Geri Dön
Pazar“Kadınlar artık şiddetin kader olmadığını düşünüyor”

“Kadınlar artık şiddetin kader olmadığını düşünüyor”

Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’ne layık görülen Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, “Kadınlar artık içinde oldukları şiddet ortamında kalmıyor, şiddetin kendileri için kader olduğunu düşünmüyorlar” diyor.

“Kadınlar artık şiddetin kader olmadığını düşünüyor”

Otuz bir yıllık bir mücadele Canan Güllü’nünki... Ve bu mücadele 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2021 Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’yle taçlandı. Ödüle layık görülen Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, kadın mücadelesinin çok daha güçlendiğini söylerken “Biz daha güçlüyüz ve biz kazanacağız. Mücadele kazandırır çünkü” diyor. Pandeminin başlarında ev içi şiddetin artışını ve önleme yollarını konuştuğumuz Güllü’ye değişmeyen gündemimiz kadına yönelik şiddeti ve aldığı ödülün kendisi için anlamını sorduk

Öncelikle tebrikler. Layık görüldüğünüz Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü sizin için ne ifade ediyor?

Benim için görünürlüğü ifade ediyor. Bu yola gönüllü çıktım. Annemden, babamdan gördüğümü yapmaktı benim işim. Sahada yaşananları gördükçe ve yakın oldukça bir şeylerin ters gittiğine tanık oldum. Ve bu yolda yürümeye başladım. Uzaklardan bir yerden Türkiye’deki kadına yönelik insan hakları ihlallerini görünür kılan çalışmaları fark etmeleri çok önemli. 2019’da Kanada İnsan Hakları Ödülü’nü aldıktan dört gün sonra Kadıköy meydanında yerlerde süründüm. Türkiye’deki kadın hareketinin benim nezdimde görünür olması onur ve gurur verici. Keşke bu işler olmasaydı. Keşke ben bu işte çalışmasaydım. Ve keşke bu ödülü almasaydım. Bu keşkelerin anlamı çok büyük.

31 yıldır bu mücadelede bilfiil çalışan bir kadın olarak geldiğimiz noktada kadın mücadelesinin ve kadınların sahip oldukları hakların bilincinin tabana yayıldığını söyleyebiliyor muyuz?

Tabana yayıldığına inanıyorum. Z kuşağının kendi yaşam alanlarındaki sorgulama bilinci, kadın derneklerinin, medya ve sizlerin kanalıyla daha görünür kıldığı hareket tarzı ve tanıklıklar, sahadaki ihlallerin yansıtılması çok önemli. Bu mücadelede dünden, bir önceki günden çok daha güçlüyüz. Kadınların neden öldürüldüğünü irdelediğimizde artık içinde oldukları şiddet ortamında kalmıyorlar, artık şiddetin kendileri için kader olduğunu düşünmüyorlar. Ve artık yasal haklarının ne olduğunu öğrenebilecekleri kadın sivil toplum kuruluşları olduğunun hepsi bilincinde.

Esasında bizim her gün tanık olduğumuz şiddeti önlemekle ilgili yasal bir boşluğumuz yok. O zaman neden kadına yönelik şiddeti durduramıyoruz?

Biz o kadınları yaşatmak zorundayız. Adalet Bakanı çıkıp İstanbul Sözleşmesi’nden geri dönmeyeceğim dedi. Böyle bir söylem gerekiyor. Bu söylem inandırıcı ve sürdürülebilir olmalı. 

İstanbul Sözleşmesi neden bu kadar önemli, nasıl yaşatır?

İstanbul Sözleşmesi; muhalefetinden iktidara, sivil toplumdan akademiye herkesin yan yana geldiği itiraz olmadan sorunları çözecek bir ilaç olarak ortaya çıktı. Sözleşme belediyelere diyor ki; karar mekanizmalarında ve toplumsal cinsiyet eşitliğinde danışma merkezi, sığınak, cinsel tecavüz merkezleri açmak zorundasın. Belediyeler bunu yapmıyor. Bakanlığa sığınakların sayısını artır, Milli Eğitim Bakanlığı’na toplumsal cinsiyet eşitliğini müfredata al diyor, YÖK’e ayrı yükümlülükler sunuyor. Kurumlara verilen görevlerin erken yaş evliliğinden başlayarak kız çocuklarının eğitime ulaşmasının ve yaşam hakkını savunmak ve bu süreçte korunmasını istiyor. İstanbul Sözleşmesi yaşatır çünkü sözleşmenin uygulandığı vakalarda kadının bu şiddetten arındığını ve kurtulduğunu yaşamına daha güçlü ve güvenli bir ortamda devam ettiğine tanık olduk.

Neredeyse her gün işlenen kadın cinayetlerine tanık oluyoruz ama bununla ilgili detaylı veri olmayışı neye işaret ediyor?

Aslında Ocak 2020’den bu yana İçişleri Bakanlığı kadın cinayetleriyle ilgili veri tutuyor. Kaç kadının şiddete uğradığını rakamsal olarak söylüyor ama detaya inmiyor. 15 Ocak’ta yürürlüğe giren bir Risk-Analiz raporu var. Raporda 60’a yakın detaylı soru var. Burada köpeğe tekme mi attı, saksıyı mı kırdı, evde duvara mı vurdu? Bu detaylar çok önemli. Kadının bu sorulara verdiği cevapla ilk aşamada kadının hayatını kurtarabilirsiniz. Ve biz bu rapor sayesinde ilk defa önlemeyi konuşuyoruz. Önleyici politikalardır bunlar.

“Biz daha güçlüyüz ve biz kazanacağız”

Asıl kırılmayı yaratacak toplumsal farkındalık konusunda ne durumdayız?

Çok umutlu ve mutluyum. Kadın hareketi yeni nesli de saflarına katarak, geçmişten edindiği deneyimleri yeni kuşağa aktararak artı erkeklerin bu konuyu sorgulamasıyla, erkekliği çalıştığımız bu dönemde sivil toplum kuruluşlarının güçlendiği bir döneme gidiyoruz. Gücümüz hiçbir şeye gözümüzü kapatmamamızdan geliyor. Biz daha güçlüyüz ve biz kazanacağız. Mücadele kazandırır çünkü.

“Komşu ihbarları yüzde 100 arttı”

Pandeminin başlarındaki söyleşimizde ev içi şiddetin arttığını konuşmuştuk. Üzerinden bir yıl geçti ne durumdayız? Olumlu bir şey oldu mu?

Bir tek olumlu şeyi komşu ihbarları sayısında gördük. Daha çok evlerde vakit geçirdiğimiz bu dönemde komşu ihbarı sayısında yüzde 100 artış oldu. Evden çalışan bir ihbar hattı olduğumuzdan hiç ara vermedik, sürekli verileri işledik. Çocuk istismarı konusundaki veri eksikliği bizi tedirgin ediyor. Aile hekimlerine gidemeyen çocukların faillerin elinde kalması gibi bir tedirginlik taşıyoruz. Diğer bir olumsuzluk da kadın yoksulluğundaki artış. Bu bir yıllık süreçte şiddetin artarak sürdüğünü ve şiddetin cezasızlık boyutunun daha ciddi hallere geldiğini ve şiddetin olmadığı yönündeki politikaların en büyük yanlış olduğunu söyleyebilirim. Şiddet vardır. 28 çeken şubatta 35 kadın öldürüldü.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler