Geri Dön

“Pandemi sonrası sanatsal patlamalar yaşanabilir”

Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Prof. Dr. Ali Akay pandemi sonrası toplumlar için “Kıyaslamamızı Dünya Savaşları sonrasına çevirdiğimizde gördüğümüz şu: Sanatsal yaratıcılık anlamında büyük patlamalar var” diyor

“Pandemi sonrası sanatsal patlamalar yaşanabilir”
Ceyda Ulukaya

Koronavirüs pandemisi, başka birçok şeyle birlikte gündelik pratiklerimizi de değiştirdi. İzolasyon ve sosyal mesafenin hakim olduğu “yeni normal”, geçici de olsa bizi sosyal alışkanlıklarımızı değiştirmeye zorladı: Tokalaşmayı bıraktık, misafir ağırlamaktan vazgeçtik, kültürel etkinliklere ara verdik. Peki, gündelik hayatımızı bu denli değiştiren pandeminin, kültürel kodlarımıza etkisi ne olacak? Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji bölümünden Prof. Dr. Ali Akay’a sorduk.

Pandemiyle birlikte gündelik hayatımızda fiziksel teması minimize ettik. Bunun toplumsal etkileri ne olur?

Sorunuzu cevaplamaya şöyle başlayayım: Fiziksel temas kültürel değil, doğal bir şey. Hepimiz biyolojik varlıklarız, bedenlerimizin dokunmaya ihtiyacı var. İnsana, hayvana ya da bitkiye dokunarak bir enerji transferinde bulunuyoruz. Bunlar sadece spiritüel değil, fiziki etkiler. Ayrıca insanların birbirine sarılması, öpmesi, kucaklaşması veya beraber sofralar kurmalar, bütün bunlar bizim sosyal hayatımızın bir parçası olarak bizi rahatlatan şeyler. Bunları ekranların arkasında sanal bir şekilde, uzaktan kurmaya çalıştığımızda bizi belki kısa süreliğine mutlu etse bile biyolojik olarak tatmin sağlaması çok zor. Yalnız kalmanın önemini vurgulamakla birlikte, ailelerin, çocukların, eşlerin yan yana olmasının getirmiş olduğu dayanışmanın önemini vurgulamak isterim. Normalleşme bekleniyor ama belirsizlikle hayal ettiğimiz gelecek zamanlar var.

Aynı zamanda tokalaşmaktan el öpmeye, misafirlik kültürüne uzanan, fiziksel temasa dayalı bir kültürümüz de var. Pandeminin kültürel kodlarımıza etkisi üzerine ne söyleyebiliriz?

Türkiye’yi düşünürsek, bazı geleneksel kültürel alışkanlıklarımızın işe yaradığını gördük aslında. Örneğin eve girerken ayakkabı çıkarmak, bugün dünyanın her yerinde olmazsa olmaz bir şart haline geldi. Ya da bir zamanlar Türkiye’de çok yaygın olan kolonya kültürü. Yabancı basında dahi Türkiye’deki kolonya alışkanlığından bahsedildi. Bunlar bu toplumun temizlik kültürüyle alakalı. Aynı zamanda yıkanma pratikleri. Dini bir pratik olarak eli, yüzü yıkamak örneğin. Bu tür pratikler, pandemi sürecinde bazı kültürleri daha avantajlı bir konuma getirdi. Tabii son yıllarda, postmodern yaşam biçimlerinde bu farklılıklar ortadan kalkmaya başlamıştı. El öpme, öpüşme her toplumda yok ama birçok toplumda buna yakın selamlaşma pratikleri var. Koronayla birlikte bunları gitgide sembolleştirdik.

Bir yandan da teknoloji odaklı bir dönem oldu… İşimizi de kişisel ihtiyaçlarımızı da bu yolla gideriyoruz.

Evden çalışma pratikleri korona öncesi başlamıştı. Bunları ilk defa 80’li yıllarda, fütürolog sosyolog Alvin Toffler’ın kitaplarında, “Üçüncü Dalga”da okumaya başlamıştık. İnsanların 09.00-17.00 arası işe, okula gitmesi gibi modern pratiklerden, evde çalışmak gibi postmodern pratiklere geçişi anlatan ve “esnek zaman” diye adlandırılan uygulamalar yeni değil. Bugün belki bizim 1918’deki İspanyol gribi dönemine nazaran avantajımız, bazı işlerimizi yapmaya daha kolay imkan bulmamız. Ama bunu mümkün kılan da dünyanın her yerinde risk alarak çalışmaya devam eden başka insanlar. Diğer yandan, turizm, uçak şirketleri ya da küçük ticaret sahipleri bu sürecin en büyük mağdurları arasında. Bu da 1929 krizini düşündürüyor. Pandemi toplumlar için sadece bir sağlık krizi değil, ekonomik, sosyal, psikolojik boyutlarıyla bir varoluşsal kriz. 

Bu tür büyük çaplı değişimler, tarihte hep yeni bir dönemin veya akımın öncüsü olmuş. Pandemi dönemi nasıl bir potansiyel taşıyor sizce?

Kıyaslamamızı Dünya Savaşları sonrasına çevirdiğimizde gördüğümüz şu: Sanatsal yaratıcılık anlamında büyük patlamalar var. 1916’da 1. Dünya Savaşı sırasında bir grup sanatçı Zürih’e yerleşip Dada hareketini başlatıyor. Dada hareketi daha sonra sanatsal pratiklerin, sürrealistlerin ve bugünkü çağdaş sanat diye adlandırdığımız alanın başlangıç noktalarından birisini oluşturdu.          2. Dünya Savaşı sonrasında Amerikan Ordusu’nun Paris’e girmesiyle, filmlerde de çok gördüğümüz bir sahnedir, insanların sokaklara dökülüp büyük neşe içinde onları selamlaması ve eğlenmesi, Afro-Amerikan caz müziğinin Avrupa’ya girmesi ve oradaki egzistansiyalist felsefe ve feminizmle çok büyük dönüşüm geçirdi. Sokaklara dökülüp eğlenme hali, insanları rahatlatan bir şey. Çünkü sokak kamusal alan. Şimdi kamusal alan boşalmış durumda. Kendi özel alanlarımıza kapanıp dışarıyla ilişkimizi sanal bir şekilde kurmaya başladık. Bu bizi rahatlatmıyor; çünkü insani alışkanlıklarımızı bırakmış olduk. O yüzden pandemi sonrasında da bu tür felsefi, edebi, sanatsal patlamalar ve sokaklara yayılan büyük eğlenceler olabilir.

“Özgürlük karşılıklı bir şey”

Pandemi toplumlara neler öğretebilir sizce?

Pandeminin sunduğu tek bir şey varsa, o da doğayla ilişkimizi yeniden düşünmek. Evet, küresel dünya bize birçok rahatlık sağladı, özgürlük olarak tanımlanabilecek yeni alanlar açtı ama tarım politikaları, hava kirliliği, hayvancılık, yediklerimiz gibi birçok konuda sorunları küresel olarak çoğalttı. Bugün geldiğimiz noktada, yavaşlamanın imkanlarını düşünmek zorundayız. Özgürlük sadece bize ait bir şey değil çünkü, karşılıklı bir şey. Tabii bunlar için tüm dünyada politik kararlar gerekiyor.

Esra Dermancıoğlu'nun dans videosu çok konuşulduOyuncu Esra Dermancıoğlu'nun sosyal medya hesabından paylaştığı sürpriz sonlu dans videosu takipçilerini güldürdü.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber