Geri Dön

“Sevdiklerimize keşif alanı tanımalıyız”

‘Yakın İlişkiler’in kurucusu Psikolog Dr. Gizem Sürenkök, “Ebeveynlikte de romantik ilişkilerimizde de sevdiklerimize keşif alanı tanımayı öğrenmemiz gerekiyor” diyor

“Sevdiklerimize keşif alanı tanımalıyız”
Seyhan Akıncı

Psikolog Dr. Gizem Sürenkök geçtiğimiz yıl ABD’den Türkiye dönüş kararı aldığında heybesinde Yakın İlişkiler fikriyle gelmiş. Cornell Üniversitesi’nde doktorasını yapan Sürenkök, Yakın İlişkiler’in kurucusu olarak hem ilişkiler alanındaki literatür eksikliğine önemli bir katkı koyuyor hem de hazırladığı podcast’lerle hepimizin merak ettiği birçok konuyu uzman isimlerle konuşuyor. Yakın İlişkiler’i romantik ilişkiler, arkadaşlık ilişkileri, ebeveyn-çocuk ilişkileri ve cinsellik alanında güncel bilimsel literatürden faydalanarak insanlara ilişkileri hakkında güvenilir bir kaynak oluşturmayı hedefleyen bir girişim olarak özetleyebiliriz. “Uzmanlaştığım alan yakın ilişkilerin psikolojisi. Bu konu üzerine üniversitede anlattıklarımı ve ötesini daha fazla insana ulaştırabilirim diye düşündüm” sözleriyle anlatıyor yola çıkış hikayesini Dr. Sürenkök. Biz de kendisiyle Yakın İlişkiler’e dair en çok merak edilenleri, partnerlerimizi nasıl seçtiğimizi ve ebeveyn olmadan önce bu alanda eğitim almanın önemini konuştuk.

“Sevdiklerimize keşif alanı tanımalıyız”

Yakın ilişkilere dair insanlar en çok neyi merak ediyor, neyi soruyorlar?

Ayrılıkla, yalnızlıkla nasıl başa çıkılır, partnerimle, çocuğumla nasıl daha sağlıklı bir iletişim kurabilirim, duygusal olarak zarar veren ilişkilerle nasıl başa çıkabilirim, nasıl daha mutlu olabilirim gibi sorular geliyor. Genel prensip olarak sosyal platformlarda kişisel sorulara cevap vermiyoruz, olabildiğince çok kişiye hitap etmeye çalışıyoruz. Ve sadece bilimsel çalışmalarla cevabı verilebilecek sorulara dönüyoruz.

Yakın ilişkinin en derinini kendimizle yaşıyor, orada bir şeyleri halledemiyorsak bu diğer ilişkilerimize yansıyor. Sağlıklı yakın ilişkinin bir tarifi var mı?

Eğer “Ben değerli ve sevilesi bir insan mıyım?”, “İyi bir şeyi hak ediyor muyum?” sorularına verdiğimiz cevap hayırsa, o zaman diğerleriyle kurduğumuz ilişki de olumsuz etkileniyor. Mesela iyi bir ilişkiyi hak etmediğimizi düşünüyoruz. Birinin bizi sevdiğine inanamıyoruz, hep sahte geliyor. Kendimize dair algımızla bizi seven insanın algısı çatışıyor. Birinin bizi okşamasına, şefkat göstermesine, yaralarımızı sarmasına izin vermiyoruz. Ancak kendimizle barışırsak, kendimizi sevmeyi, kendimize şefkat vermeyi öğrenirsek başkalarına da güvenebiliyor ve kendimizi açıp yakınlık kurabiliyoruz. Aksi takdirde ilişkilerimiz hep yüzeysel kalıyor.

Kendimizle ilişkimizi sonradan iyileştirmek mümkün mü?

Birtakım egzersizler, yöntemler var tabii ki, profesyonel destek almak da çok iyi bir fikir ama kendimizle ilgili hislerimiz en temelde erken dönem ebeveyn-çocuk ilişkisine dayanıyor.

“İki yaşına kadar çocuklarınızı   kucağınızda tutun”

Peki, ebeveyn-çocuk ilişkilerinde neleri yanlış yapıyoruz?

Özellikle erken çocuklukta birilerinin bize kesintisiz ve tutarlı şekilde sevgi, şefkat ve ilgi vermesi o kadar önemli ki... Çocukların sevgiye, kucağa alınmaya, sıcaklık hissetmeye ihtiyacı var. Şunu tavsiye ediyorum, iki yaşına kadar çocuklarınızı kucağınızda tutun. Bizim bir başkasına güvenebilmemizi sağlayan oksitosinin salgılanması için o kadar önemli ki bu durum. Oksitosin ne kadar çok üretilirse karşı tarafa o kadar yakınlık hissediyoruz. Ebeveyn ve çocuğun birbirlerini anlaması ve ortak hareket edebilmeleri çok önemli. Çocuklarımıza onları anlayabildiğimizi, onları hatalarıyla birlikte sevebildiğimizi gösterdiğimizde “Ben ebeveynime her koşulda güvenebilirim” duygusuyla büyüyorlar. Bu sayede çocuk duygularının ne olduğunu, adını koymayı ve duygularını düzenlemeyi öğreniyor. Nasıl sevileceğini, gerçek şefkatin ve ilginin ne olduğunu bilmeden büyüyen bir birey gelecekte de neyi sevgiden sayması gerektiğini bilmiyor. İlişkisindeki öfkeyi, sahiplenmeyi, kontrolcülüğü hep “Sevilirken bunların olması da mümkün demek ki” olarak yorumluyor. Gerçekten sevilerek, şefkatle, sıcaklıkla, kendisine alan tanınarak, o alan içerisinde sınırlarına saygı duyularak büyümedikleri için hem kadınlar hem erkekler romantik ilişkilerinde bunu nasıl vermeleri gerektiğini bilemeyebiliyor.

Ebeveyn olmaya karar vermeden önce bu alanda bir eğitim almak bir şeyleri değiştirebilir mi?

O kadar çok şeyi değiştirir ki... Bizim çocuklarımıza neyi yapmamız gerektiği kadar neyi yapmamamız gerektiğini de öğrenmemiz lazım. Ebeveynlikte denge çok önemli. Bir çocuğun temelde iki şeye ihtiyacı var; sevgi almak ve kendi kişiliğini elde etmek. Ebeveynlikte de romantik ilişkilerimizde de sevdiklerimize keşif alanı tanımayı öğrenmemiz gerekiyor. Küçük bir çocuğu düşünün oyun oynarken hep bir dönüp bakar, annem-babam orada mı diye. Büyüdüğümüzde de aynı şeyi yapıyoruz. Ben ne yaparsam yapayım orada biri olduğunu biliyor muyum? Biliyorsak dünyanın öbür ucuna da gitsek, en riskli şeyi de yapsak o kişi beni sevecek ve hep yanımda olacak. Bu duyguyu duyan insanlar kendilerini gerçekleştirmeye daha meyilli oluyor. Kendileriyle daha barışık ve değerli olduklarına inanıyorlar. Bu bireylerin ilişkilerinde partnerlerine saygı gösterme, alan tanıma, en ufak bir hareketi tamam beni terk ediyor diye yorumlamama ihtimali daha yüksek. Bu yüzden öz saygı ve öz şefkat çok önemli. Bunları çocuklarımıza öğretebilirsek, daha sağlıklı ve daha mutlu nesiller yetiştirebiliriz. Ebeveynleri bu yönde eğitebilmek büyük önem taşıyor.

“Kontrolcü davranış gösteren erkeklerin yüzde 40’ı şiddet uyguluyor”

Partnerlerimizi nasıl seçiyoruz?

Son çalışmalara göre kadın erkek fark etmeksizin partnerlerimizde nezaket, anlayış, iyi kalplilik, zekâ ve sağlık arıyoruz. Dış görünüşün önemini inkâr etmenin anlamı yok ama saydığım özelliklerden çok sonra geliyor. Bir de şu günlerin çok sorulan sorusu: Biz neden şiddete meyilli insanlarla birlikte oluyoruz, görmüyor muyuz nasıl olduklarını? Bu sorunun cevabı çoğunlukla hayır. Bu tip insanlar genellikle ilişkinin başlarında çok iyi bir partner izlenimi verir. Alıp sizi göklere çıkarır. Hele kişide aileden kaynaklanan bir şefkat ve ilgi eksikliği varsa, bir anda ne güzel seviliyorum demeye başlarsınız. Tartışmalar başladığında anlarsınız gerçekte nasıl biri olduğunu. Hep şunu söylüyoruz: Partnerinizin size nasıl davrandığına değil, başkalarına nasıl davrandığına bakın. Eğer partneriniz size gülücükler saçıyor ama yanınıza gelen kediye tekme atıyorsa orada uyanın. Sizi de tekmeleyebilir çünkü bu öfke.

Sınırın aşıldığını nerede anlarız?

En ufacık bir şiddet davranışında. Bir insan sana şiddet uyguluyorsa; bu şiddet fiziksel, duygusal ya da cinsel olabilir, bil ki aşkta, sevgide şiddete yer yok. Bir ilişkide bir kere şiddet varsa ikincisinin olmaması için bir sebep yok. Kadına karşı şiddet vakalarına baktığımızda çoğu cinayet planlı ve fail çoğunlukla kadının yakından tanıdığı biri. Kontrolcü davranışlar konusunda da çok hassas olmalıyız. “Böyle giyinme, öyle gülme”, “Kiminle görüşüyorsun?”, “Bugün neredeydin?”, “Niye annenlerle, arkadaşlarınla bu kadar çok görüşüyorsun?” gibi davranışlar gösteren erkeklerin yüzde 40’ının partnerlerine ciddi fiziksel şiddet uyguladığını görüyoruz. Bunları sevgiden saymamalıyız.

 

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber