Devamı

Aslında authentic kelimesinin en çok aratılan sözcük olması şaşırtıcı değil. İnsanlık, mevcut teknoloji, gelişmeler ve sosyo politik durum nedeniyle hem ütopik hem de distopik bir kültür içerisinde kendini bulmakta. Her şeyden önce gerçek olanla bağ kurma ihtiyacımız çok önemli. Bu nedenle, kendimizle ve yaşamımızdaki kişilerle kurduğumuz bağ üzerinden bu konuyu değerlendirmek isterim. Bir şeyin gerçek, değerli ve özgün olması çok heyecan verici. Ve bunun arayışındayız. Bu otantisiteyi hayatımızda, aslında gerçek olduğundan emin olmadığımız, örneğin sosyal medyada gördüğümüz ancak gerçeğiyle karşılaştığımızda aynı şeyi hissetmediğimiz pek çok karşılaşma da yaşıyoruz. Bu nedenle, moda üzerinden baktığımızda gerçeklik duygusu, değer-eder dengesi ve sorguladığımız gerçeklikler ön plana çıkıyor. Bu sorgulama içerisinde bir şeyin gerçekliği, değeri, ederi ve bedeli gibi yaklaşımları çok düşünerek hareket etmemiz gerekiyor.

Mehmet Tez: Dil sınırı özgünlükle aşıldı

Popüler müzikte özgünlük, bir süredir yerelleşme üzerinden kendini gösteriyor. Bugün popüler müzikler müzik endüstrisinin belli merkezlerinden değil, daha ziyade Güney Kore’den, Nijerya’dan, Porto Riko’dan, Güney Afrika’dan, Brezilya’dan çıkabiliyor. Listelerde üst sıralarda kendine yer bulan şarkıların giderek daha büyük kısmı İngilizce konuşulmayan ülkelerden ve Londra, New York, Los Angeles gibi global müzik endüstrisinin merkezlerinin dışındaki alanlardan geliyor. İngilizce dışındaki dillerde söylenen şarkılar İngilizce şarkılar kadar başarılı olabiliyor. En önemli sınırlamalardan biri olan dil sınırlaması, popüler müzikte özgünleşme üzerinden aşıldı. Özgün olmak, yani müzikal alandaki popüler karşılığıyla kullanırsak yerele vurgu yapmak, eskiden müzik endüstrisinde alternatif alanda ele alınan ve değerlendirilen bir konuydu. Bugün mesela Amapiano müziği ya da Reggaeton kitlesel oldu. Yayınlanan pop şarkıların büyük kısmı, hit şarkıların neredeyse tamamı bu müziklerin etkisinde. Standart kalıpların dışına çıkarak özgün arayışlarda bulunan sanatçılar artık alternatifi değil ana akımı temsil ediyor. Dünyada popüler müzik alanında yeni merkezler oluşuyor ve özgünlük, listelerde yer almak için her zamankinden daha önemli ve belirleyici oluyor. Bu manzarayı mümkün kılan unsurların en başında sosyal medyanın ve bu özelliğe sahip stream platformlarının paylaşım olanakları geliyor.

Ayşegül Sönmez: Ezber bozanlar

1980’lerde özgün müzik diye bir müzik türü icat etmiş, bununla da protest şarkıları kast etmiş popüler bir kültürden gelen bir yazar olarak buna dikkat çekmek isterim. Dünya otantik kelimesini ararken acaba otantik yok diye mi hayıflanıyor? Arayarak otantiği yeniden hatta yapay zekayla birlikte tanımlıyor olmasın? Finalde başka olasılıklar sunan açık dünyaların olduğu video oyunları dünyasında otantik yeni bireyselliğin ihtimalinden bahsediyor. Bugün otantik, özgün olan, hepimizi kendi psişik alışkanlıklarımızla tüketmeye sevk eden ortak kültüre rağmen ve onunla birlikte gelişen bireyliğimiz. Sanatta da özgünlük bugün belki de sanatta değil.  “Çağdaş Sanat Var mı” kitabımda çağdaş sanatın olup olmadığını sorgularken Britney Spears’dan ya da elektirkli süpürgeden bahsetmemin nedeni bu. Ezber bozup özgünlük nerede bize gösterdikleri için çoğu zaman.