Geri Dön
Pazar“Çocukken baba ihtiyacımız doyurulsa erişkinlikte baba yerine dosta arkadaşa ihtiyaç duyarız”

“Çocukken baba ihtiyacımız doyurulsa erişkinlikte baba yerine dosta arkadaşa ihtiyaç duyarız”

Babalar Günü vesilesiyle konuştuğumuz Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu Ortadoğu’da babaların otorite dışında ilişki kurma biçimlerinin olmadığını söylüyor. Hasanoğlu’na göre çocukken baba ihtiyacımız doyurulsa erişkinlikte baba yerine dosta, arkadaşa ya da herhangi bir kuruma ihtiyaç duyarız

“Çocukken baba ihtiyacımız doyurulsa erişkinlikte baba yerine dosta  arkadaşa ihtiyaç duyarız”

Son yıllarda toplumsal hayatta yaşanan değişimler, ailedeki rollerin farklılaşmasına da sebep oldu. Bugüne kadar gördüğümüz otoriter baba figürünün yerini çocuklarıyla son derece ilgili, sevecen, her sorunu çözmeye çalışan babalar aldı. Değişen baba modellerini ve aslında Doğu toplumlarında babanın otoriter bir figür olmasının sebebini iki çocuk babası Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu’yla konuştuk.

- Otoriter baba figürünün sebebi nedir? Bir genelleme yaparsak Ortadoğu’da böyle olduğunu söyleyebilir miyiz?

Genelleyeceksek eğer, evet Ortadoğu’da babalar otoriter bir figür olarak varlar. Çünkü otorite dışında ilişki kurma biçimleri yok. Yalnızca otoriter ve sert olduklarında bir duygu gösteriyorlar. Sevme, sarılma, şefkat gösterme söz konusu değilse kurabileceğiniz ilişki ancak otoriterlik üzerinden oluyor. Bir baba hiyerarşideki yerini belirlemek için illa ki sert ve otoriter olmak zorunda değil. Zaten çoğunlukla eve para getiren ve çocuğunun ihtiyaçlarını karşılayan insan olarak hiyerarşide aslında biraz daha yukarıda duran insan konumunda. Parayı verme dışında hiçbir şey yapmıyorsanız eğer, otorite dışında elinizde bir şey kalmıyor. Sevgiyle ve şefkatle kazanılan saygı aslında çok olumlu bir saygıdır. Korkuya dayanandan ziyade sevgiye dayanan saygı çok daha uzun soluklu oluyor.

“Duygularımızı göstermekle ilgili sıkıntılarımız var”

- Otoriter baba figürlerine sahip insanların birçoğunun babaları da otoriterdir değil mi?

Tabii, bu bir gelenek.

- Peki bizim toplum olarak “baba” kelimesine yüklediğimiz anlamın kültürel bir etkisi oluyor mu? “Orhan Baba”, “devlet baba” gibi...

Bence bu tam tersi. Bir baba ihtiyacımız olduğu için devlet babamız var, Orhan Babamız var... Bir şekilde baba ihtiyacı devam ettiği için başka insan ve durumları böyle tanımlıyoruz. Çocukken baba ihtiyacımız doyurulsa erişkinlikte baba yerine dosta, arkadaşa ya da herhangi bir kuruma ihtiyaç duyarız.

- Altında yatan asıl sebep nedir?

Anadolu kültüründe babanın çocuğunu kucağına alması ayıp karşılanır. Bu bir gelenek, bir babanın ailesi üzerindeki hakimiyeti sürdürebilmesinin tek yolu olarak otoritenin görülmesinden kaynaklanıyor. Bu duygularımızı göstermekle ilgili çok ciddi sıkıntılarımızın olmasından kaynaklanıyor. Hep Almanlar soğuktur deriz. Gidin bakın Almanlara, ilişkileri hiç de soğuk değildir. Babalar çocuklarına gayet iyi davranır. 18 yaşından sonra güle güle diyorlar diye eleştiririz hep ama biz 18 yaşına kadar da bakmıyoruz. Baba figürünün verdiği güven duygusunu içselleştirmelerini ve hayatı güvenilir bir yer olarak algılayabilmelerini sağlıyor gerçekten babalık yapan insanlar.

- Eğitimle alakalı bir durum mu bu? Avrupalı olmakla...

Doğu toplumları her zaman daha fakirdir. Bu toplumdaki babalar her daim çalışarak çocuğunun temel ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalır. Eğitimle çok alakalı olarak görmüyorum ben bunu. İnsanın sevgi göstermesi için üniversite mezunu olması gerekmiyor. Burada insanların zengini de fakiri de inanılmaz derecede çok çalışıyor. Çalışmak zorunda kalıyor. Toplumun yüzde 95’i alt gelirli insanlardan oluşuyor. Cumartesi, pazar bile çalışıyor insanlar. Baba eve geldiğinde yapabilecek durumda olduğu tek şey yemek yiyip yatmak oluyor. Bu durumda sevgi gösterecek hali olmuyor. Zaten babasından görmediği için de aslında bilmiyor. Sonuç olarak gerçek anlamda sevgisiz, doğru yönlendirilmeyen insanlar olarak hayata atılıyoruz.

“Korkunç bir narsist nesil büyüyor, hatta bir kısmı büyüdü”

- Peki ne oluyor da dede oldukları zaman otoriter baba figürü birdenbire değişiyor ve torunlarıyla çok ilgili oluyorlar?

Çünkü dede çalışmıyor, her şey için zamanı var ve torunları için hiçbir sorumluluğu yok. Sevgiyi almak değildir tek ihtiyaç, sevgiyi göstermek de bir ihtiyaçtır. Belki de torunlar sevgi gösterebildikleri ilk insanları oluyor dedelerinin. Bu sefer de çok şımartan, sınır koymayan, çocuğun her ihtiyacını karşılayan, hayır demeyen erkekler ortaya çıkıyor.

- Bir de anneler, babalar ve çocuklar arasında hiçbir sınırın kalmadığı yeni demokratik büyük şehir aileleri var...

En korkuncu da bu aslında. Minuchin diye önemli bir aile terapisti şunu söyler: “Aile içinde bireylerin herhangi bir sıkıntı ya da sorunlarının olmasının en önemli sebebi insanlar arasındaki hiyerarşik sınırların ortadan kalkması.” Çünkü anne annedir, baba babadır, çocuk da çocuktur. 9 yaşındaki çocuğa evin nasıl düzenleneceği ya da taşınıp taşınılmayacağı hakkında fikir sorduğunuzda o çocuk bunu beceremez ve tedirgin olur. Kendini kötü hisseder. Çocuğa kaldırabileceği kadar sorumluluk vermek gerekir. Kendi hayatıyla ilgili basit sorumlulukları alması gerekir. Çocuğun sevgi ve ilgi ihtiyacı kadar bir diğer önemli ihtiyacı da kendisine sınır konulması ve hayır denmesidir. Hiç sınır konulmayan ve hiç hayır denmeyen bir çocuğun hayatında ilk defa patronu ya da sevgilisi tarafından reddedildiğini düşünün. Büyük bir şaşkınlık ve hiddet yaşar. Biraz daha Batı eğitimi görmüş genç anne ve babaların çocukları korkunç bir narsist nesil olarak büyüyor. Hatta çok önemli bir kısmı da büyüdü bile. Yeni işe giriyor genç, okulu daha yeni bitirmiş, hemen yönetici titri istiyor, altına araba istiyor, iyi maaş istiyor, yönetilmeden birilerini yönetmek istiyor. Çünkü ona “ağam”, “paşam”, “prenesesim”, “en iyisi sensin” diye davranılmış o güne kadar.

- Bunu yapan evebeynlerin psikolojisi nedir? Dışarıya karşı modern bir aileyiz imajı çizmek, hava atmak hoşlarına gidiyor olabilir mi?

Modern anne babalığın böyle bir şey olduğunu düşünüyorlar ama diğer yandan kendilerine onlar çocukken böyle davranılmadığı için kendi çocuklarına böyle davranıyorlar. Bir sarkaç düşünün, o ebeveynler “Ben böyle olmayacağım” deyip o sarkacı bırakıyorlar ve diğer uca gidiyor. Yani sevgisiz, otoriter bir aile ilişkisinin alternatifi hiçbir sınırın olmadığı, aşırı derecede sevginin gösterildiği bir ilişki değildir. Bir çocuğa ihtiyacı olduğundan çok daha az babalık yapmakla aşırı iyi derecede babalık yapmak aynıdır. İyi baba olmaktan “Bütün sorunlarını ben çözeyim, hiçbir problemi olmasın” anlamını çıkarıyorlar. O zaman nasıl bu çocuk kendi problemini çözme deneyimine sahip olacak? Kendine olan güven duygusunu nasıl geliştirecek?

- Büyük şehirlerdeki ebeveynlerin çoğu çocuklarına mucize gibi davranıyor. Herkes kendi çocuğunun süper olduğuna düşünüyor.

Evet. Okullarda öğretmenlerin söylediği çok büyük bir yalan var: “Sizin çocuğunuzun kapasitesi mükemmel ama çalışmıyor.” Benim öğrencilik zamanımda herkesin kapasitesi farklıydı. Kimi sayısalda iyiydi, kimi sözelde. Şimdi bütün çocuklar inanılmaz kapasite sahibi. E neden Türkiye ilerlemiyor? Hiç aptal çocuk yok, herkes muhteşem. Böyle bir şey olabilir mi?

“Adam evde misafir mi ki yardım etsin? O da aynı evde yaşıyor”

- “Değişen baba modelleri hem çocuk bakıyor hem çalışıyor” dedik ama sizce tamamen rolleri değiştirmek mümkün mü? Sadece kadının çalışması, erkeklerin ise ev işlerini yapıp çocukla ilgilenmesi...

Bu teorik olarak da pratik olarak da mümkün ama bizim toplumuzda, kültürümüzde ütopya bile değil. Hatta aileler için distopya bile olabilir.

- Mesela benim bir arkadaşım, “Evde yardım ediyorum, çocukla da ilgileniyorum çünkü karım da çalışıyor” diyor. Yani aslında karısı çalışmasa ilgilenmeyecek ve yardım etmeyecek belki de. Bu bir bahane mi?

Tabii, mevzilerini kaybediyorlar. Yardım etmek lafı da mesela benim takıldığım bir şeydir. Misafir yardım eder! Adam evde misafir mi ki yardım etsin? O da o evde yaşıyor, onda da sorumluluk var, yardım etmek diye bir şey yok. Erkeğin de yapması gereken şeyler var. Mevzi kaybetmek dediğim de şu; ataerkil düzen, düşünsenize erkek için ne kadar kolay bir hayat. Karısı çalışsa da çalışmasa da çocuğa bakacak, evin işlerini yapacak, gidecek para da getirecek... Kadının evden çıkıp arkadaşlarıyla buluşması da çok makbul bir şey değil ama o istediği gibi dışarı da çıkacak. İşte bu yüzden boşanma davalarının yüzde 80’ini kadınlar açıyor. Çünkü evlilik kurumu kurum olarak kadının üzerinde bir yük! Zaten her şeyi tek başına da yapıyor kadın. Ama yalnız kalmak tabii ki kolay bir şey değil, özellikle de kültürel olarak damgalanma söz konusu olduğunda... Hem de ne olursa olsun insan yalnız yaşayabilen bir canlı olmadığından dolayı kadınlar çok mutsuz oldukları evliliklere katlanmak zorunda kalıyorlar. Ayrıca kadınlar uzun süren evliliklerde ıssızlaştırılıyorlar.
Hele iki tane de çocuk doğurursa... Erkeğin dışarıda hayatı devam ediyor ama kadın kocasının hayatını yaşamaya başlıyor. Kendi ailesi de çok geniş değilse, kimse kalmıyor ve yalnızlaşıyor.

“Kadınların biyolojik değil, kültürel saati var”

- Aslında erkeklerin işi de zor. Kadınlar anne olmaya hazır ancak onlar babalığı öğrenmek durumunda kalıyorlar.

Aslında babalık da annelik de sonradan öğrenilen bir şeydir. Ama anne olma meselesi kız çocuklarına en baştan itibaren dayatıldığı ve sizin biyolojik saatiniz var diye kandırıldığı için kadınlar kendilerini anne olmaya hazır hissediyorlar.

- Biyolojik saat yok mu diyorsunuz?

Kültürel bir saat var. Biyolojik saat diyeceksek illa belli bir zamandan sonra doğurganlık azalıyor diyebiliriz. Erkek 80 yaşına da gelse ereksiyon problemi yoksa baba olabiliyor. Dolayısıyla ben kültürel saat olarak adlandırmayı tercih ediyorum. Kadına yüklenen bir şey o. Harika bir kariyeri olsa bile çocuk yapmadıysa başarısız sayılıyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler