Geri Dön
Pazar“Maymun iştahlılığın ekmeğini yiyorum”

“Maymun iştahlılığın ekmeğini yiyorum”

Şükrü Özyıldız’ı bu ay ekrana gelecek “Nefes Nefese” dizisinde Antakyalı toprak ağasının oğlu Yusuf karakterinde izleyeceğiz. Genç oyuncu, çocukluğundaki hiperaktiviteyi çokyönlülüğe dönüştürebildiğini anlatıyor.

“Maymun iştahlılığın ekmeğini yiyorum”

Senaryosunu Selin Tunç’un yazdığı, yönetmen koltuğunda Uğur Yücel’in oturduğu “Nefes Nefese” dizisinin ilk tanıtımlarını bahar aylarında izlemiş, ekrana geleceği günü bekler olmuştuk. Nitekim TMC yapımı dizinin temmuzda Star ekranlarında olacağı duyuruldu. Dizide Uğur Yücel ve Melisa Şenolsun’la başrolleri paylaşan Şükrü Özyıldız’la diziyi, oyunculuk serüvenini ve hayata bakışını konuştuk.

- “Nefes Nefese” Adana ve Antakya’da çekiliyor. Hayatınızın önemli bölümünü oralarda geçireceğiniz bir işe karar vermek kolay oldu mu?

Karar verirkenki kriterlerim tamamen senaryo ve onla baş başa kaldığım an gözümde oluşan vizyonlar ve hissettiklerim, karakteri nasıl resmedebildiğim. O hikâye için Afrika’ya da gidebilirim ya da ne bileyim suyun altında da çekim yapabilirim. Bu işte de ben karakteri sevdim, hikâyeyi sevdim.

- Antakya bambaşka dokusu olan bir yer.

Antakya ayrı bir dünya. Orada hayran olduğum, insanların refah ve huzur seviyesinin bu kadar yüksek olup bunun maddi durumla yakından uzaktan alakası olmamasıydı.

- Benzer bir şeyi İzmir için de söylüyorsunuz...

Antakya ile İzmir’i kardeş sayabiliriz aslında bu konuda.

- Kaç yaşına kadar İzmir’deydiniz?

Hâlâ bir ayağım İzmir’de. Tatillerde hep İzmir’e giderim.

- Annenizi çocukken kaybetmişsiniz, canlandırdığınız Yusuf’un çocukluk travmasında onu düşündüm.

Tabii ki keşke yaşamasaydım ama bu tecrübenin bana kattığı başka şeyler var. Tekamül dediğin yolculukta başına bir sürü acayip şey geliyor ve sen bilinç düzeyinde onları asla algılamıyorsun ama resmin toplamına baktığında aslında o yaşaman gereken bir şeymiş, çünkü senin yolun oradan geçiyormuş, onu görüyorsun. O yüzden ben tekamül yolculuğunda yaşadığım her türlü sınava çok saygıyla bakıyorum.

- Ne yapacağınızı bulana kadar birçok şey denemişsiniz. Burası son durak mı?

Ben oyuncuyum. Bu benim mesleğim ama daha kendime başka bir sürü meslekler katabilirim.

- Mesela neler olabilir?

Aynı zamanda müzisyenim, onu biraz daha aktif bir hale getirmek istiyorum. Yazmak istediğim bazı hikâyelerim var. Çekmek istediğim bazı hikâyeler var.

- Dövüş sporları da denemişsiniz.

Çocukken babamın beni hiperaktivitemi atayım diye yazdırdığı bir dövüş kulübü vardı. Ben dövüş olayını sevdim, orada da benim için güzel başarılar oldu ama sonuçta insanın bir tane 24 saati var. Ben de dövüşü birinci önceliğime alamıyorum haliyle.

“En güzel şeyler spontanlıkta geldi”

- Peki bu hiperaktiviteye ne oldu zamanla?

Şu an kontrollü. Enerjiye ihtiyaç duyduğumda açıyorum düğmeyi. Çocukken o maymun iştahlı dediklerinden biriydim açıkçası. Ama şu an bu maymun iştahlılığın ekmeğini yediğimi düşünüyorum. Her şeyle ilgili bir fikrim var, bir şeyleri denemişim, onun temelini öğrenmişim, ama bir yere kadar tabii, aynı anda hepsinin sonuna kadar gidemiyorsunuz, tekrar devam edebilirim ama istediğime, temeli bende nasılsa. Bu müzik enstrümanı, bir spor ya da sanat dalı ya da ne bileyim, başka bir şey. O yüzden o hiperaktivitenin şu an aslında çok ekmeğini yiyorum ben.

- “Cebimdeki Yabancı”da izledik sizi bu yıl. Nasıl bir deneyimdi?

Çok enteresandı. Hayatımda ilk defa bir işte bu kadar çok yorulduğumu hatırlıyorum.

- Bir de sürekli yemek zorunda kalmışsınız.

Mecbur yedik tabii ama ben daha çok salatadan falan yiyordum.

- Her zaman mı dikkat ederdiniz yediğinize içtiğinize?

Ben yemek yemeyi çok seviyorum. Yapmayı da seviyorum.

- Hayatınızın renklerinden biri de yemek demek ki.

Ben yaşamayı seviyorum. Sanat, yemek, evinin dekorasyonu, kıyafetlerin, bunların hepsi senin nasıl yaşadığını gösterdiğin şeyler. Şu an bunlarla ilgileniyorum ama yarın belki başka bir şey öğrenmek isteyeceğim. Öyle bir spontan durumum var hayatta ve en güzel şeyler her zaman o spontanlıkta geldi bana.

- Adım atmadan önce çok düşünen biri değilsiniz o zaman.

Hatta bazen hiç düşünmem. Adım varsa onu atman gerekiyor.

- Pişmanlık hisseder misiniz sonra hiç?

Yanlış kararlar veriyorsun bazen hayatta ama dediğim gibi hepsi tekamülün bir basamağı senin için. Pişmanlık tabii ki insan olduğun için aşağıdan bir yerden çıkıyor ama onu bastırıyorsun. O pencereyi ben genel olarak kapalı tutuyorum. Güzel olmayan bir şey o zaman güzel gelmiyordur sana ama bir şekilde onunla ilgili bir şey öğreneceksin, bir şey katacak sana sonrasında.

“Mutsuzluğu tercih etmiyorum”

- Enerjinizin düştüğü, moralinizin bozulduğu zamanlar oluyordur. Nedir sizi yeniden umutlandıran ve hayata bağlayan?

Eric Morris metodunda önce “Ne hissediyorum?” diye sorarsın kendine ve bunu uzun bir süre yaparsın çünkü hissettiğin, seni o anda olmaktan uzaklaştıran ne varsa, onu dile getirdiğin zaman gücü düşer ve onu yenersin. Ben de ilk başta şu an neden böyle olduğumu sorguluyorum ve beş dakika kendime zaman veriyorum, derin nefes alıyorum. Sonra bulduğum şeyin bilinç düzeyinde ne karşılığı olduğunu sorguluyorum. Ama genel olarak pişman olmak, üzülmek, mutsuzluk, bunlar insanın düştüğü tuzaklar oluyor, sen anda bir şeyi değiştiremezsen o andan bir şeyler öğrenmeye devam etmen lazım. Oturup da sürekli sorgulamak, kendini düşürmek insanların kendi tercihi oluyor. Ben o tercihi yapmıyorum.

“Maymun iştahlılığın ekmeğini yiyorum”

Özyıldız’a, “Nefes Nefese”de Uğur Yücel ve Melisa Şenolsun eşlik ediyor.

“Sırtımızı senaryoya dayıyoruz”

- Nasıl bir adam canlandırdığınız Yusuf?

Antakya’nın köklü ailelerinden birinin çocuğu. Babası sevilen bir toprak ağası. Çocukluğunda babasıyla yaşadığı bir travması var.

- Türkiye’de iyi oyuncu denince akla gelen üç beş isimden biriyle, Uğur Yücel’le çalışıyorsunuz. Bir röportajda “Sırtımı yönetmene dayadığımda rahat ediyorum” demişsiniz, burada da bu his var mı?

Tabii ki var. Ama zaten senaryo o kadar güzel ki biz aslında sırtımızı senaryoya dayıyoruz. Beraber güzel bir iş çıkarttığımıza inanıyorum ben. Yönetmenimiz Uğur ağabey her şeyi çok ince eleyip sık dokuyor, oyunculuktan gelmesi bizi de rahatlatan bir şey ve bizim için bir şans.

Röportajın tamamını Milliyet Sanat’ın temmuz sayısında okuyabilirsiniz.

Balıkesir'de korkutan deprem! İstanbul'da da hissedildi
Devlet Bahçeli'den Sedef Kabaş'a sert tepki
Bakan Nebati'den kritik görüşme sonrası açıklama
Sedef Kabaş 'Cumhurbaşkanına hakaret' suçundan tutuklandı
Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti milli sporcumuzu Türkiye'ye getirecek uçağa uçuş izni vermedi
3 gündür devam ediyor! Korkutan görüntü: 10 metre çekildi
Survivor'da tansiyon yükseldi! 2018'deki olayı hatırlatınca...
Sivas - F.Bahçe maçında inanılmaz pozisyon!
Rusya paylaştı etkisi sürüyor! Haritadan silindi
ABD'nin konuştuğu cinayet! 'Defter' katili çözdü
'İnsanı mezara hayvanı kazana koyar' Asırlardır süren korku!
19 yaşındaki asker kadın yasa boğdu! İki korkunç olay
Galatasaray, bonservisi ödemeyi kabul etti
Türkiye’nin en pahalı nöbeti! Gözü gibi bakıyor
Ozan Çolakoğlu'ndan Gülşen'e: Rahatsız olan mekana gelmez