Geri Dön
PazarEvlerdeki küçük patronlar

Evlerdeki küçük patronlar

Evlerdeki küçük patronlar

Zeynep İşman - Bir tarafta çocuğun yok sayıldığı, istismar ve ihmale uğradığı otoriter aile yapıları, diğer tarafta çocuğu birey olarak görme, özgüvenini geliştirme çabasıyla sınırsız, her isteğinin olmasını bekleyen âdeta “patron” çocuklar! Yok mu bunun bir ortası?

Çocuklara sağlıklı ve sürdürülebilir sınırlar koymak, günümüzde ebeveynlerin en zorlandığı konulardan biri. Geçmişten getirdiğimiz ve halen ülkenin büyük çoğunluğunda kabul gören, otoriter, çocuğu yok sayan, ihmal eden aile yapısını yok etmeye ve doğru yolu bulmaya çalışıyoruz. Çocuğumuz birey olarak yetişsin, özgüvenli olsun, isteklerini ve duygularını özgürce ifade edebilsin istiyoruz. Ancak bu iyi niyetli çabalar bazen ayarın kaçmasına, evlerde sınırları olmayan, her istediğinin olmasını bekleyen, tüm kararlarda ağzının içine bakılan çocuklar yetişmesine sebep oluyor. Her zaman olduğu gibi bu konuda da denge çok önem taşıyor. Sınırlar çocuklar için gereklidir, güvenlidir. Bu konuda fikirlerini sorduğum ebeveynlerden çok sayıda mesaj aldım. Bakınız evlerde durum nasıl? Ve konunun uzmanlarından, “Korku Çağında Çocuk Yetiştirmek” kitabının yazarı, Klinik Psikolog Şeniz Pamuk ile de konuyu değerlendirdik. Psikiyatr İrem Yaluğ Ulubil’e sınırların çocuğun gelişimindeki yerini sorduk.

Günümüzde giderek daha çok evde çocuğun söz sahibi olduğu, çocuk ne isterse onun yapıldığı bir düzen görmeye başladık. Bunun nedeni sizce nedir?

Birkaç yüzyıl öncesinde çocuklar “küçük yetişkinler” olarak algılanıyordu. Daha sonra “çocukluk” denilen bir dönemin varlığı keşfedildi. Bu noktadan sonra çocukların fiziksel gereksinimlerinin yanı sıra sosyal ve duygusal gereksinimleri de anlaşılmaya çalışıldı ve bu yöndeki bilgi birikimi giderek arttı. Ailelerin gözünde çocukların duygusal değerleri yükseldikçe, aileler çocuklarının mutluluklarına ve geleceklerine daha çok yatırım yapar oldular. “Çocuğun mutluluğu”nu sağlamak, anne-babaların tümüyle kendi sorumlulukları olarak gördükleri bir alana dönüştü. İnsanoğlu giderek daha çok alanı denetimi altına alsa da doğal afetler, şiddete maruz kalmak gibi birçok alanı da denetleyemiyor. Bu da bizim dışımızdaki dünyayı giderek daha ürkütücü bir hale getiriyor. Düşünülerek dünyaya getirilmiş ve özenle büyütülen çocuklar, anne-babaların, denetlenemez dış dünya algıları ile yetiştiriliyorlar. Anne-babalar çocuklarına sunabildiklerinin en fazlasını sunarak onların hem mutluluğunu hem de geleceklerini garantilemek istiyorlar. Anne-babaların çocuklarına karşı gizli bir suçluluk duydukları söylenebilir.

Çocuklara sınırsız sayıda seçenek sunuluyor. Her şeye hızla ulaşıyorlar. Bu doğru ya da sağlıklı mı?

Çocuğun duygusal değerinin artması, öte yandan yaşam temposunun hızlanması ile çocuğun duygusal gereksinimlerine ayrılacak zamanın kısıtlanması ve dış dünya ile ilgili kaygıların artması, anne-babaların önceliklerini belirlemelerini giderek zorlaştırıyor. Mutluluğu için bu kadar uğraşılan çocuklar giderek daha mutsuz, tatminsiz ve hırçın kişilere dönüşmeye başlıyorlar.

Bu şekilde kurulan ebeveyn-çocuk ilişkisinin tehlikeleri neler?

Anne-babalar, çocuklarının bireysel özelliklerini anlamak için zaman ayırmak zorundalar. Diğer ailelerin yaptıkları ya da o sırada sıklıkla karşılarına çıkan bazı öneriler, kendi çocukları için uygun olmayabilir. Çocuklara özgüven kazandırmak ve daha demokratik aileler olmak adına çocukların birçok konuda görüşleri alınıyor. Oysa seçim yapmak, bir konuda karar vermek o konuyla ilgili olarak sorumluluk da almayı gerektirir. Çocuk, bir konuda görüş belirtmekte son derece özgür bırakılırken, o kararının sonuçlarından muaf tutuluyor. Böylece, isteklerini rahatça dile getiren, ancak bunun nasıl bir etki yaratacağından çok da haberi olmayan çocuklar yetişiyor. Talep etmeyi biliyorlar, ancak yeri gelince uzlaşmak, isteklerini ertelemek ya da isteklerinden vazgeçmek konusunda zorlanabiliyorlar. Kendi zihinlerinde oluşturdukları kurgu hayata geçmediğinde, değişik çözüm yolları üretebilmek yerine hırçınlaşan, tutturan çocuklar olabiliyorlar.

İdeal olan nedir?

Her çocuk ve her aile biriciktir, bu nedenle de herkes için geçerli olacak tek bir ideal durumdan söz etmek mümkün değil.  Çocuğun o an mutlu olması ya da mutlu olduğunu sanması, onun uzun vadede mutlu olacağı anlamına gelmez. Anne-babaların üzerinde durmaları gereken belki de en önemli nokta şudur: Çocuğun kendi mutluluğuna katkısı ne kadardır? Önüne sürekli bir şeyler sunulan, sürekli desteklenen çocuk kendisinin aslında kim olduğunu, yönelimlerinin neler olduğunu keşfedemez, kendi sınırlarını çizemez. Bu nedenle anne-babaların telaşlarını bir kenara koyup çocuklarına alan açmaları, çocukların yönlendirdikleri oyunlarda onlara eşlik etmeleri, çocuklara sürekli onları “geliştirecek” ya da “eğlendirecek” seçenekler sunmaktan vazgeçmeleri önemlidir. Çocukların kendi kendilerini, kendi sınırlarını, kendi yeterliliklerini keşfetmelerine fırsat verilmelidir.

Ebeveynler ne diyor?

Hatice Çakır Taslı: “Özellikle pandemi yüzünden evlere kapanılması ve çocukların özgürlüklerinin elinden alınması, online eğitime geçilmesi, bizim evde uygulanan serbest ebeveynlik modelini daha da serbest hale getirdi. Evde bizim ebeveynimiz gibi davranmaya çalışan bir çocukla karşılaştık. Nerede yemek yiyeceğimiz, nereye gezmeye gideceğimiz, ne zaman ders yapacağı konusunda kendi karar vermek istedi ve bizim müdahale etmemize engel oldu. Bu yaklaşımın yanlış olduğunu o zaman anladık ve çocuğumuza sadece kendisiyle ilgili konularda kararlarını sorduk.”

Seyhan Uludağ: “Çocukları serbest bırakmak, kaş yapayım derken göz çıkarmak bence. Niyet iyi fakat yöntem yanlış işliyor. Bu da bilgi kirliliğinin getirisi diye düşünüyorum. Büyük oğlum 2. sınıfta ve çok acayip istekleri ve çıkışları olmaya başladı. Akran zorbalığı da bu durumun getirisi. Bizimki durumu tolere etmekte zorlanıyor. Çünkü arkadaşları gerçekten doyumsuz ve bir patron edasında.”

Sinem Türk Çıkrıkçı: “İkiz oğullarım 4 yaşında. ‘Ben bu yemeği yemem’ diyor biri, ‘Bunu giymem’ diye ağlıyor diğeri. Kaşığı elime alıp yemeği tıkmamak için kendimi zor tutarken, ‘Gel bir anlaşma yapalım, yaşın kadar ye’ diyorum sakin kalmaya çalışarak. Diğerine de ‘Onu kardeşin giymiş. Ama istersen yıkayalım, yarın giy’ diyorum, derin derin nefes alarak. İpin ucu kaçıyor bazen. Sakınmaya çalışsam da bazen otoriter tutum sergilediğimi fark ediyorum. Ama çocuklar otoriteye boyun eğmiyor. Günün sonunda güç mücadelesinden yenik çıkmaktansa ortak çözüm bulup ‘ebeveynlik onurumu’ korumaya çabalıyorum.”

Serap Demiray: “Bizim zamanımızda söz hakkı verilmediği için ister istemez üzerimizde bunun etkileri mevcut. Bizim ailede demokratik olmaya çalışmak genelde bana kalıyor. Elimden geldiğince kararlara çocuğumu dâhil etmeye, ona kendisini önemli hissettirmeye çalışıyorum ama çocukların patron olmasına da izin vermiyorum.”

Hande Erel: “Kızıma her ‘hayır’ deyişimizin nedenini açıkladık. Onun isteklerini, istemediklerini önemsedik ve mümkünse izin verdik. Lakin arkadaşı gibi olma ya da her kararı ona bırakma durumumuz olmadı. Hep ne istediğini bilen ve bunu ifade eden bir çocuk oldu. Sınırları esnetmeye çalışsa da, kurallarımıza uyum sağladı. Kimi konularda kendi isteklerini yapacak kadar patron ama bizim patron olmamıza izin verecek durumda. Zaman zaman zorlasa da kurallara uyuyor.”

Seçil Uçkun Güneş: “Evimizin iki sevimli enerji bombasının kendi sınırlarını geliştirmelerini ve başkalarınınkine saygı duymayı öğrenmelerini önemsiyoruz. Güvenlik ve aile değerlerimizle ilgili net sınırlarımız var. Lakin evimizin düzeni içinde çocuklarımızın kendi istekleri de sınırlarımız kadar önemlidir. Bir gün salonun duvarlarını boyarlarken yakalandılar, tüm duvarlara sınır koyduk bir tanesi hariç. O duvar onların boyama duvarı oldu. Diğerlerine bir daha hiç bulaşmadılar! Çok da güzel oldu.”

“Sınırlar güvende hissetmesi için önemli”

Psikiyatr İrem Yaluğ Ulubil sınırlar olmasının çocuğun gelişimindeki önemini şöyle anlatıyor:

“Çocuklar gerçekten sınırlara ihtiyaç uyarlar ve bir çocuğu otorite yapmak, sınırları çocuğun belirlediği bir düzen son derece tedirginlik vericidir. Birilerinin onlara sınır koyması kendilerini güvende hissetmesi için son derece önemli. Çocukların en çok ihtiyaç duydukları şey sevgi ve güvenlik duygusudur. Sınırlar da bunu destekler. Sınırları olmayan çocuklarda gördüğümüz en sık şeyler; tedirginlik, güvensizlik ve boşluk hissi oluyor. Bu durum bizzat bir hastalık değil ama uykusuzluğa, gerginliğe, ilişki ve sınır problemlerine zemin hazırlıyor. O yüzden çocuk büyürken sınırların olduğu demokratik bir aile ortamı oluşturulmalı. Herkesin konuştuğu ve tartıştığı ama herkesin, iyilik hali için ortak yolun bulunduğu bir ortam yaratılmalı. Çocuk dinlendiği, önemsendiğini ve kararın bir parçası olduğunu bilince rahatlar ve kendini değerli bulur. Ama bir şeyler ters giderse de onu koruyacak bir üst akıl olduğunu bilmek onu rahatlatır”.