Geri Dön
Pazar'Kendimle dalga geçeceğim'

'Kendimle dalga geçeceğim'

Yeşilçam’ın usta ismi Cüneyt Arkın “Şarkılar Seni Söyler” müzikaliyle sevenlerinin karşısında... 82 yaşında olan sanatçı, “Ben kendimle dalga geçmeyi severim. Oyunda da aynı şeyi yapacağım” diyor.

'Kendimle dalga geçeceğim'

Cüneyt Arkın aksiyon ve dram filmlerinin efsane ismi, Türk sinemasının çınarı... Geçtiğimiz aylarda solunum güçlüğü nedeniyle hastaneye kaldırılınca herkesi üzse de sağlığına kavuştu. Hatta Müjdat Gezen’in yazıp yönettiği “Şarkılar Seni Söyler” adlı müzikalle dün ilk kez izleyici karşısına çıktı. 81 kişilik dev kadroyla gazino kültürünün anlatıldığı projede, kendisini oynayan sanatçıyı Etiler’deki evinde ziyaret ettik. Oyunculuğa başladığı ilk günden yeni projesine kadar keyifli bir söyleşi yaptık. 82 yaşına gelen sanatçıyla sohbetimizde gördük ki yılların değiştiremediği tek şey var; bakışlar....

- Öncelikle çok geçmiş olsun. Geçtiğimiz aylarda hastaneye kaldırılınca hepimizi çok korkutmuştunuz. Şimdi nasılsınız?

Yaşlılık hariç, gayet iyiyim. Genç olsam yine havalarda uçarım. Doktorların elinden geçtik. Tansiyonum, şekerim bile normal ama yaşlılık rezil bir iş. Onu yenmeye çalışıyorum; yeniyorum da. Şaşırıp kalıyor bana. İrade ve inanç çok önemli. Babam 94 yaşındayken kalça kemiği kırılmıştı. Doktorlar umutsuzdu ama o, “Oğlum 2 ay sonra kalkarım ben” demiş ve iki ay sonra kalkmıştı. Önce inanmak gerekiyor.

- Böyle zamanlarda insan ne kadar sevildiğini, saygı gördüğünü daha iyi hisseder derler. Sizin için durum nasıl?

Ben sevildiğimi hep biliyordum. Nereye gitsem Türk insanının güleç ve vefalı yüzüyle karşılaştım. Sevgi, saygı aynı ama ilgi artıyor. Karşılaştığım herkes, “Geçmiş olsun, dualarımız sizinle” dedi. Yüzlerinden hepsinin iyiliği, sıcaklığı belli oluyordu. Türk insanın yüreği gözlerindedir. O sevgi, şefkat, vefa yürekten gözlere akar...

- Bu güzel iyileşme haberinin ardından “Şarkılar Seni Söyler” adlı müzikalde yer alacaksınız. Uzun süredir göremiyorduk sizi. Projeyi nasıl kabul ettiniz?

Müjdat Gezen ve patron dediğim Türker İnanoğlu sayesinde başladık. Aslında kabul eden eşim Betül oldu. Müjdat Gezen, ilk olarak onunla konuşmuş ve ikna etmiş. Ben de ona, “Ben kaleyi fethettim, sen de kaleyi içerden fethediyorsun” dedim. Betül’ü kıramam. Sonra benim en mutlu olduğum anlar, seyircinin karşısında olduklarımdır. Bunlar insanı tazeliyor. Seyirciye hasret de kalmıştım. O yüzden bu proje çok iyi olacak.

“Senaryoda aksiyon yoksa ben eklerdim”

Kendimle dalga geçeceğim

- “Şarkılar Seni Söyler”, Türk filmlerinde de izlediğimiz gazino hayatının anlatılacağı bir müzikal. Neler izleyeceğiz, sizin buradaki rolünüz ne olacak?

Ben kendimle dalga geçmeyi severim. Orada da kendimle alay edeceğim. Anekdotlarımı paylaşacağım. Merak eden herkes gelsin.

- Oyunculuğa usta yönetmen Halit Refiğ’in teklifiyle başladığınızı biliyoruz. Ardından 1963 yılında Artist dergisinin yarışmasında birinci oldunuz...

O süreç çok bilinçli değildi. İhtisasa başlayacaktım ama kadro çıkmıyordu. Öyle bir durumdayken Halit Refiğ’den teklif gelmişti. Onu Göksel Arsoy’la film çektiğinde tanımıştım. Orada bir doktor rolü söylemişti fakat gidememiştim. Sonra karşılaştığımızda yeniden teklif etti, ilk sorum “Kaç lira alacağım?” oldu. Filmin yayınlandığı gün de teklifler gelmeye başladı.

- Biz saymakta zorlansak da 400’ü aşkın filminiz var. Bir yılda 20-25 film çektiğiniz oldu. Çoğu filminizde dublör de kullanmadınız...

Zor dönemler yaşadık. Filmlerim çok zordu, her şeyi kendimiz yaptık. Eğer senaryoda aksiyon yoksa da ben eklerdim. Çok gençtim, dört nala koştum. Aşka, hayata, sinemaya... Cumartesi pazar dahil yıllarca böyle çalıştım. Gençliğimi bilemedim. Nasıl geçti günler, yıllar anlamadım.

- Türk sineması, özellikle Yeşilçam denilince akla gelen ilk isimlerdensiniz. Halkın sevgisini kazanmak her sanatçının yaşayabildiği bir durum değil. Bunun sırrı nedir?

Her senaryoyu Kuran okur gibi okuyorduk. İnsanlara zarar gelir mi diye hep düşünüyorduk. Türk insanının karakterini yansıttık. Azla yetinmek, vefa, saygı, paylaşmak, dertleşmek... Biz hep bunları işledik ve seyirci yıllarca bunlarla yaşadı. O zamanlar en ufak bir ayrışma yoktu. Sinema besliyordu halkı. Köylü kadın bile 15 günde bir Türk filmi seyrediyordu.

- “Kara Murat”, “Malkoçoğlu” karakterleri sizinle özdeşleşti. Artık böyle kahraman figürleri göremiyoruz.

Yıllarca bu isimlerle hitap ettiler bana. Şimdi zaten karaktersiz bir dünyada yaşıyoruz. O yüzden karakter oyuncusu da yok. Artı öyle yumruğunu masaya vuran, seyircinin yüreğine geçen de yok... Buna rağmen çok fazla yapım var. Türk sineması 100 tane rejisör yetiştirdi mi ki 100 film görüyoruz. Şimdi herkes rejisör, herkes oyuncu. Zaten yapımlar da birbirine benziyor.

- Peki beğendiğiniz, izlediğiniz hiç proje yok mu?

Bir tane minik kız var; Beren Gökyıldız. O kızın oyunu tuttu beni. “Söz” ve “Savaşçı” gibi hareketin olduğu dizilere bakıyorum bir de... Diğerlerinde konuşmaya başlıyorlar bitmiyor. Ya da sürekli bakışıyorlar.

- Peki yeni jenerasyon oyuncuların en büyük eksiği nedir sizin gözünüzde?

Tek kelimeyle, okumuyorlar. Ben bir ara ders veriyordum. Sınıfa bahçeden girilirdi. Sorardım, kaç ağaç gördüler diye. Ama bilemezlerdi. Yanlarından geçtikleri halde görmezlerdi. Çıkın İstanbul’u dolaşın, gördüklerinizin üzerine düşünün derdim. Ben Anadolu’da film çektiğim zamanlarda 40 bin tane türkü topladım. Her türlü renge dikkat ettim.

“Çok çalıştığım için pişmanım”

- Geçmişe baktığınızda hiç pişman olduğunuz bir şey var mı?

Çok çalışmış olmaktan dolayı pişmanım. O kadar film, mesai… Bir keresinde o kadar yoğun çalıştığım bir sette, hava almak için dışarı çıktığımda baharın geldiğini görüp şaşırmıştım. Mevsimlerin değişmesini bile fark edemiyordum. Öte yandan beni de ben yapan bu olmuştu. Çok çalışmasam belki olmazdı. Karatede siyah kuşağa kadar geldim. Medrano sirkinde ne varsa getirdim. Kazak sirkinde at üzerinde akrobasiyi öğrendim. Uzak Doğu’da, İtalya’da da tanındım. James Bond nedir mesala. Amerika’nın kibrini, bencilliğini, zenginliğini gösteriyor. Sevmedim o filmleri. Ama benim Malkoçoğlum, Battal Gazim halk kahramanı. Halkın güzellikleri, vefası, iyilikleri var onlarda...

- Eşiniz Betül hanımın hayatınızda yeri büyük… Bu kadar uzun süre hayatı paylaşmak nasıl?

Betül olmasa ben olmazdım. Bana katkısı o kadar büyüktür. Mübarek bir kadındır. 2.5 yıl hastanelerde yattım. Yerde uyuduğu günler oldu. Eliyle yemeğimi yedirdi. Kimbilir neler çekmiştir, çünkü huysuz bir adamım. Evlilikte hem vücut hem yürek anlaşmalı. İnsan olmak, insan özelliklerini taşımak önemli.

“Ölümden korkmuyorum”

- “Adını Unutan Adam” ve “Fakir Gencin Hikayesi”nin ardından yeni bir kitap gelir mi?

O kitaplarımda benimle ilgili her şey vardı. Ben öldükten sonra yeni bir kitap çıkacak. Sonuçta 82 yaşındayım ve her canlı ölümü tadacaktır, bunu biliyorum. Ölümden korkmuyorum, benim korkum çok yatmak. İnsanlara yük olmak, aman dedirtmek istemiyorum.

- Filmlerinizi ekranda sık sık görüyoruz. Telif hakkı alıyor musunuz?

Maalesef hayır. Hükümetten artık bunu bekliyoruz. Filmlerden dolayı birçok sakatlık ve sıkıntı yaşadım. Biz kimseden borç istemiyoruz. Emeğimizin karşılığını, hakkımızı istiyoruz. Yıllar önce Fransa’da film çekmeyi beklerken bir Fransız filminde oynamıştım ve oradan uzunca bir süre para yollamışlardı.

Hatayspor maçı sonrası İsmail Çipe isyanı
Meteoroloji tarih verdi, İstanbul dahil! Kara kış geliyor
Geri sayım başladı! Yol süre yarım saatten 5 dakikaya düşüyor
Erciyes'te çığ düştü: 1 kişi hayatını kaybetti
Araç alıp satacak herkesi ilgilendiriyor! Değişiklik masada
Washington Post manşetten verdi! Yok etme görüntüleri Moskova'yı alarma geçirdi
Giresun'da korkutan an! Direkt kırmızı kart
Fransa’da tartışmalara neden olmuştu! Kabul edildi
İki doktoru rehin aldı: 'Buradan sağ salim çıkamazsınız'
En 'parlak' intikam sosyal medyayı salladı! Aldatıldığını öğrenince...
Acun Ilıcalı'nın kızı kaza geçirmişti! Zeynep Yılmaz'dan açıklama...
Tarkan’ın göz bebeği! Kesenin ağzını açtı
Survivor All Star'da sürgün adasına giden Birsen'in korku dolu anları!
Böyle komşu düşman başına! 258 ailenin yaşadığı lüks sitede...
Rehine krizinde şoke eden istek! Böyle kaçtılar