Geri Dön

Ferdi Özbeğen'i ‘ayağa kaldıran’ şan konseri

Ferdi Özbeğen’in vefatından 7 yıl sonra piyasaya çıkan plağına adını veren “20. Sanat Yılı Şan Konseri”ni ’80’li yıllarda onunla aynı sahneyi paylaşan orkestra şefi Osman İşmen’den dinledik

Ferdi Özbeğen'i ‘ayağa kaldıran’ şan konseri
Ceyda Ulukaya

Son yıllarda, içinde bulunduğumuz dijital çağın alışkanlıklarına meydan okurcasına plak satışlarının arttığını biliyoruz. Öyle ki, kısa süre önce ABD’de plak satışları 1986‘dan bu yana ilk kez CD satışlarını geride bırakarak rekor kırdı. Türkiye’de de durum çok farklı değil. Son örneğine Ferdi Özbeğen’in geçen ay çıkan “20. Sanat Yılı Şan Konseri” plağında tanık olduk. Sanatçının vefatından 7 yıl sonra Yaşar Kekeva Plak’tan çıkan ve anında iki bin satan plak, Özbeğen’in etkili yorumunun yanı sıra zamanda bir yolculuğa davet niteliğinde. Özellikle de albüme konu olan şan konserlerinin Türkiye’de ’80’li yılların ilk yarısına damga vuran 45 konserlik bir seriye dönüştüğünü düşününce. O konserlerin havasını solumak üzere Ferdi Özbeğen’le aynı sahneyi paylaşan orkestra şefi ama aynı zamanda sanatçıyla uzun yıllar çalışmış besteci, müzisyen ve aranjör Osman İşmen’e bağlandık ve birlikte şan konserlerine ışınlandık.

Ferdi Özbeğen’in şan konseri albümünün gördüğü ilgi sizi şaşırttı mı?

Şaşırtmadı çünkü benim çalışma prensibim hep yıllar sonra da dinlenebilecek sound’lar peşinde yani klasiğin peşinde koşmaktır. Ferdi’yle de bunu çok güzel başardığımızı düşünüyorum ki 20-30 senelik albümlerin hâlâ dinlenmesi, plakların satılması, dizilerde kullanılması, sanki bugün çıkan bir albüm kadar popülariteye sahip olabilmesi de bunu gösteriyor.

Albüme konu olan şan konseri fikri nasıl gelişmişti?

1983 yılıydı. O dönem Şan Tiyatrosu’nun sahibi olan rahmetli Egemen Bostancı’nın fikriydi. Çok vizyoner bir insandı, böyle bir teklifte bulundu. Tabii Ferdi o güne kadar hep gazinolarda tek başına, gayet özgür şekilde, kendi çalıp söyleyen bir sanatçı, öyle büyük orkestralarla şarkı söyleme deneyimi yok. Zaten orkestrayla şarkı söylemek en profesyonel şarkıcıları dahi çok korkutan bir şeydir, hiç kolay değildir. O yüzden Ferdi ilkin kabul etmez gibi oldu, fakat biz yapabilirsin diye dil döküp ikna ettik ve hemen çalışmalara başladık. Ben aranjmanları yazmaya başladım, orkestrayı topladım, provalar başladı. Açıkçası Ferdi kötümser bakıyordu. Zaten hiçbirimiz öyle büyük bir ilgi beklemiyorduk. Tahminimiz en fazla 5-6 konser yapıp bitirmekti. Ama inanılmaz bir izdiham yaşandı. 1100 kişilik Şan Tiyatrosu, 1300 kişiyle doldu taştı. Ve tabii çok ses getirdi. Bunun üzerine iki yıl Şan Tiyatrosu’nda toplam 45 konser verdik.

Ferdi Bey o zamana dek orkestrayla konser vermemişti dediniz. Ne kadar popülerdi?

Popülaritesi vardı tabii, gayet revaçta olan bir piyanist şantördü. Hatta bu piyanist şantör modasını da başlatan üç isimden biri ve en popüler hale getirendir Ferdi. O bakımdan piyasaya da büyük katkısı vardır.

Konser öncesinde heyecanlı mıydı?

Tabii müthiş heyecanlıydı. Buram buram terliyordu. Bir de şu var tabii: Ferdi o zamana kadar ayakta şarkı söylememiş biri. Hep oturarak, piyanosunun arkasına sığınarak, biraz da ondan güç alarak şarkı söylüyordu. O yüzden onun için muazzam farklı bir deneyimdi. Halbuki ayağa kalktığı zaman, seyirci de şoke oldu. Ferdi o performansıyla sahnede devleşti.

Ferdi Bey neler hissetmişti bu ilgi karşısında?

Çok şaşırdı ve konserin sonuna kadar o şaşkınlığı atamadı üzerinden. Tabii çok da mutlu oldu, hangi sanatçı olmaz ki? Zaten sonlara doğru hareketli parçalara geçildiğinde artık kimse yerinde duramıyordu, salonda kıyametler kopuyordu.

Sizin orkestra şefi olarak hiç tereddüdünüz olmuş muydu?

Tabii ben de korkuyordum, çünkü hakikaten sahnede 40 kişilik bir orkestra olunca, en ufak bir hatanızda dahi toparlaması çok zordur. Ama neyse ki korktuğum başıma gelmedi. Müthiş konserlerdi gerçekten. Zaten öyle olmasa, Türkiye’de hele de o dönemin şartlarında 45 konser yapmak hiç kolay bir şey değil takdir edersiniz.

Konser repertuvarını nasıl belirlemiştiniz?

Biz üç kişilik bir ekiptik zaten. Söz yazarı Ülkü Aker, ben ve Ferdi, o güne kadar söylediği şarkılardan en güzellerini seçip, iki bölüm halinde bir repertuvar hazırladık. Birinci bölüm Batı müziği, ikinci bölüm alaturka şarkılardan oluşuyordu. Böylece 25 parçalık, 2 saat 15 dk süren bir konser programı hazırladık.  

Siz Ferdi Bey’le albümleri için de uzun yıllar birlikte çalıştınız. Onu nasıl tarif edersiniz?

Ferdi’yle 70‘li yılların sonunda birlikte çalışmaya başlamıştık ve onu kaybedene kadar da devam ettik. Her şeyden önce çok iyi bir dosttu. Samimiydi, espriliydi. Normalde stüdyo ortamları streslidir ama Ferdi’yle güle oynaya çalışırdık, nasıl bittiğini anlamazdık. Çok da disiplinliydi aynı zamanda. Saatinden önce gelir, işini asla aksatmazdı.

Müzik dışında nelerle ilgilenirdi, nelerden zevk alırdı?

Yeme-içmeye aşırı meraklıydı, bir dönem restoran işine de girdi zaten. Her gün mutlaka spor yapar ve saat 17.00-19.00 arası uyurdu. Çok özel bir işi olmadığı sürece uykusundan asla ödün vermezdi. Bir de özel yapım lüks araba merakı vardı.

Şan konseri de dahil, kıyafetlerinde de kendine has bir tarzı olduğunu görüyoruz Ferdi Bey’in...

Tabii tabii, yılda bir defa mutlaka Paris’e giderdi ve tüm kıyafetlerini, kol düğmelerine kadar oradaki lüks mağazalardan alırdı. Her kıyafetini de kendisi seçerdi, çok zevk sahibiydi. Her zaman inanılmaz şık giyinirdi.

Size göre onu Ferdi Özbeğen yapan özelliği neydi?

Ferdi’nin yorumu gerçekten çok özeldi. Şarkılara çok güzel duygu veren bir sanatçıydı. Onun için Ferdi Özbeğen oldu. Bir de tabii seyirciyle diyaloğu da çok iyiydi. Sahnede zaman zaman konuşup espri yapardı, o yüzden konserler çok samimi bir havada geçerdi.


Ferdi Özbeğeni ‘ayağa kaldıran’ şan konseri



“Bugünle mukayese edilemez”

Şan konserinden bazı kayıtlara YouTube üzerinden erişilebiliyor. O yoğun ilgi ve konserin atmosferi gerçekten etkileyici. Bize biraz dönemin sanatçı-seyirci ilişkisini anlatır mısınız?

’80’li yıllar Türkiye’de eğlence sektörünün zirve yaptığı yıllardı. İstanbul’da 20’ye yakın birinci sınıf gazino vardı ve bunların hepsi dolup taşardı. Ama konser ortamı çok bilinmiyordu. Şan Tiyatrosu’ndaki gibi büyük çaplı konserler bunun ilk örneğiydi. Ve kulaktan kulağa yayıldı. En büyük reklam halkın yaptığı reklamdır biliyorsunuz. Her çevreden insan geliyordu. Gerçekten çok güzeldi, bugünle mukayese edilebilecek bir ortam değildi. Bugünkü konserlerde, bazı sanatçılar dışında, ben o kaliteyi bulamıyorum. Daha çok gençliğe yönelik işler. Sanatçı denilenlerin de çoğu bugün var yarın yok.

“Bir bildikleri vardır”

Ferdi Özbeğen’in söz konusu şan konserlerinden görüntüler yakın zamanda “Bir Başkadır” dizisiyle gündeme gelmişti. Ferdi Bey’in tekrar popüler olmasında etkisi oldu mu sizce?

E tabii, etkisi oldu, satışlar birdenbire yükseldi. Ben diziyi de izledim ama Ferdi Özbeğen’in o görüntüleriyle dizinin ne ilgisi var çözemedim açıkçası. Herhalde bir bildikleri vardır dedim.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber