Geri Dön

“Konfor alanlarımız blender gibi”

Merkezine aldatma ve aldatılmayı alan oyunu “Açık Aile”yle Türkiye’yi dolaşan Özge Özberk, konfor alanının dışına çıkamayan kişilerin kendilerine yapılan her şeyi kabul ettiklerini söylüyor

“Konfor alanlarımız blender gibi”

Özge Özberk’in sahneye ilk adımını attığı günden bugüne tam 25 yıl geçti. “Çemberimde Gül Oya” dizisiyle adı herkesin duyduğu biri haline gelen oyuncu, hem televizyonun hem beyazperdenin hem de tiyatronun sevilen yüzlerinden biri oldu. Şimdi Nobel Edebiyat ödüllü İtalyan oyuncu, yönetmen, yazar Dario Fo’nun eşi Franca Rame’yle yazdıkları “Açık Aile” oyunuyla Türkiye’yi geziyor. Yıpranmış evlilik kurumuyla birlikte yeni bir biçim alan kadın-erkek ilişkilerini komedi unsurlarıyla masaya yatıran oyunu konuşmak için buluştuk Özberk’le.

“Konfor alanlarımız blender gibi”



Dört yıl aradan sonra tiyatro sahnesine döndüğünüz “Açık Aile” ile Türkiye turnesi yapıyorsunuz. Oyunun bu kadar sevilmesini neye bağlıyorsunuz?

Oyun, aslında bir evlilik hikayesi. 1980’lerde İtalyan yazar Dario Fo, karısıyla birlikte yazmış. Hem tarlada hem de şehirde çalışan bir kadının başına gelebilecek sorunları yazmışlar. Bu durumu komik bir şekilde ele alıp, tek perdede sunuyor olmak seyircide etki yapıyor. Hatta “Nasıl, bitti mi?” diyorlar oyunun sonunda. Bir doz komedi enjekte ediyoruz aslında. İstanbul’da yoğun aralıklarla devam edecek ama turne yapmamız çok kıymetli çünkü İstanbul
dışında yaşayan insanların tiyatroya özlemi o kadar büyük ki...

Oyun, aldatma ve aldatılma durumunu merkeze alıyor. Kimilerine göre kadın- erkek ilişkisinin en temel sorunu.. Modern dünyanın poligamisi de “çok ilişkili evlilikler” değil mi?


Tarihten bu yana, aldatma olayı hep var. Tabii ki kabul edilebilir değil. Aslında kadın kendi ayakları üzerinde durduğu andan itibaren değişim başlıyor. Erkeğe bağlı yaşıyor olmak sanki kabul edilebilirlik veriyor. Bir erkeğin omzuna ya da sırtına dayanan kadınlar, başka kadınların varlığını kabul ediyor. Oyunda da aldatmayı normalleştirmeye çalışan bir adamın üzerinden kadının hikayesini görüyoruz. Kadının adamın isteğine uyum sağlamaya çalışmasıyla yaşadığı değişimi gösteriyoruz. Açık ailenin devam edebilmesi için tek tarafın açık olması gerekiyor; o da erkeğin tarafı. Ama her iki taraftan da açılmaya başlayınca cereyan yapıyor.

Evliliklerde “yuva”yı korumak neden hep kadına düşüyor sizce?

Çünkü erkeğin yaptığı şeyler “elinin kiri” kadınınki kötü diye bir algı var. Kadın, erkeğin yaptıklarını affetmekle yükümlü bırakılmış. Oysa yuva mutluluğun paylaşıldığı alandır. Ben kadının yuvayı korumasından ziyade onun dağılmasından neden korktuğuna bakarım. Korumak istediğin, zarar gelmesinden korktuğun şeydir. Burada ilk sebep özgüven eksikliği, sonrasında partnerine ya da eşine duyduğun güvenin yeterli olmaması. Bir hanenin içinde güven ve sevgi varsa hiç kimsenin bir şeyi korumak için çaba vermesine gerek yok.

“Konfor alanlarımız blender gibi”



Öte yandan bir kadın anne olduğu zaman her şeyden önce çocuğunu düşünüyor. Siz de annesiniz, anne olmak bir yerde kendini unutmak mı?

Annelik, kendini unutmak değil çocuğunla kendini daha iyi hatırlamaktır. Çünkü sen ne kadar iyi olursan ve hissedersen çocuğun da öyle olur ve hisseder. Çocuk senin yansımandır. Korkuyla yaşayan birinin çocuğu korkak olur. “Ay düşersin”le büyüyen çocuk, düşmemek için asla koşmuyor, zıplamıyor, oynamıyor. Tabii ki çocuğunu düşünmelisin ama kendi konforunla beraber.

Bir de vazgeçememe, kopamama durumu var. Kişiyi “intihar”a sürekleyecek kadar kimi zaman...

Konfor alanının dışına çıkamayan kadınlar var. Bu benim çevremde de var. Orası rahat bir koltuk gibi geliyor. Sığındığı yer oluyor. Ama öte yandan gelen her şeyi de kabul etmiş oluyorsun. İnsanın kendini değişime kapatması, görmemesi çok kötü. Konfor alanı aslında blender gibi bizi içinde parçalayan, unufak eden bir şey. Benim de o konfor alanından çıkmadığım zamanlar oldu ama bir gün aynı şeyleri düşündüğümü fark ettim. İşte o zaman, oradan çıkmam gerektiğini hissettim.

“Seyirciye ters köşe yapmak zordur”

Bugüne kadar hep dram dizilerinde “iyi” kadın oldunuz. İzleyiciyi şaşırtmak istemez miydiniz?

İnsanlar beni dramada biliyor. Tiyatro benim açımdan ters köşe aslında. Enerjim çok yüksektir. Ama ilk olarak dramada başladığım için öyle devam ediyor. Seyirciye ters köşe yapmak çok zordur. Benim kötü bir kadını oynamam, seyirciye inandırıcı gelmeyecektir. Keşke iyi komedi yazabilen bir senarist görse, tanısa beni. Çok istiyorum komedi oynamak, içim taşıyor resmen. Ama dram, doğduğum yer. İçimdeki enerjiyi de “kestik” sözünden sonra atıyorum. Ve bu bütün sete sirayet ediyor.

Dile kolay 25 yıldır karşımızdasınız. Sizin hikayenizin en altı çizilmesi gereken yerleri nereleri olabilir?

BKM benim için çok kıymetli. 94’te girdim ve 10 yılım orada geçti. Demet Akbağ’dan ders dinledim. Sonra Çağan Irmak’la çalışmak, benim için çok özel. Ben onun kalbini, dokunduğu şeyleri çok seviyorum. “Çemberimde Gül Oya” dizisi mesela, çok değerli. Hem ilk başrol hem dönem hikayesi olmasıyla. “G.O.R.A”daki Ceku karakterim de dönem, o da ileriki dönem. 15 sene olmuş çekileli, ama bana hâlâ “Ceku balım” diye seslenenler var. BKM, Yurdanur ve
Ceku dönemi, hiç geçmeyecekler.

“Orkun’la çok keyifli bir ilişkim var”

5 yıldır Orkun Darnel’le berabersiniz. Sizce uzun ilişkinin formülü nedir?

Zamanla insan olgunlaşıyor. 10 yıl önce çözmeden halı altına attığım, zamanla geçmesini beklediğim birçok sorun, birike birike ayağıma takıldı. Artık halı kullanmıyorum. İlişkide iki taraf aynı fikirde olsa da olmasa da saygı duymayı öğrendim. Orkun’la çok keyifli bir ilişki yaşıyorum. Kendimize konfor alanları sunuyoruz. Biz ayrı evlerde yaşıyoruz ama sürekli bir aradayız. O yüzden dengede gidiyor. Hayatlarımıza çok saygılıyız, eğleniyoruz. Bir yandan o benim, bir yandan ben onun hayatına dahil oluyorum. Hep bir merak, heyecan oluyor. Bize şu an güzel gelen ilişki biçimi böyle.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber