Geri Dön

“Filmi kendi yolculuğuna bıraktım”

“Baskın”ın yönetmeni Can Evrenol: “Bir yerden sonra filmi kendi yolculuğuna bıraktım. Beş polisin hikayesini izlerken, final garip bir tokat olsun gibi düşünmüştüm. Ama o öyle bir korku tokadı oldu ki film korku olarak etiketlendi”

“Filmi kendi yolculuğuna bıraktım”

Türkiye’den, Toronto Film Festivali’nin korku sinemasının en önemli vitrini sayılan bölümü Gece Yarısı Çılgınlığı’na seçilen “Baskın: Karabasan”, sinemalarımızda cuma günü gösterime girdi. Filmin yönetmeni Can Evrenol, Türkiye’de denenmemiş bir korku filmi anlayışıyla çektiği “Vidalar”, “To My Mother and Father” ve “Kurban Bayramı” gibi kısalarıyla dikkat çekmiş bir isim. İlk uzun metrajlı filmi “Baskın: Karabasan”da bir grup polisin başına gelen dehşeti konu edinen Evrenol’la filmini ve yurt dışındaki başarılarından vizyona uzanan yolculuğu konuştuk.

-Kısa filmleriniz gibi “Baskın”da da korku türünde çalışıyorsunuz. Bu türe merakınızdan söz edebilir misiniz?

Aslında illa korku sineması yapayım diye düşünmedim. Tek bir film çekebilsem ne çekerdim diye düşündüm ve “Baskın”ı çektim. Benim dilim bu şekilde olduğu için ortaya böyle bir film çıktı. Bunun dışında daha kenarda köşede kalan filmlere ilgi duyuyorum. Bu yıl “Der Bunker” ve “Nina Forever”ı beğendim örneğin. Hep underground filmlere yakın hissettiğim için kendi filmimi çekerken de aklım bu tür filmlere gitti. Çok sevmeme rağmen bir “slasher” çekeyim demedim.

-“Baskın” yapısal olarak polisler arasındaki dinamiklerle başlıyor, sonra cehennem denebilecek bir bölüm geliyor. Bu yapıyı seçme nedenlerinizden bahsedebilir misiniz?

“Günbatımından Şafağa” bir janr filmi olarak başlayıp başka bir janr filmine dönüşür mesela. Ben de filmi yaparken, Türkiye festival filmi gibi başlatıp başka bir yere götüreyim dedim. Hep Zeki Demirkubuz filminin sonunda uzaylılar gelsin, Nuri Bilge Ceylan filminin sonunda karakter kurt adam çıksın isterdim. “Baskın” da içimdeki böyle isteklerden dolayı bu şekilde oldu.

“Filmi kendi yolculuğuna bıraktım”


“Kendimi iyi ifade edebildiğim bir film oldu”

-Film, Toronto Film Festivali’nin Gece Yarısı Çılgınlığı bölümünde dünya prömiyerini yaptı.

Ben aslında Vanguard’a (festivalin genç ve yenilikçi filmlere yer veren bölümü) girsin çok isterdim. Gece Yarısı Çılgınlığı’nda film ünlü oldu ve bu bölüm belki korku sinemasının görücüye çıkmak için en prestijli yeri. Korku sineması sitesi Bloody Disgusting fragmandan yola çıkarak çok öven başlıklar attı. Bütün bunlar beklentilerini çok yükseltti insanların. Önce bunları düşündüm ama bir yerden sonra filmi kendi yolculuğuna bıraktım. Ben “Baştan sona korku” yerine beş polisin hikayesini izlerken, final bölümü garip bir tokat olsun gibi düşünmüştüm. Ama o garip tokat öyle korku tokadı oldu ki film korku olarak etiketlendi.

-Bu etiket sizi endişelendirdi mi? Korku koyu hayranları olan bir tür.

İki ödül almamız, filmi çok seven izleyiciler, bunları lütuf olarak bir kenara koyuyorum. Fikrine değer verdiğim insanlar filmi “Tuhaf gece yarısı doğaçlaması” diye seviyorlar veya filmin ilk yarısını daha çok beğenenler de var. Artık benim için dışarıdan bakmak çok zorlaştı. Ancak kaba kurguyu bitirdiğimde düşündüm ki kendimi iyi ifade edebildiğim bir film oldu.

“Hiç oyunculuk odaklı işler yapmadım bugüne kadar”

-Filmin çekim açısından en zor yeri neresiydi?

Sette her gün bir dağ vardı karşımızda. Polisler arasında dönecek muhabbet beni çok korkutuyordu. Çünkü hiç oyunculuk odaklı işler yapmadım bugüne kadar. Vahşilerin olduğu sahne en zoruydu.

-Kısa filmden uzun metraja geçmenin zorlu bir yolculuk olduğu sonucuna varabiliriz. Pişmanlık duyduğunuz bir an oldu mu?

Olmadı. Film 4.5 ayda bitti. Hemen Berlin’e götürdüm ve hemen Toronto’ya Gece Yarısı Çılgınlığı’na alacaklarını söylediler. Resmi duyuru için dört ay beklemek zordu. Filmin çekimlerinde zar atıyorsun ve hepsi iyi geldi. “Baskın”ı 28 gün gece çekimiyle çektik ve de çoğu dış mekan. İç mekanlar da o kadar harabe yerler ki dış çekim gibi üşüdük. Ham bir film olsun derken, çok daha şatafatlı bir film oldu ama bununla da barışığım.

“Ortaokulda hayatım bilgisayar oyunu, futbol ve sinemaydı”

-“Baskın”ın hayal gücüne dayanan bir yönü de var. Hayal gücünüzü filmler mi, çizgi romanlar mı, neler harekete geçiriyor?

Sinema okurken, bana sinema yapma şevkini veren bir Zeki Demirkubuz bir de Lucio Fulci’ydi. Dario Argento ve Nuri Bilge Ceylan’ı da bunlara ekleyebiliriz. Fransız zombi filmlerinden, Michael Haneke, Ingmar Bergman’a uzanan bir listede sevdiğim çok fazla şey var. Sinema spektrumumun açık olmasıyla gurur duyuyorum. Çünkü çok fazla böyle insan görmüyorum. Çizgi roman olarak da Garth Ennis ve Alan Moore çok okudum zamanında. 1990’larda piyasada ne kadar CD oyunu varsa oynamıştım. Ortaokulda hayatım bilgisayar oyunu, futbol ve sinemaydı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber