Geri Dön

'Davran Tiyatrosu, çocuklarıma güzel bir hikaye'

Pandemi nedeniyle açmazda olan tiyatrolardan çöküşteyiz sesleri yükselirken Davran Tiyatrosu’nu kuran Cem Davran “Cesaret mi? Bilemiyorum. Çocuklarıma güzel bir hikaye bırakmak belki” diyor.

'Davran Tiyatrosu, çocuklarıma güzel bir hikaye'
Seyhan Akıncı / seyhan.akinci@milliyet.com.tr

 

On iki yaşında girdiği Şehir Tiyatrosu’ndan elli yaşında kendi isteğiyle emekli oldu Cem Davran. Ödenekli tiyatrolardan İstanbul Halk Tiyatrosu’na kadar her sahnede alın teri var. Pandemiyle birlikte sesini duyurmakta zorlanan sahnelerin tozu epey kalkmışken Muhsin Ertuğrul’un “Yarın kıyamet kopacağını bilsem, bugün yeni bir tiyatro daha açardım” sözleriyle Davran Tiyatrosu’nun duyurusunu yaptı. “Hocamızın bu sözüne kalpten inanarak Davran Tiyatrosu’nu hayata kattım. Tiyatro yok oluyor, çöküyor cümlelerine inanmam, bence doğuyor. Hem de yeniden. Artık Kenter Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu gibi özel tiyatroların geleneğinde olan soyadı ekolleri terk edilmişti, onlara saygılı bir selam çakmak istedim.” Beykoz’daki evine konuk olduğumuz usta oyuncuyla kapısına ışıklı tabelasını asmak için sabırsızlandığı Davran Tiyatrosu’nu ve tiyatronun krizden çıkış yollarını konuştuk.

Davran Tiyatrosu, çocuklarıma güzel bir hikaye

- Davran Tiyatrosu’nun duyurusunu Muhsin Ertuğrul’un sözleriyle yaptınız. Epeydir var mıydı fikir olarak? Hangi noktadasınız?

Hayatımda sahip olduğum her şeyi tiyatroya borçluyum. Ödenekli tiyatroda çalışırken özel tiyatrolarda konuk olarak çalıştım, üniversite tiyatrosu kurdum yönettim, liselerde tiyatro çalışmaları oluşturdum. Son yıllarda Şehir Tiyatrosu oyuncularının kurduğu İstanbul Halk Tiyatrosu’nun yönetici ortağı ve oyuncusuyum. Esasen emekli olurken plânladığım bir oluşumdu Davran Tiyatrosu. Pandemi başladığı an bunun bir değişim, dönüşüm zamanı olduğunu hissettim, bu hissim gittikçe kuvvetlendi. Özel tiyatrolara vurulan son darbe, yıllardır damıttığım fikrimin pimini çekti. Büyük hoca Muhsin Ertuğrul’un sözleri Darülbedayi’de büyümüş bir çocuğun her an kulaklarındadır zaten. “Yarın kıyamet kopacağını bilsem, bugün yeni bir tiyatro daha açardım.” Hocamızın bu sözüne kalpten inanarak Davran Tiyatrosu’nu hayata kattım. Hazırlık seven biriyim, biriktirir, damıtır öyle yuvarlarım hâyâllerimi hayatın tam ortasına. Birkaç yıl önce kendi çabamla ve çok özel dostların katkılarıyla küçük bir salon-çalışma mekânı oluşturmuştum, üzülerek pandemi yüzünden kaç yıllık emeğime veda ettim. Şimdi daha da güzelini yapmak için çarkları döndürmeye başladım. İşler karıştığı zaman yapılması gerekeni yaptım, en başa döndüm.

- Aynı zamanda eski bir gelenek olan soyadı ekolü de Davran Tiyatrosu’yla yeniden hatırlanmış gibi...

Artık Kenter Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu gibi özel tiyatroların geleneğinde olan soyadı ekolleri terk edilmişti, onlara saygılı bir selam çakmak istedim. Bulunduğum noktayı tarif etmem gerekirse; ne tiyatro ne ben pes ederim. Tiyatro yok oluyor, çöküyor cümlelerine inanmam, bence doğuyor. Hem de yeniden, binlerce yılda olduğu gibi, ustalarımızın, hocalarımızın ömrü gibi, zaman beni haklı çıkaracak eminim.

- “Bu koşullarda sırası mı?” ya da “Biraz daha bekle” şeklinde uyarılar aldınız mı hiç çevrenizden? Bu “cesaretin” sırrı ne?

Ben derhal bir mekânı ortalığa atmayacağım zaten atsam da bir işe yaramaz. Sadece hazırlıklarına başladım. Salgın dönemi bir gün bitecek elbet, sağ ve sağlıklı kalırsam bir kapının üstüne asacağım ışıklı panomu. Delirdin mi diyen de çok oldu elbette. Akşam arkadaşlarım arıyor, bir oyun çalışıyorum diyorum, bazıları yalan söyledim sanıyor oysa gerçek bu. Bu trajik dönemi üretmeden geçirmem mümkün değil. Cesaret mi bilemiyorum, bence değil. Çocuklarıma güzel bir hikâye bırakmak belki. Çocukluğuma ihanet etmemek belki. Böyle öğrettiler, ben de birilerine aktarmış olurum bu asil öğretiyi, kim bilir?

- Bir yandan da özellikle İstanbulluların aşına olduğu sahneler, son olarak Toy veda etti… Bu vedalar neler düşündürüyor?

Çok üzülüyorum. Öte yandan tiyatro kalabalığımızın, bu ve benzeri zamanlar için hiç hazırlıklı olmadığını görüyor utanıyorum. Sağlam bir yapımız olmaması akıllara zarar bir görüntü, bu eksikliğin bütün üretimlere yansıdığını da itiraf etmeliyim. Sanatsal üretim kapasitemizin, yeteneklerimizin önemli bir kısmı bu savurganlık ve bu atalete kurban gidiyor. Bir fonumuz olmalıydı, mekânlar, ekipler arası kuvvetli bağlarımız, üretime dönük ortak projelerimiz, kurallarımız olmalıydı. Mesleği koruyan, geliştiren, kapısı sanatsal güvenlikli, her masaya kuvvetiyle, kudretiyle oturan, elini kolunu sallayan herkesin giremediği birliğimiz olmalıydı. Bunlar yoksa; üzülmeliyiz evet ama utanmalıyız da.

Davran Tiyatrosu, çocuklarıma güzel bir hikaye

“Kapsayıcı çözümler için örgütlenmek gerekiyor”

- Pandemi ilanından sonra talepleri pek duyulmayanlar sahne sanatçıları ve müzisyenler oldu...

Şunu kabul etmek gerek; yarıştığımızı söylediğimiz ülkelerde durum hiç de böyle değil. Bu topraklarda hâlâ sanat bir ülkeye, topluma ne katar bunu anlatmaya çalışıyoruz...

- Türk tiyatrosu buradan nasıl çıkacak?

Son yıllarda tiyatro ortamı ticaretten, finans kaynaklarından rağbet görmeye başlamıştı, pandemiyle birlikte top taca çıktı. Şimdi tekrar maç başlamadan o rağbetin nedenlerini akıllıca tahlil etmeli. Bu konuda profesyonel ilişkiler kurmalı. Tiyatro o kadar örgütsüz ve dağınık ki; bu çatlaklardan her türlü spekülatif model sızar içeri. Tiyatrocular sosyal, toplumsal gücünün farkına vararak bahsedilen finans modeli planlama masasına oturursa, maddi kaynakların da o modele doğru akacağını düşünüyorum. Ekonomist değilim ama matematik bilirim, toplum matematiğinden de anlarım azıcık. Öyle bir model düzenlemeliyiz ki oluşacak kaynaklar büyüyerek ve tiyatroyu da büyüterek, koruyarak dolaşsın kulislerde. Evet, uzun soluklu ve başka krizleri de öngören kapsayıcı çözümler için kesinlikle örgütlenme gerekiyor, ilk şart bu.

“Ustalarımızın ördüğü duvara tek tuğla koyamadık”

- Tiyatro salonuna her girdiğimizde bir parça başkalaşarak çıkarız. Tiyatrodan bunca yoksunluk, uzaklık toplumu nasıl etkiliyor, şekillendiriyor?

Çok sadık ve heyecanını asla yitirmeyen küçük bir kitle var bu koca toplumun içinde, onların hatırına dönüyor dünya bence. Abartılı aktarmış olabilirim ama gerçek bu abartıya çok yakın bir yerde duruyor. Açıkçası ben artık birilerine sanat damarını anlatmaktan yoruldum. Dedim ya bu en yukarıdan aşağıya doğru bir devinim. Nasıl bir toplum isteniyor, bununla doğrudan ilgili. Sadece bugünün meselesi de değil söyleyeyim, sadece daha kötüye gitti bu doğru. Sanattan uzaklaşan toplum cehalete adım adım yaklaşır. Cahil toplumun nimetleri de çok cazip gelebilir birilerine ama o toplumla geleceğe yürüyemezsin. Benim çocukluğumda Beyoğlu bir tiyatro ilçesiydi. Şimdi? Nerede Tepebaşı Dram Tiyatrosu, Yeni Komedi Tiyatrosu ve diğerleri. Sonu şöyle tamamlayayım; acı ama gerçek, biz tek tuğla koyamadık ustalarımızın ördüğü duvarın üstüne. İşte böyle bir zamanda yeni bir tiyatro açmaya yeltenmemin ana sebebi bu.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber