Geri Dön

“Toplum olarak depresyondayız”

Cuma günü gösterime giren “Nuh Tepesi” ile karşımıza çıkan Hande Doğandemir, “Bir süredir toplum olarak ciddi bir depresyonun içerisindeyiz. Sosyal medyada gördüğümüz bütün o profiller depresyonun bir sonucu” diyor.

“Toplum olarak depresyondayız”
SEYHAN AKINCI

Yönetmen Cenk Ertürk’ün bir baba-oğul ilişkisi üzerinden, aileyi, toplum baskısını, dogmaları sorguladığı filmi “Nuh Tepesi” festival yolculuğunun ardından cuma günü gösterime girdi. Filmde Ali Atay’ın ayrılmak üzere olduğu hamile eşi Elif olarak izlediğimiz Hande Doğandemir, “Hikayeyi ilk okuduğumda çok heyecanlandım” diyor. Ankara Üniversitesi Sosyoloji mezunu oyuncu, erkek hikayeleri arasında kendine yer bulma çabasından yorgun. Kadınlara dönük güzellik baskısını “Bu mesleği neden yapıyorsun?” sorusuna verdiği cevapla aşmaya çalıştığını söyleyen Doğandemir, güzellik baskısının kendilerine “mükemmel” görünenleri rol model alan genç kızları etkilediğini anlatıyor. Tribeca Film Festivali’nden En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu, Adana Altın Koza’dan En İyi Film ödülleriyle dönen filmin başarılı oyuncusu Hande Doğandemir ile Conrad İstanbul Bosphorus’ta buluştuk.

“Nuh Tepesi” Cenk Ertürk’ün imza attığı çok özel bir ilk film örneği... Böyle bir projenin içinde yer almak, Haluk Bilginer’le çalışmak nasıl bir deneyimdi?

“Nuh Tepesi”nin hikayesini ilk okuduğumda çok heyecanlandım. İsimler belirlendikçe heyecanım daha da arttı. Haluk Bilginer, Ali Atay, Mehmet Özgür ve Arin Kuşaksızoğlu ile çalışmak, her zaman insanın karşısına çıkan bir fırsat değil. Böyle bir ekibi toplamak büyük başarı. Burada hikayenin gücü devreye giriyor. Bir yönetmenin ilk filmi acaba nasıl olur gibi soruları sordurmayan tek şey, senaryonun bu denli güçlü olmasaydı. Bir baba-oğul hikayesinden yola çıkarak, çok iyi karakterlerle çok iyi bir hikaye örgüsüyle ne istediğini bilen bir yönetmen vardı. Zaten ilk film vs. gibi önyargılarla da yaklaşmıyorum işlere. Beni ilgilendiren şey, karşıma gelen hikaye oluyor.

Beyaz perdede daha çok baba-oğul hikayelerini izlememizi nasıl yorumluyorsunuz? Anne-kız çatışmasını anlatmak gibi bir hayaliniz var mı?

Anne ve babalarımızla kurduğumuz ilişki, hayatımızın geri kalanını şekillendirdiği için, anne-kız ya da baba-oğul ilişkisi her zaman hayatta seçimlerimizi, ilişki kurma biçimimizi etkileyen en önemli faktör oluyor. Bu filmleri yapma sebebi de hayata bakışın temelini anlatmakta yatıyor. Maalesef son zamanlarda ne kadar film izlediysem hepsi erkek hikayesiydi. Biz de bunların içinde bir şekilde yer bulmaya çalışıyoruz. Kadın gözünden, bir kadının hikayesinin anlatılmasını ve yer almayı çok isterim.

1980 Dönemi Türk Sinemasında Kadının Cinsel İstismarı” üzerine tez yazmış biri olarak bugün kadın üzerine bir tez yazacak olsanız...

İletişim sosyolojisi üzerine çalışıyordum ve mezuniyet tezimdi. O dönem tezim için çok fazla film izledim. O zaman kadın hikayeleri çok daha fazlaydı. Zamanla azalarak neredeyse bitti. Bugün aynı tezi yazmak istesem, günümüze dönüp baksam bulabileceğim kadın hikayesi yok maalesef.

“Erkeklerin de duruşuna çok ihtiyacımız var”

Göz önünde olan biri olarak güzellik baskısını en çok yaşayanlardansınız, nasıl başa çıkıyorsunuz bu durumla?

Göz önündeyseniz çok güzel ve çok zayıf olmalısınız. Ne kadar başarılı ya da iyi bir oyuncu olduğunuz hep ikinci planda. Bütün bu baskılara yenik düştüğümüz ve kendimizi yetersiz ve kötü hissettiğimiz zamanlar oluyor. Kendime şunu hatırlatmaya çalışıyorum: “Bu mesleği neden yapıyorsun?” Popülerlik ve göz önünde olmak mı yoksa gerçekten sevdiğin işte kendini geliştirerek kurduğun hayallerin peşinden gitmek için mi? Bu yüzden bu baskının karşısında durmaya çalışıyorum. Kadınlar üzerindeki güzellik baskısı benim kafayı taktığım bir mevzu. Özellikle de genç kızlar üzerinde. Çünkü onların rol model aldığı herkes mükemmel görünüyor! Ancak mükemmel görünürlerse sevilmeye değer olduklarını düşünen bir nesil yetişiyor. Bu benim kafamı kurcalıyor, acaba ne yapabilirim diye düşünüyorum. Umarım bu algı değişir, önemli olanın anlatılan hikaye olduğu bir gün anlaşılır.

Bugün Dünya Emekçi Kadınlar Günü...

Her 8 Mart’ta bir kadın güzellemesi yapılmasını doğru bulmuyorum; sadece o gün hatırlıyormuşuz ve kıymetliymişiz gibi geliyor. Kadın olmanın zorlukları sadece bu ülkede değil, tüm dünyada mevcut. Her an her anlamda erkek egemen bir ülkede yaşıyoruz. Diğer yandan sosyal medya ve sivil toplum kuruluşlarının gücü özellikle de sosyal medyanın etkisi birlik olmak ve ihtiyacı olanın sesi olmak için önemli. Giderek güçlenen bir hareket var ama yeterli değil. Erkeklerin de duruşuna çok ihtiyacımız var. Biz kadınlar çok güçlüyüz ama bazen yalnız hissettiğimiz anlar oluyor. 

Ankara Üniversitesi Sosyoloji mezunu olarak tüm bu olup biteni nasıl yorumluyorsunuz?

Bir süredir toplum olarak ciddi bir depresyonun içerisindeyiz. Sosyal medya kullanımına baktığımızda bunu anlayabiliyoruz. Herkes çok mutlu olduğu bir hayat sunuyor hepimize ve bunu göstermek istiyor. Bazen hepimiz bu tuzağa düşüyoruz, buna ihtiyaç duyuyoruz. Mutlu ve iyi olduğumuzu göstermeye ihtiyaç duyuyoruz. Çok zor zamanlar yaşıyoruz. Ülke tarihinin çok daha karanlık zamanları olmuş, ama bir o kadar karanlık bir döneminden geçtiğimizi düşünüyorum. Çok zor bir süreç, bununla başa çıkabilmek gerçekten mucize gibi. Sosyal medyada gördüğümüz bütün o profillerin depresyonun bir sonucu olduğunu düşünüyorum.

“Toplum olarak depresyondayız”

“Çok daha huzurlu bir dönemdeyim”

30’lu yaşlarla birlikte neler değişti hayatınızda, hayata bakışınızda? Neler getirdi 30’lar?

Son birkaç senede ülkece yaşadıklarımız hepimizin ruh halini, hayallerini, hedeflerini zorunlu olarak değiştirdi. Bütün bunlarla beraber ben de değişiyorum. Daha sakinleştim. Dünyamı küçülttüm diyebilirim. Evet, mesleğimi çok seviyorum ama bunun dışında da bir hayat var ve oralar da beni çok heyecanlandırıyor. Dış dünyayı bir kenara bırakırsak çok daha huzurlu, ayakları yere basan, sağlam hissettiğim bir dönemdeyim.

Fotoğraflarla hikayeler anlatmak gibi  bir hayaliniz var. Bu tutkunuzu konuşsak biraz da...

Amatör olarak fotoğraf çekiyorum. Bu konuda bir eğitim almak istiyorum. Hep yanımda bir fotoğraf makinesiyle gezmek istiyorum. Fotoğrafın gücüne çok inanıyorum. Gördüğüm şeyleri anlatmanın en anlamlı yolu fotoğrafmış gibi geliyor. Fotoğrafı daha çok hayatımın içine sokmak istiyorum.

Hande Doğandemir ile ilgili sayısız yorum var, siz kendinizi nasıl tarif edersiniz?

Popüler kültür aracılığıyla tanıdığımız herkese karşı bir önyargımız oluyor. Kendimi anlatabileceğim şeyleri işimle yapıyorum. Bu sene risk alarak, çok büyük bir korkumu yenip diğer yandan en büyük hayalimi gerçekleştirerek sahneye çıktım. Bu benim hayatımda kendimle ilgili en büyük meydan okumaydı. Kariyerime sinemayla devam etmek istedim ve arka arkaya çok iyi projelerde yer alma fırsatım oldu. Kendimi hep geliştirmek hayalini kurduğum kariyer yolculuğunda ilerlemekle ilgileniyorum. Şu an  bu yolculuktan çok mutluyum.

“İstanbul köşelerimi yumuşattı”

Bir Ankaralı olarak İstanbul sizi dönüştürdü mü?

Ankaralılık ne olursa olsun sizden çıkmıyor. Bir şekilde Ankaralı olduğumuzu belli ediyoruz. O Ankara fanatikliği insanlara bazen antipatik bile gelebiliyor. Ankara’da İstanbul’daki kadar çeşitlilik ve imkan olmadığı, daha kısıtlı bir yaşam tarzı olduğu için sizi daha çok üretmeye, daha sağlam dostluklar ve daha iyi insan ilişkileri kurmaya yönlendiriyor. Ankaralı olarak başka bir tutuculuğunuz oluyor. Biraz daha köşeli bir yapınız oluyor. İstanbul benim köşelerimi yumuşatmamı sağladı. Beni daha da renklendirdi.

Küba seyahatinizden paylaşımlarınız çok beğenilmişti. Küba’da olmak nasıl bir deneyimdi?

Küba hep hayalini kurduğum bir yerdi. New York’a Tribeca Festivali’ne gittikten sonra bir süre orada kaldım. Çok yakın bir arkadaşım orada yaşıyor. İkimiz üniversiteden beri yolculuk arkadaşıyız. Birlikte plan yapmadan gittik, müthiş bir deneyimdi. Bambaşka bir dünya. Başka bir zaman boyutuna geçmişiz gibiydi. Çok özel bir kültürü var, çok büyük bir şanstı benim için. En büyük hayalim bir sene her şeyi bırakıp dünyayı gezmek. Bence hayat bana o doğru bir seneyi verecek, ben de onu bekliyorum.

 

 

 

Safiye Soyman ve Faik Öztürk'ün soğan mücadelesiSafiye Soyman ile eşi Faik Öztürk, salgın nedeniyle eve kapandı. Karantinadaki eğlenceli anlarını paylaşan çiftin videoları beğeni topluyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber