Geri Dön

Bugünlerde ‘negatif’ güzeldir

Yeni yaşımın ilk gününde bir ayı aşkın süredir Kovid-19’la mücadele veren annemin hikayesini paylaşmak istedim

Bugünlerde ‘negatif’ güzeldir
Özlem Ülkü

Siz hiç 10 gündür görmediğiniz annenizin hastaneye yatırıldığını duyup aradığınızda sadece 10 saniye süren bir konuşma yaptınız mı? Tek sorum, “Nasılsın annem?” tek cevap; “Nefes alamıyorum”. İşte ben 11 Temmuz günü bu konuşmayı yaptım ve hissettiğim şey benim de nefes alamadığım oldu…


Bugünlerde ‘negatif’ güzeldir



Koronavirüs hayatımıza girdiğinden ya da hayatımızı tamamıyla değiştirdiği günden bu yana onlarca haber okuduk, yazdık… Hamile bir kadından çocuklarını aylarca göremeyen doktor bir anneye kadar birçok kişiyle söyleşi yaptım. Onların yaşadıklarına kulak verdim; kaleme aldım, yalan değil gözlerimin dolduğu zamanlar da oldu. Zor dedim, anladığımı düşündüm ama maalesef insan çoğu şeyi başına gelmeden anlayamıyormuş. Hani, o atasözünde der ya “ateş düştüğü yeri yakar” diye gerçekten ateş ancak düştüğü yeri yakıyormuş. Bilinç, eğitim, soğukkanlılık, hiçbir şey söz konusu ‘anne’ olunca işe yaramıyormuş. Çıplak, çaresiz hissettiriyormuş. Sonuç, annem Kovid-19 teşhisiyle kaldırıldığı hastanede 6 gün geçirdi. Ardından evde 14 gün izolasyonla tedavisi devam etti. Ağustosun 5’inde çıkan temiz sonucuna karşın bitmeyen halsizliği nedeniyle bir ayı aşkın süre sonunda sağlığına kavuştu. Meslek hayatımın 11. yılında hem de doğum günüm olan bugünde, ilk kez kendi yaşadıklarımı yazmak istedim.

Bugünlerde ‘negatif’ güzeldir




Tek hissettiği halsizlik

Annem, 55 yaşında. Herhangi bir sağlık problemi yok. Yıllar önce yaşadığı bir kaza sonucu ayağına takılan platini saymazsak, benim gibi çoğu kişiyi tabiri caizse cebinden çıkaracak derecede enerji doludur. Pandemiyle birlikte maskesiz sokağa çıkmadı, nadiren markete ya da pazara gitti, toplu taşıma kullanmadı. Peki ama nasıl oldu? Konuştuğu birinden mi yoksa o çok “kısa” süren alışverişlerden mi? Bilmiyoruz. Yıllık iznim dolayısıyla şehir dışına çıktığım hafta, kendisini halsiz hissediyor ve hastaneye gidiyor. Öksürük, ateş yok. Üşüttüğüne kanaat getirilerek serum takılıyor. Ertesi gün aynı halsizlik devam ediyor, yine gidiyor, yine geri gönderiliyor. Belirtiler yetersiz bulunduğu için test yaptırılmıyor. Üç günün sonunda Kovid-19’a yakalandığı ortaya çıkıyor. Ve sabaha kadar tutulduğu hastaneden ambulansla Yeşilköy Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi’ne kaldırılıyor.

11 Temmuz’da giriş yaptığı hastanede, hemen değerleri kontrol ediliyor, burnundan hava veriliyor, sabah ve akşam 9’ar tane ilaç alıyor. İlk üç gün yemek yiyemediği için doktorlarının da tavsiyesiyle her gün evden çorba götürüyorum ben de. Hayatımın en zor çorbalarını ve yolculuğunu yapıyorum... Yanına derken, bir görevliye teslim etmekten bahsediyoruz. Teknolojiyle arası iyi olmadığı için görüntülü konuşma dahi yapamadan, sadece “isteklerini” duyarak geçen birkaç günün ardından doktorların ve sağlık personellerinin büyük ilgisi, özverisiyle 6. günün sonunda evimize geliyoruz.

Bugünlerde ‘negatif’ güzeldir




İzole olan sadece o değil


Annemle eve gelmeden önce geçen altı günlük süreden de bahsetmek gerek. Öncelikle bağlı bulunduğumuz belediyenin desteğiyle evimizi ilaçlattık. Ardından derin bir temizliğe başladık. Hani herkesin son dönemlerde zaten haşır neşir olduğu temizliğin dibini gördüm. Dokunma ihtimalinin olduğu her şeyi yıkama, silme… Ama biliyor musunuz, temizlik değildi zor olan. 10 saatlik yolun ardından hastanede soluğu aldığımız o ilk gecenin ardından üzüntüden perişan olan babamla beraber evimize dönerken, bizi gördüğü için evine kaçan komşulardı. 30 yılı aşkındır yaşadığımız mahallede uzaktan geçmiş olsun veya telefonla “Nasılsınız? Bir şeye ihtiyacınız var mı?” sorusunu neredeyse duyamamaktı. Sosyal mesafenin önemini bilmeyen yok, kimseden evinize gelmesini bekleyemezsiniz. Ama insan, gece gündüz evinden çıkmayan komşularının veya arkadaşlarının dışlamasına maruz kalınca üzülüyor. Bulunduğumuz sokak, ev, biz de damgalandık. Öyle ki sokaktan her gün geçenler, yolunu değiştirdi! Evde izole olmak farklı, hastanede yatmak farklı. Maalesef o kadar bilinmeyen bir düşman ki bu virüs, insanlar kendilerince “haklı” sebeplerle sizinle iletişimi kesebiliyormuş! Henüz telefondan virüs bulaştığına dair bir araştırma olmasa da!

Sayesinde yoğurt yapmayı öğrendim

17 Temmuz günü evde izolasyona devam edecek şekilde alıyoruz annemi hastaneden. İtiraf etmek gerekirse hayatımda hiç o kadar sarılmayı istememiştim ona! Ama bunun doğru olmadığı bilinciyle “var olsun yeter” diyerek geliyoruz eve. Bizim en büyük avantajımız, terasımızın olmasıydı. Annemi oraya yerleştirdik. Ve 14 gün boyunca maskeye, mesafeye dikkat ederek ihtiyaçlarını karşıladık. Bütün eşyalarını ayırdık. O, beş dakika yerinde duramayan kadın, kendi tabaklarını yıkamakta zorlanıyordu. Duşa girmesi bile törenle oluyordu; öncesi, o çıktıktan sonraki eldiven, maske, çamaşır suyu üçlüsüyle yapılan derin temizlikler... Bu süreçte en çok üzüldüğümüz sevdiğimiz, sevdiklerini düşündüğümüz insanların tavırlarıydı, mesafe koymak yerine yok saymayı tercih etmişlerdi. Ama sevindiğimiz şeyler de olmadı değil; annemin kitap okuma alışkanlığı kazanması, benim yoğurt yapmayı dahi öğrenmem gibi.

14 günde geçer sandık geçmedi


Evde geçirdiğimiz ilk iki hafta her sabah aile hekimliğinden arayıp, “Nasılsınız, bugün nasıl hissediyor?” diye sordular. Karantina süresinin ardından PCR testi yaptırmak için devlet hastanesine başvurduğumuzda kan örneği de alındı. Sabahı zor ettik. 4 Ağustos’ta sonuç negatif çıktığında yaşadığım duyguları yazacak kelimeyi bulamıyorum. Ama bitmemişti, kanındaki enfeksiyon değeri yüksek bulunduğu için bu kez de antibiyotik tedavisi başlamıştı. O güçlü gördüğümüz hiç kimseye yakıştıramadığımız halsizliğin gitmesi için bir süre daha ilaçla, vitaminle tedaviye devam edildi. Neredeyse her hafta gittiğimiz kontroller, hayatımızın en önemli parçası oldu. Bir ay önce eşinden helallik isteyerek ambulansa binen annem 15 Ağustos’tan sonra yavaş yavaş kendine geldi. Onunla birlikte biz de döndük yaşama! 35 yıl gibi geçen 35 günün ardından yeni yaşımın ilk adımını attığım bugün, hayatın ne kadar da büyük bir sınav olduğunu daha iyi anlıyorum. Müzik çaldığı sürece dans etmeye, dünya döndüğü sürece adım atmaya devam etmek için maske-mesafe ve hijyene dikkat etmeliyiz. Nefes almak bu kadar mühimken, illa kendimiz ya da ailemizden birinin nefes alamaması mı gerekiyor?

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber