Geri Dön

“Yüzlerde bir tebessüm bırakmak istedim”

Mozart bestesi ‘Türk Marşı’na koronavirüs günlerine dair sözlerle ses veren Ayça Varlıer, “İçinde bulunduğumuz dramatik durumu ihtiyacımız olan mizahi bir dille anlattık. Yüzlerde bir tebessüm bırakabildiysem, ne mutlu bana” diyor

“Yüzlerde bir tebessüm bırakmak istedim”
Özlem Ülkü

Ayça Varlıer, Mozart’ın “Türk Marşı”nın melodisine koronalı günler için uyarlanan sözlerle hazırlanan videoyla oyunculuğunun dışında yorumculuğunu da bir kez daha gözler önüne serdi. Bugüne kadar üzerine birçok uyarlamanın yapıldığı eseri rol aldığı “Kalk Gidelim Eve” dizisinin senaristi Baykut Badem’in yazdığı sözlerle seslendiren Varlıer, sosyal medyada en çok paylaşılan videolarından birine imza attı. “Yüzlerde bir tebessüm uyandırmak istedim” diyen oyuncuyla çalışmasını, koronalı günlerin onda yarattığı hisleri konuştuk.

Mozart’ın “Türk Marşı” eserini tam da bugünlere uygun sözlerle seslendirdiğiniz video, sosyal medyada oldukça beğenildi...

Ünlü bestekarın bu bilinen eserine İspanyolca sözler yazıp söyleyen Sheila Blanco’nun performansını görünce hayran kalmıştım. Ondan aldığımız ilhamla senaristimiz Baykut Badem’in yazdığı Türkçe sözlerle farklı bir versiyonunu da “Kalk Gidelim Eve” dizimizde kullanmıştık. Evde geçirdiğimiz şu günlerde yüzlerde bir tebessüm olması dileğiyle hediye etmek istedim. Videomuzun etki yaratacağını düşünüyordum ama saatler içinde milyonlara ulaşması beni önce şaşırttı sonra da çok sevindirdi. Yüzlerde bir tebessüm bırakabildiysem, ne mutlu bana.

Belki de ilk kez tüm dünya ortak bir dertle karşı karşıya olunca o sözler,  oldukça bizden geldi...

Asırlardır susuzluktan, açlıktan, salgın hastalıklardan ve tıbbi yetersizliklerden her gün belki binlerce insan hayatını kaybediyor. Derler ya, ateş düştüğü yeri yakar diye. Bu dönem dünyadaki herkesin ortak sorunu. Bu videonun sevilmesinin en büyük etkenlerinden biri içinde bulunduğumuz dramatik durumun ihtiyacımız olan mizahi bir dille anlatılması. Bu yüzden de hepimizin hayatına bir şekilde dokundu. 

“Burası tam bir medeniyet tımarhanesi” ifadesi binlerce beğeni, yorum alan kısım. Bu günler, ancak  öyle bir yerde olabilecek türden mi sizce?

Bu durum apokaliptik gibi görünse de evimizde internetle iç içe, alışveriş ya da kısa dönemli yürüyüş yapabildiğimiz bir dönem. Dünya çapında birçok müzeyi, opera, bale ve tiyatro kurumlarını online gezebiliyor, izleyebiliyoruz. Uzun zamandır okumak istediğimiz kitapları okuyup, izlemek istediğimiz filmleri, belgeselleri ve dizi serilerini bitiriyoruz.  Şahane menüler ortaya koyup, sosyal medyada paylaşıyoruz. Tüm bunların ardından gün sonunda hepimizin hissettiği dört duvar arasında kalmışlık oluyor. En azından çağımızın getirdiği ve bize bulaştırdığı dijital dünya ile iç içe olduğumuz için en “medeni”  şekilde sevgimizi, yaptıklarımızı, ürettiklerimizi herkesle paylaştık. İşte o yüzden Medeniyet Tımarhanesi. 

Tek gerçeğimiz izolasyon oldu, şarkıda söylediğiniz gibi. Bu izole hayatın size kattıkları, düşündürdükleri neler var?

İzolasyon beni kendimle yüzleştirdi. Bu dönemi çok zor atlatan insanlar oldu. Sevdiklerini kaybedenler, işinden olanlar, maddi ve manevi zorluk yaşayanlar... Hayat bazen ağır dersler verebiliyor ve bizi ileride yaşayacağımız daha kötü günlere güçlü olabilmemiz için hazırlıyor. Gerçekten kolay olmayan bir sürecin içinden geçiyoruz. Rutin hayatımızdaki her şey bir anı olarak gözümüzün önüne geliyor ve o anlarda dört duvar arasında hayaller içinde yüzüyoruz sanırım. O yüzden de bunalmak, sıkılmak ve hatta patlamak hissiyatı da oluşuyor istemsiz olarak. Ben film izliyor, kitap okuyor ya da spor yapıyorum. Artık daha çok telefonla konuşsam da bazen gerçekten kendi izolasyonumu gerçekleştirip kendimle kalmayı tercih ediyorum.

“İstanbul’un kalabalığını özledim”

Bu süreci, Muğla’da geçiriyor olduğunuz için kendinizi şanslı görüyor musunuz?

Tabii, Muğla’da olduğum için şanslıyım. Bahçeli bir evim var. Ama emin olun Akyaka gibi uçsuz bucaksız cennet ortamında bile sokağa çıkamıyorum. Sınırlı saatlerde bazen orman yürüyüşleri yapıyorum. Hiç kendimden beklemezdim ama İstanbul’un trafikli ve kalabalık halini de özlüyorum.

 

Sınır tanımayan bir aşk hikayesi!Aşkın dil, din, ırk, renk ayrımı yapmadığının bir örneği de Konyalı Büşra ile Fildişili Ahmet oldu. 2011 yılında Türkiye'ye gelen Fildişili Ahmet, üniversitede tanıştığı Büşra ile tüm engelleri aşarak nişanlandı. Pandemi nedeniyle ertelenen düğünleri ise hem Fildişi Sahili'nde hem de İstanbul'da olacak. Büşra ve Ahmet çifti ise "Aşk farklılık tanımaz" diyerek, herkese örnek olmak istediklerini belirtiyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber