Geri Dön
Pazar“İsimler doğar, büyür, ölür, bazen de dirilir”

“İsimler doğar, büyür, ölür, bazen de dirilir”

Akademisyen Doğan Gürpınar “Türkiye’de Özel İsimlerin Tarihi” kitabıyla ilgili “İsimlerin ömürleri var ve bu ömürler beş yılık zaman aralıklarında saptanabiliyor: En zirvede olduğu beş yıl, düşüşe geçtiği beş yıl ve sönüverdiği beş yıl” diyor

“İsimler doğar, büyür, ölür, bazen de dirilir”

Ceyda Ulukaya -  Çocuğa isim vermek, ebeveynler için heyecanlı ama bir o kadar da titizlik isteyen uğraşlardan biridir. Listeler yapılır, yakın çevreden görüş alınır, bazı isimler sıradan ya da demode bulunur, bazıları sırf o isme dair olumsuz çağrışımlar nedeniyle elenir. Nihayetinde kılı kırk yarılır ve bir isim bulunur. Fakat o da ne? İki yıl sonra bir parkta çocuğunuza seslenirsiniz ve parktaki çocukların yarısı size doğru döner. İstanbul Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Doğan Gürpınar, “Türkiye’de Özel İsimlerin Tarihi” kitabında, tam da bu tabloyu tarihsel bir perspektifle mercek altına alıyor. Özel isimlerin aslında sandığımız kadar özel olmadığını gösterirken, yüz elli yıllık siyasi ve kültürel gelişmeler ışığında ortaya çıkan isim verme trendlerini ortaya koyuyor. Çocuğunuza isim vermeden önce okumakta fayda olan bu özgün çalışmayı, yazarı Gürpınar’la konuştuk.

İsim koymanın aslında bireysel değil, kolektif bir edim olduğunu söylüyorsunuz. Özel isimler, aslında zannettiğimiz gibi “özel” değil mi?

Kitabın vurgularından biri de bu. Nasıl olur da aynı zaman diliminde on binlerce ebeveyn aynı ismi beğeniverir ve sadece üç dört yıl sonra yine on binlerce ebeveyn o ismi artık sıkıcı bulmaya başlayarak bırakabilir? Adeta havada konuşmaya dayalı olmayan bir iletişim dili var gibidir. Çünkü baktığımızda gerçekten isimlerin ömürleri var ve bu ömürler beş yılık zaman aralıklarında saptanabiliyor. En zirvede olduğu beş yıl, düşüşe geçtiği beş yıl ve sönüverdiği beş yıl. Peki bu kadar anne-baba bu ortak kararı nasıl alıyor? İşte orada bir ortak hissiyat var. Bireyselliğimizle kolektif bütüne teslimiyetimiz iç içe dinamikler. Öte yandan güya kendi özgür irademizle aldığımızı sandığımız kararlar aslında gayet bir ortak bütünün yansımaları. Bugün kendini kültürel olarak yüksek konumlayan birçok anne baba çocuklarına özene bezene onları ayrıştırıcı isimler veriyor. Ama sonra bakılıyor ki on binlercesi aynı şık ismi beğenivermiş. Duru, Derin, Lal, Masal son yılların böyle isimleri. Bu tabii isim koymaya sınırlı bir durum değil. Hepimiz kendi zamanımızın, kendi kültürel dünyamızın, yetişmemizin, sınıfsallığımızın ve zamanımızın esiriyiz.

Bu 150 yıllık zaman içinde dönemler değişse de değişmeyen trendler var mı ya da trendler toplumdaki dönüşümü ne kadar yansıtıyor?

Belli ruh halleri, siyasal ve sosyal ortam, farklı ve bazen hiç beklenmedik şekilde gündelik hayata sızdığı gibi isimlere de fazlasıyla yansıyor. Tabii isimler sınıfsal. Hatta çok şeyden daha sınıfsal. İsimlerin çoğu üst sınıflarda başlar, daha sonra sınıfsal genişleme yaşadıkça bir sınıf tarafından artık bırakılır. Referansı çok kadim olmayan her isim doğar, büyür, olgunluğa varır ve gerileyerek ölür. Bu böyle zamane yozlaşma, uçuculuk olarak görülen bir trend değil. Bugün kadim varsayılan çoğu isim 19. yüzyılda birden doğuvermiş. Onlar da bugün ölüyorlar, bir zaman doğdukları gibi.

Popüler kültür ya da şöhretli isimler isim verme pratiklerinde ne kadar etkili? İsim patlaması yaratan figürler var mı?

Aslında bunun çok abartılmaması gerekiyor. Zira çoğu zaman kısa süreli etkiler kalıcı olmayabiliyor. 1993’te doğan Tansu’lar gibi. Öte yandan isimlerin popülerleşmesi biraz da çığ etkisi. Bugün bir zamanların yaygın ve bir nevi klasik isim muamelesi gören birçok isim de birer roman karakterine borçlu varlıklarını. Nalan ve Nilgün bunun ilk akla gelen örnekleri. Kerime Nadir ve Refik Halid Karay’ın tefrika romanlarından. Funda da öyle. Metin’in çıkışı değil elbette ama bir zamanlarki fenomenal yaygınlığı Metin Oktay’dan. Hatta ilginç ki Metin 20. yüzyılda çıkan ve en yaygın ilk yirmiye girebilen isim. Yusuf elbette Tevrat peygamberinden en kadim geleneksel isimlerden. Yine de en yaygın ilk onda değil de ilk yirmide yer alan Yusuf’un birden sıçrama yaparak Mehmet’in bin beş yüz yıllık tahtını devralıp en yaygın isim haline gelmesi Deliyürek’in ve Yusuf Miroğlu’nun etkisiyle oluyor. Yani burada şu ünlü ismi patlattıdan çok tesadüfi etkileşimler içinde değerlendirmek gerek.

Erkek ve kız çocuklarına verilen isimlere yansıyan toplumsal cinsiyet kodları neler? Zaman içinde bu kodlar dönüşüme uğruyor mu?

İsimler elbette cinsiyet kodlarının en çok işlendiği saha. Erkek çocuklarının erkekliğini ortaya koymak öyle bir vurgu ki Türkçede er’le başlayan onlarca yaygın ismi düşünün. Erol doğrudan yeni doğmuş bebeği emir kipiyle erkek olmaya çağırırken Erkan erkek kanını yüceltiyor. Yine tabii Türk kahramanları erkek çocuklara ilham olsun diye konulmuş. Kızların ise isimleri güzelliklerini, zarafetlerini, saflıklarını, iffetlerini yansıtmalı. Doğa bir referans kaynağı olmuş ki bugün bu yönelim daha da artmış durumda. Çiçek isimleri aslında Gül çeşitlemeleri dışında çok da yaygınlaşmamış. Lale’ler, Nilüfer’lerin yaygınlıkları hep bir yere kadar olmuş. Erkek isimlerinde de doğa giderek daha önem kazanıyor ama tabii onlarda daha çok Toprak, Kaya, Ateş. Hatta Yamaç.  

“İsimler doğar, büyür, ölür, bazen de dirilir”

Doç. Dr. Doğan Gürpınar’ın kaleme aldığı “Özel İsimlerin Tarihi”kitabı Telemak Kitap etiketiyle yayımlandı.

Artık daha kısa isimler koyuyoruz

2010’ları minimalist dönem olarak tanımlıyorsunuz, isimler gitgide kısalıyor. Kısa isim trendiyle içinde yaşadığımız dönem arasında nasıl bir ilişki var?

İsimlerde içerik ve anlamdan çok tını önem kazanıyor. Geçmişe çapa oluşturacak isim beklentileri giderek kalmıyor. Kısa, melodik, çağrılmaya uygun. Batılı isimlere benzemek de bir başka beklenti. İsimlerin kısalması da zaten evrensel bir dinamik. Elizabeth, Isabella değil Lisa. Zaten malum her uzun isim kaçınılmaz olarak gündelik hayatta kısaltılır. Artık bu durum doğum anında çözülüyor. İlginçtir bir önceki kuşaktaki birçok kız ve erkek ismi ölmüşken bazıları hâlâ popüler ve kreşleri dolduruyorlar. Bunlar hayatta kalmalarını kısa olmalarına borçlular. Yasemin’ler, Pınar’lar, Burcu’lar bugün neredeyse ölmüş isimler ama kuşaktaşları Ece’ler, Eda’lar yaşıyor. Erkek isimlerinde de Mete ve Kaan’lar yaşıyorlar ama bugün artık yarı-mitolojik Hun hakanından ilham almıyor bu isimler. Mete ismi ilk geç 1920’lerden itibaren görülüyor. Yani neredeyse bir yüzyılı doldurmak üzere olan bir isim. Beraber çıktığı Teoman’lar, Attila’lar hemen hemen görülmezken. Sebebi ise içeriği değil fonetiği. Kaan’ın da aynı şekilde.   

Zamana meydan okuyanlar

Zamana direnen isimler listesi yapsak ilk sıraya hangileri gelir?

Şüphesiz en başta Zeynep. Diğer geleneksel/dini kız isimleri gibi köylülükle örtüşerek sönmesi beklenen bir isim adeta bir zamansız klasik isme dönüşüyor. Bir başka muhteşem dönüş yapan isim Leyla. Leyla Türkçe isimlere geçişin hemen öncesinde altın çağını yaşadıktan sonra geriliyor ama hiçbir zaman tam modası geçmiyor. Ölmüş isimlerin birden yeniden doğumları Batı’da da rastlanan bir durum. İsmin şairane, romantik, büyülü çağrışımı isme ölümsüzlük tılsımı aşılamış olmalı. Erkek isimlerinde Ali İslami/dini isimlerden şehirlerde en yaşayanı. Bu isimlerin yanında Elif’in de zaman testinden şimdilik geçtiği söylenebilir. Mustafa Kemal’den Kemal çok azalmakla beraber birçok ailenin hâlâ bir siyasi tavır gösterme eğiliminden yansıyor. Hem kız, hem erkek için Deniz de yaşıyor ki hem dinginliği, doğayı çağrıştırmasından; hem de bir taraftan Deniz Gezmiş imgesinden. Farklı heves ve arayışları eşzamanlı karşılıyor yani.  

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler