Geri Dön
Pazar“Gönlü zengin bir soframız var”

“Gönlü zengin bir soframız var”

Ünlü oyuncu Mehmet Aslantuğ ile karavanında bayram, sofralar ve ötesine bir yolculuk ettik. Zengin bir sofra kültürümüz olduğunu anlatıyor Aslantuğ ve “Zenginliği şımarıklıktan değil; kıtlıktan da yaratabilmiş, gönlü zengin bir sofradan bahsediyorum. Ve onun zamana mühürlü adabından” diye vurguluyor.

“Gönlü zengin bir soframız var”

Mehmet Aslantuğ ile başrolünde yemek ve mutfak olan bir bayram sohbeti yaptık. Göz önünde olmak, röportaj vermek pek ona göre değil. Beni kırmadığı için ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Mehmet Aslantuğ özü sözü bir, duruşunu hiç bozmayan, memleket meselelerine her zaman duyarlı, iyi bir dost ve başarılı bir aktör… Yakınlarının deyimiyle, sadelik hayatında hep ön planda. Başarılı aktörün “Yemeğe, mutfağa dair gurme olmadığımın farkındayım” diye bir peşin hükmü var. Tevazusuna bakmayın, yemek ve mutfak kültürü konusunda uzmanlık derecesinde bilgisi var. Mehmet Aslantuğ, Çerkez kökenli. Yani yemekleri dillere destan bir gelenekten geliyor. Mutfağa uzak olmasına genleri izin vermez bir kere.

Aslantuğ ile seti olduğunda daha çok kullandığı, günlük yaşamında da uzunca zaman geçirdiği karavanında buluştuk. Mehmet Aslantuğ ve yine başarılı bir oyuncu, ülkemizin eski Avrupa güzellerinden sevgili eşi Arzum Onan için bu karavan keyif aldıkları bir sığınak gibi. Sade bir masa kurduk ve çocukluk yıllarındaki sofralardan bugünlere uzanan keyifli bir sohbete daldık.  Sohbetimizden sonra ne düşündüm biliyor musunuz? Bence bu karavan yola koyulur ve bir Anadolu lezzet turu yapar.

Nerede o eski bayramlar diyenlerden misiniz?

O zamanlar her bayram sabahına sanki yeniden doğardık. Şimdi başka zamanın çocukları olmak, gurbette yaşamak gibi; eksik, ezik, küskün... On yıllar geçti aradan ve sanki içerlediğimiz başlıkların sayısı hızla arttı. Benim için bugünün bayramı, dünün bayramında aradığım duygulardan ibarettir artık. Elimden de fazla bir şey gelmiyor.

Gastronomiyle ilgili olduğunuzu biliyorum. Bu alana ilginiz konusunda neler söylemek istersiniz?

Merkezi gastronomi olan bir sohbetin içinde dolaşmak hiç aklıma gelmezdi Zeynep. Sen olmasan, yapacağımı da düşünmezdim. İki majör sebebi var: Yemeğe, mutfağa dair bir “gurme” olmadığımın farkındayım. Hayır, damak tadım fena değildir, ama iştah ve şehveti, hayatın bütününe dair sembolik nedenlere karşı tehditkâr buluyorum: Hem bedene hem çevreye. Küçük bir örnek vereyim: Anadolu yarımadasında göllerimiz kuruyor, önemli nedenlerden biri yer altı sularının çekilmesi. Onu da tetikleyen sorunlardan biri de vahşi sulama! On yıllardır maalesef buna bir çare üretemedik.

Sizin için sofra kavramı ne ifade ediyor?

Evet, zengin bir soframız var. Zenginliği şımarıklıktan değil, kıtlıktan da yaratabilmiş, gönlü zengin bir sofradan bahsediyorum. Ve onun zamana mühürlü adabından! Neyle, nereden başlar bir sofranın meziyeti? Kısmen sanıldığı, kısmen de varsayıldığı gibi sadece damak tadından, lezzetinden ibaret olduğunu düşünemeyiz şüphesiz. Çeşitlenmiş sunumu kadar;  yüklendiği öyküsünden, oturma kalkma duyarlığından… Can alıcı bir saptamayla da ifade etmek gerekirse, “Komşusu açken, tok yatamayan” gibi artık ütopik kalmış bir hassasiyetten bile dem vuran bir sofra!

Yollara ve yolculuklara oldukça düşkünsünüz. Peki, sizin bir yemek rotanız var mı?

Yollara, yolculuklara düşkün büyüdüm. Karadan da, denizden de… Görmek, fotoğraflamak, yazılı sözlü öyküsünü dinlemek için vardığım liman, ulaştığım köy çoktur; ama yemek rotası çizmeyi düşünmedim bile. Aylarca yayla çorbası, çavdar ekmeğiyle hayli mutlu mesut dolaşma potansiyelim var. Benle seyre, yola çıkanlar da genellikle bu nedenle isyan eder. Ayrıca sinir bozan bir itirafta bulanayım. Keşke sadece oksijen ve suyla yetinen bir tür olaydık, diyorum uzun zamandır. Tüm insani vasıfları tamam; ama bu türden geniş ihtiyaçlarla kuşatılmayan bir hayatı yaşamayı tercih ederdim. Bu düşüncemi bizim Can’la paylaştım geçenlerde. “Yapma Baba!” dedi, “Hayatın tadını kaçırma durduk yere!” Yanlış insana söyledim tabii. Can gerçek gurmelerdendir. Çocukluğundan beri şaşmadı hiç. Birkaç arkadaşı var yakın, onlar da öyle. Bıraksan lezzetli bir yemek için su içinde altı saat gidebilirler.

“Bir baktım ki herkes aşçı olmuş”

Televizyonların popüler mutfak programlarını takip ediyor musunuz?

Eskiden arada bir de olsa heyecan duyardım; ama baktım ki her yer mutfak, herkes aşçı olmuş, vazgeçtim. Çok sıkıcı buluyorum artık. Ardı arkası kesilmeyen, amacı anlamı belli olamayan yaklaşımları var birçoğunun. Sofra kurarım, kaldırırım, bulaşık, çamaşır yıkarım, kafa ütüleme becerilerim dâhil ütü de yaparım. Ama aşçı şapkası görmekten gına geldi arkadaş!

Çocukluğunuza dönseniz, nasıl bir mutfak kültürü içinde büyüdünüz? Sizin için hiç unutulmayan lezzetler neler?

Çocuk yaşlarda oyunlardan dönmek zor gelirdi, dönünce de ne yediğimiz umurumuzda bile olmazdı. Ne bulduysak yerdik. Karadeniz’de büyüdüm. Bölgeyi düşününce ilk akla gelen hamsi ve Temel olabilir; ama ondan ibaret değildir. Özellikle Orta ve Batı Karadeniz pek homojen özellikler göstermez. Mutfağı da bu özelliklerden nasibini düşeni almıştır. Kafkas, Balkan ve Anadolu’dan zamana dayalı iç göçlerle çeşitlenmiş, birbirine karışmış bir mutfak kültürü hâkimdir. Hiç yemek seçmedim. İçine soğan, sarımsak konmuş, konmamış; et, tavuk varmış veya yokmuş; ne bekledim, ne de şikâyet ettim. Bölgeye özgü bitkiler bolca kullanılır. Her türlüsünün yemeği yapıldığı gibi; sabahları da yumurta kırılmış bitki kavurmaları, kalabalık sofralara bereket ve lezzet katar.

“Az yap, öz yap ilkesini benimsedim”

Bunların arasında hiç unutamadığınız lezzetler var mı?

Hiç unutamadığım lezzetler arasında; fasulye turşusu kavurması, mantarlı-hamsili pilav, pide, pancar çorbası, Çerkez tavuğu ve kuymak saymadan geçemeyeceklerim. Ergenliğimizden itibaren de sosyal faaliyetlerimiz arttı. Ne yediğimizden ziyade neler konuştuğumuza bakmaya çalıştık! Zaten izlerini şu buluşmada da ziyadesiyle görüyoruz herhâlde. Çenemiz sohbete asılıyor değil mi, yemeğe değil. 20’li yaşlardan itibarense yemek-mutfak ilişkisinde “az yap, öz yap” ilkesini benimsedim sanırım.

İlginizi “Tütsü by düve” markası ile profesyonel boyuta taşıdığınızı duyduk, doğru mu?

Meydana getirilmesinde katkım olan “Tütsü by düvee” markası üzerinden aklı karışanlar olabilir. Hemen açıklık getireyim: Durum aslında toprağın bereketiyle büyümüş çocuklardan biri olarak, kadim bir dostumun, tarıma yönelik güzide gayretlerine, ağabey olarak destek olmaktan, gönül vermekten ibaret. Dört yıl önce, konuk olarak sık sık ziyaret ettiğim, içinde bulunmaktan mutlu olduğu bir çiftliğin üretime açılma heyecanına eşlik etmem sanırım böyle bir anlaşılmaya neden oldu. Dostumun çabalarını çok kıymetli buluyorum. Toprağı ihmal etmenin ağır sonuçları var. İşlediğin topraktır vatan. Tüm ülke açısından bakıldığında, tarım, köylü, çiftçi denkleminin bugün ne kadar manidar önemde olduğu da çok açık ortada zaten.

Son olarak okurlara iletmek istediğiniz bayram mesajınız ne olur?

Herkese gönlünün, midesinin meylettiği bereketi diliyorum. Yeter ki yarısını aç bırakan dünya, durumdan biraz vazife çıkarmaya da samimi bir çaba harcasın.

“Gönlü zengin bir soframız var”

“Kabak ve brokoli çorbası olmazsa olmazım”

Peki, pişirmekten bıkmadığınız yemekler hangisi?

Benim mutfağımda son beş yılın olmazsa olmazı kabak ve brokoli çorbası. Her ikisinde de süt ve krema kullanmıyorum.

Çok zengin bir mutfak kültürüne sahip bir coğrafyadayız. Şimdiye kadar tatmadığınız ama merak ettiğiniz lezzetler desem?

Bir gün fırsat olursa tadına bakmak istediklerim var elbette. Gaziantep’e ait Ayvalı taraklık, Adana’nın Bamya dolması, Mardin’in Alluciyesi, Hatay’ın Keşir dolması, Sivas-Divriği’nin Kadayıflı Divriği pilavı ilk aklıma gelenler.