Geri Dön
Pazar“Kabataş’taki martıları görür görmez iskele kafamda oluştu”

“Kabataş’taki martıları görür görmez iskele kafamda oluştu”

Denizin kenarında kanat çırpan dev martı biçimindeki iskele projesiyle ödül kazanan Hakan Kıran sadece bir mimar değil. Profesyonelliğin kıyısından dönen bir müzik sevdalısı ve mutfağa girip tatlı yapacak kadar tutkulu bir aşçı

“Kabataş’taki martıları görür görmez iskele kafamda oluştu”

Mimar Hakan Kıran Kabataş İskelesi için tasarladığı Martı projesiyle Dubai’de Cityscape ödülünü kazandı. Proje, denizin kenarında kanat çırpan dev bir martıyı andırıyor. Üç yıllık bürokrasi sürecinden sonra önümüzdeki günlerde yapımına başlanacak.
Kıran’ın İstanbulluların kullanımına yönelik tasarladığı bir başka proje ise Haliç Metro Köprüsü. Bu tasarım halihazırda epeyce tartışmaya yol açmış. Süleymaniye’yi gölgelediğini söyleyen de varmış, Haliç’in siluetini bozduğunu iddia eden de..
Hakan Kıran mesleğine aşık bir mimar. Ancak iki “sevda”sı daha var: Profesyonelleşmek üzereyken bıraktığı müzik ve restoranlar açacak kadar ileri gittiği yemek. Gezi Pastanesi’nin de sahibi Kıran; üstelik mutfağa bizzat girip ustalarla çalışacak kadar ilgili de bu işle...


Martı projesi nasıl oluştu?
Benim mimarim stilim hep geleneksel bir referansın ışığında modern bir fikir oluşturma üzerinedir. Alanı görmeye gittiğimde en etkilendiğim şey, inanılmaz bir dinamizmle denize dalan ve avını almak için olağanüstü bir siluet oluşturan martılar oldu. Gördüğüm dakikada kafamda oluşan şekli de projeye yansıttım.

Tasarladığınız yapılar gündelik hayatın çok içinde. Kabataş İskelesi, Haliç Köprüsü... Çok hayır duası da alabilirsiniz, küfür de yiyebilirsiniz. Buna hazırlıklı mısınız?
Bana göre mimarlık meslek grupları arasında insana karşı en çok sorumluluğu olanlardan biri. Bir doktorun bile hastasıyla ilişkisinde iki kişi var. Ama yapı üretimine baktığınızda ilişki sonsuzluk sayısı kadar insan sayısı ve etkileşimi içeriyor. Birkaç nesil ya önünden ya da içinden geçiyor. Her şeyden önce o sorumluluğu alacak kapasitede olmak lazım. Bizdeki yanlışlardan biri, herkesin dört sene okuyup yapı tasarlama hakkı alması.
Ben şu anda daha yeni yeni önemli yapılar üretmeye aday hissediyorum kendimi. Bundan önce eski eser deneyimim var, yıllarca restorasyon yaptım, zincirler, konseptler yaptım. Teknolojiye, mühendislik alanına, inşaat işine girdim. Şimdi şimdi bir şey yapmaya hazırım. Bunun sonunda da amacım eser bırakan bir mimar olmak.

Ama kaç kişi her gün önünden geçtiği binanın mimarını biliyor ki?
Kimse bilmiyor. Üzerinde ya da içinde yaşadıkları yapıların tarihini bilseler titreyerek dolaşırlar İstanbul’da. Ama son 50-70 yıl içinde eser niteliği kazanmış binamız var mı? Biz eski eserle eseri karıştırırız. Bizim için eser demek tarihi yapı demektir. Yaptıysa atalarımız
yapmıştır, onların yaptıklarının üstüne bizim
fikir beyan etmemiz imkansızdır. Ancak onların aynısını yaparsak caizdir!

Bir yandan da dünyanın en önemli mimarlarının İstanbul’a gelip proje yapması konuşuluyor...
Bunun faydası var tabii. Ama İstanbul Dubai ya da Abu Dabi gibi bir yer değil. Her konuda mirası olan, bizden önceki kültürlerin de izlerini gördüğümüz bir şehir. Dolayısıyla dünya mimarlarının gelmesi elbette çok olumlu ama bir taraftan da buranın İstanbul olduğu bilincini kaybettirmemek gerek.

Size sonsuz bir yetki verilse ilk kazmayı nereye vurursunuz?
Bir tek bina diye bakamam, o kadar çok var ki. Örneğin Taksim’de mutlaka espas yaratacak bir yıkım yaparım. Hem meydan yaratacak hem de o meydandakilere İstanbul’u gösterecek alan neresi diye bakar onu yıkarım.

"AKM’ye kutsal emanet gibi davranmak gereksiz, yıkılmalı"

AKM tartışmalarında ne tarafta duruyorsunuz?
Ben Atatürk’ün fikirlerini son derece iyi benimsemiş biriyim. Atatürk misyonunun devamının çağdaşlaşma yolunda kendi köklerinden kopmadan geleceğine inanıyorum. Atatürk Kültür Merkezi, Atatürk’ün yaptığı ve ismini koyduğu bir yer değil. Dolayısıyla kutsal emanet gibi değerlendirmenin gereği yok. Yıllar öncesinden kalmış bir yapı üzerinden Atatürk felsefesini yaşatmaya çalışmak yerine biraz hareket edip yenilerini yaratmak gerek.

Sizce AKM yıkılmalı mı?
Kesinlikle yıkılmalı. Bunun yerine Atatürk’ün adını ve ruhunu taşıyan operalar, filarmoni, sergi salonları yapılmalı. İstanbul’un kültür merkezi diye 1,5 sahnesi olan, içinde her şey oynanan bir yapıdan söz etmek benim içimi sızlatıyor.


“Mimarlıkta veremediğim iki duyguyu yemekte tamamlıyorum: Tat ve koku”
Üç merakınız var: Mimarlık, müzik, yemek. Yemekle ilişkiniz nasıl?
Hayatımın en önemli parçalarından biri yemek yapmak. Öğrenci evinin
o fakir sofralarında öyle şeyler yapıyordum ki, arkadaşlarımın anneleri ertesi gün okula gelip “Oğlum sen o pilavı nasıl yaptın, benimkini beğenmiyor” diyordu. Yemek pişirmek hep deşarj olma yöntemimdi. Hâlâ da öyle. Gece az uyurum, yatıp dinlenmek yerine mutfağa girerim.

Bu ilginiz Gezi Pastanesi’ni satın alma noktasına nasıl geldi?
Daha önce öyle birkaç girişimim olmuştu. Sonra Gloria Jeans zincirlerini yapmaya başladım. Onlar birkaç yıl yer için Gezi’nin sahipleriyle görüşmüştü. O zaman Gezi bitmiş tükenmiş bir pastaneydi. Anlaşamadılar. Bir yıl sonra, 2001’de rüyamda gördüm Gezi’nin sahiplerini. Hâlâ devredilmemişti, kiraya vereceklerdi. Devraldım minik bir pastaneyken. Ve yeni bir konsept oluşturdum. İçine çok iyi bir ekip kurdum.
O sırada Garlic diye bir restoran da açtım.

Neden bu sektöre gidiniz?
O da yaratıcılıkla ilgili. Mimarlıkta veremediğiniz iki duyuyu orada tamamlıyorsunuz: Tat ve koku.


“Dünyaca ünlü bir tenor olabilirdim”
“Mimar olacağım” cümlesini ne zaman kurduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Küçük bir kasabada yetiştim, Zonguldak’ın Kilimli kasabası. Dolayısıyla mimarlık kavramının ne olduğunu bilmiyordum. Ama yaşadığımız yer Fransızlar tarafından kurulmuş bir madenci kasabasıydı. Sadece şehir kurmakla olmuyor, kültürünü de getirmişlerdi. Tek katlı, minicik evler, sokaklar, küçücük bahçelerde muhteşem çiçekler... İnsanların inanılmaz modern giyindiği, sineması, tiyatrosu olan bir kasaba. Bu şehir yapısını o kadar içime sindirdim ki, bu bilim dalını orada hissetmeye başladım. Ama bunu yapanın mimar olduğunu, üniversite seçme aşamasına geldiğimde öğrendim. İdealim Türkiye’de böyle yerler yaratmak oldu.

Müziğe ilginiz nasıl başlamıştı?
Hiç ders almadan kendi kendime geliştirdiğim bir yetenekti. Mandolin ve gitar çalmaya başladım. İstanbul’a gelip okula başladığımda çalışmak zorundaydım. Bir mimarlık bürosunda temizlik işi buldum. Okurken hep çalıştım, bütün hocalarımın yanında çalıştım. Ama para kazanamıyordum, hem o hocaların yanına zorla giriyordum hem de mimari imkanlar bugünkü gibi değildi. Para kazanmak için de sağda solda gitar çalıp şarkı söylemeye başladım. Hepsi bir arada devam etti.

Konservatuvarda şan eğitimi görmüş, TRT Gençlik Korosu’nda çalışmışsınız. Neden müziği meslek olarak seçmediniz?
O aşamaya geldim. Bu çok önemli bir dönüm noktasıydı benim için. Konservatuavarla mimarlık fakültesine aynı anda gidiyordum. Şan hocam, “Mimarlığı bırak, seni bir yıl özel çalıştırayım, sonra dünyaya açılırsın” dedi. Ama mimarlık ağır bastı, bıraktım müziği.

Kaldı mı içinizde?
Kalmadı. O eğitim bana bilinçli müzik dinleme şansını verdi. Eşim de konservatuvardan; hem çellist hem sopranodur. Üç çocuğumuz var,
3 yaşındaki oğlum bile olağanüstü bir kulağa sahip. En azından genetik mirası devrettik.

“Elif Şafak ve Eyüp Can’ın evini beğeniyorum”
-En beğendiği yapılar: D’Aronco’nun işleri. Özellikle de şu anda mevcut olmayan, Karaköy’deki camisi ve İspanyol mimar Santiago Calatrava’nın eserleri
- Dekorasyonunu en beğendiği ev: Eşim Tülin Kıran’ın yaptığı,
Elif Şafak-Eyüp Can’ın evi.Mimarisini en beğendiği restoran: Buddha Bar konsepti ve Gezi konsepti

-Yemeklerini en çok beğendiği restoran: İstanbul’da Hacı Salih, Paris’te Fauchon
-En beğendiği mimarlar: Emin Onat, Santiago Calatrava ve Fransız Jean Nouvel
- En beğendiği içmimar: Tülin Kıran ve Zeynep Fadıllıoğlu
-İstanbul’un simgesi: Maalesef hâlâ Kız Kulesi ve Boğaziçi Köprüsü
-En beğendiği ressam: Evimde en çok İsmail Acar tabloları var
-En beğendiği besteci: Bach
-En sevdiği yemek: Karalahana çorbası


Hakan Kıran’ın işlerinden örnekler:
Restorasyon:
- Cemile Sultan Köşkü
-Binbirdirek Sarnıcı
-Perili Köşk-Rumelihisarı
Telif eserler:
-Mydonose Showland
-Gloria Jeans konseptleri
Proje aşamasındaki işler:
-Martı-Kabataş İskelesi
-Haliç Metro Köprüsü
-Çintemani ofis, rezidans ve alışveriş merkezi
-Perpa Towers ofis, rezidans ve alışveriş merkezi
-Göktürk rezidans ve alışveriş merkezi
-Leonardo Da Vinci Köprüsü
-Galatasaray Adası
-Kadıköy Salı Pazarı

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler