Geri Dön

“Zaman unutturur, şarkılar hatırlatır”

Oyuncu ve müzisyen Zuhal Olcay, “Zaman sana o duyguyu, acıyı, öfkeyi, her neyse unutturur. Ama o şarkıyı duyunca, aradan 30 yıl da geçse, tak o ana gidip tüm ayrıntılarıyla hatırlarsın, hatta o saf anın içindeki duyguya gidersin” diyor

“Zaman unutturur, şarkılar hatırlatır”

Bugüne dek hem sinemada hem müzikte hem tiyatroda iddialı olup kendini ispatlamış, her bir mecrayı hayatının başrolüne dönüştürmüş kaç isim sayabiliriz? Zuhal Olcay, tartışmasız bu özel yeteneğe sahip ender isimlerden. On bir yıl ara verdiği sinemaya, geçen hafta gösterime giren “Aşk Tesadüfleri Sever-2” filmiyle döndü. Murathan Mungan’ın şarkı sözlerinden oluşan ve bu hafta müzikseverlerle buluşan “2020 Model” albümünde, tam da buram buram Zuhal Olcay kokan “Dargın Bir Bahar”ı yorumluyor. 26 Şubat’ta Zorlu PSM’deki konseri de dahil, yoğun bir konser maratonuna hazırlandığı bu dönem için “Hayatımın öğleden sonrasını yaşıyorum” diyor: “O gençlikteki panikler geride kalmış... Onlara biraz da gülümseyerek bakıyorum.” Zuhal Olcay ile müziği odağımıza alıp dünden bugüne uzandık.

Geriye doğru bakınca, ya oyunculuğa ya müziğe dönüşünüzü müjdeleyen birçok haber var. Sizin için nasıl döngüler bunlar?

Hesaplanarak değil. Türkiye’de biliyorsunuz hiçbir şey pek hesapla olamıyor. Yabancı bir oyuncuya ya da şarkıcıya baktığınızda, iki yıl sonraki programını size ay ay sayabilir, bizde böyle olmuyor. Ülke olarak gündemimiz çok yoğun. Öyle bir disiplinden de gelmiyoruz. Ama şu oluyor, gelen işler içinde kendimce seçim yapıyorum ve ona göre belli bir döngü yakalıyorum.

“Zaman unutturur, şarkılar hatırlatır”



“Aşk Tesadüfleri Sever-2” de bu şekilde 11 yıl aradan sonra yer aldığınız bir film oldu.

Evet, uzun bir ara oldu. Sinemada değişen bazı eğilimler var, bir de iyi kadın hikayesi dünyada bile çok yazılmıyor, Türkiye’de hemen hemen hiç yok. Dolayısıyla sırf bir filmde görünmüş olmak için görünmeyi de tercih etmiyorum. Ama “Aşk Tesadüfleri Sever”e güvendim. Rolüm, her ne kadar misafir oyuncu gibiyse de hikayenin bütünü içinde işlevi olan bir rol. Ama keşke daha çok kadın hikayesi yazılsa, benim jenerasyonum için yazılabilecek çok güzel hikayeler olabilir. Gördüğüm kadarıyla ciddi bir komedi film akımı var. O da olsun tabii ama o mecra içinde benim olabileceğim alan sınırlı kalıyor.

İyi kadın hikayesinden neyi kast ediyorsunuz?

İyi filmler çeken yeni, genç yönetmenler var elbette. İyi kadın hikayesi derken, kadın karakterin doyurucu olmasını kast ediyorum. O anlamda erkek hikayesi de olabilir. Rolün, oynanmaya değer bir derinliği olması lazım. Sizin üzerine bir şey koyamayacağınız bir rolde oynamanın bence pek bir anlamı yok. Dünya sinemasına baktığınızda, o kadar olağanüstü karakterler var ki! Bir filme bakıyorsunuz on ana karakter var. Ve bazıları, film boyunca belki de sadece sekiz cümle ediyor. Ama orada karakter var. Bizde maalesef genelde tipleme aşamasında kalıyor.

“Zaman unutturur, şarkılar hatırlatır”



Her şey tipleme...

Müziğe dönelim. Murathan Mungan’ın “2020 Model” albümünde “Dargın Bir Bahar”ı yorumluyorsunuz. Albüme nasıl dahil oldunuz?

Selim Atakan’ın albümde yer alan beş bestesinden biri bu şarkı. Selim ile yıllar önce çalışmıştık, iyi bir dostum aynı zamanda. Keza Murathan da öyle. Teklif geldi, ben de girdim söyledim.

Bu albümdeki şarkılardan birinde, Mungan “Şarkılar yapar zamanın yapamadığını” demiş. Sizce nedir şarkıların yaptığı?

Koku ve müzik insanı çok ana götüren şeylerdir. Hafızamızdaki bir ana... Bir şarkıyı dinlediğinde için acır ya! Belki o hesaplaşmayı yaptırır, belki kendinle yüzleştirir. Aslında zaman, sana o duyguyu, acıyı, öfkeyi, her neyse unutturur. Zamanla kabuk bağlar derler ya! Şarkıyı dinlediğinizde daha mı çabuk kabuk bağlıyor? Bence öyle değil. Aradan 30 yıl da geçse sen o şarkıyı duyduğunda, tak o ana gidip tüm ayrıntılarıyla hatırlarsın. Hatta o saf anın içindeki duyguya gidersin. İyi mi kötü mü bilmiyorum, ama gidersin. Belki Murathan da bunu kast etmiştir. Ama ne zamanın ne şarkıların yapamadığı şeyler de olabilir...

Siz bir de söyleyen taraftasınız. Söyleyene kim bilir ne yapıyor?

O, ana göre çok değişiyor. Hani bir romanı okursunuz da, on yıl sonra okuduğunuzda bambaşka bir duygu seli olur, şarkılar da öyle. Bazen, bir şarkıyı bininci kez söylerken, daha önce hiç hissetmediğim bir şeyi hissettiğim de oluyor. O açıdan şarkılar da yaşayan bir şey aslında. İnsan denen varlık bu kadar değişkenken, şarkılar aynı kalabilir mi? Zaten güzel olan da bu. Yoksa aynı şarkıyı aynı şekilde binlerce defa söylemenin heyecan verici yanı yok.

“Yalnızlığım” sizinle özdeşleşen kült şarkılarınızdan biri. Ki, yalnız kalmayı önemsediğinizi sık sık söylersiniz. Bugünün dijital dünyasında, bu belki artık daha zor. Sizce yalnızlığı es geçerek neyi kaçırıyoruz?

Yalnızlıkla tek başınalık farklı şeyler. Tek başına olmak güzel bence, kendi yörüngemizde kalmamızı sağlayan bir şey. Çünkü kendi yörüngemizden çok fazla kayıyoruz, özellikle de böyle bir metropolde yaşıyorsak... Bu da ancak tek başınalıkla, kendini dinleyerek, biraz yalnız durarak engel olunabilecek bir şey. Kendi iç sesini duyabileceğin sessiz anların, tek başınalıkların çok önemi var. Bunu meditasyonla mı yaparsın, tek başına sinemaya giderek mi yaparsın, ama yapmak zorundayız. Yoksa çok çabuk kayıp gidebiliyoruz. Bu da mutsuz olmamız anlamına geliyor.

Geriye doğru bakınca, hayatınızın nasıl bir evresindesiniz sizce?

Öğleden sonrasındayım. Güzel bir saat, hafif akşamüzeri; böyle içkini koyarsın, ufka bakarsın, bütün gün koşturmuşsundur, günün tatlı bir rehaveti çökmüştür üzerine... Denize karşı, güzel bir öğleden sonrada yaşıyorum. O gençlikteki panikler, “Yapabilecek miyim?”, “Onu da yapayım, bunu da yapayım”lar geride kalmış... Onlara biraz da gülümseyerek, anlayarak bakıyorum.

Single gelebilir

Önümüzde Zorlu PSM konseriniz var. Son albümünüz de 2015’teydi. Bu yıl başka sürprizler olacak mı?

Konser, öncekilere göre daha süslü bir konser olacak. Son yıllarda pek söylemediğim birkaç şarkımı dahil ettik. Bir sürpriz konuğum olacak, “Evita”dan bir düet söyleyeceğiz, o meşhur şarkısı değil ama yine çok güzel bir şarkı. Bunun dışında, kafamızda uçuşan başka düşünceler var. Söylemek için erken ama single olabilir, bakalım.

“En sağlam eleştirmenim kızım”

Sizin belki de en az konuşulan yönünüz annelik. Bütün bu hikaye içinde anneliği nasıl konumlandırdınız?

O kadar geçmişe dair şeyler ki! Kızım artık 38 yaşında. Tabii, küçüklüğünde zor zamanlar oluyordu ama bir şekilde başardık diye düşünüyorum. Bağımız hiç kopmadı. Onunla çok gurur duyuyorum, en entelektüel fikir alışverişini dahi yapabileceğim bir kadın var karşımda. Hayattaki en sağlam eleştirmenimdir. Zevkine, fikirlerine çok güvenirim, sık danışırım. İyi çıktı yani!

En çok konuşulan yönünüz de yıllar yılı fiziksel görünümüzü korumanız. Bunu neye borçlusunuz?

Yaşımı bence gösteren bir kadınım. Açıkçası bu konuda o kadar çok palavra var ki, hiç onlara girmek istemiyorum. Ama benim için, uyku olmazsa olmaz. Yediğime içtiğime dikkat ediyorum. Haftada 3 gün yüzüyorum, 2 gün de yürüyorum. Bir de en büyük sakinleştiricim seyahattir. Yalnız seyahat etmeyi de çok severim. Bu, Şile de olabilir, yurt dışı da olabilir, hiç önemli değil. Biletimi alır giderim. Dönünce de hemen iki ay sonra nereye gideceğimi planlarım. Bu da benim kaçışım.

Yaşınız ilerledikçe güzellik kriterleriyle ilgili baskı hissediyor musunuz?

Tabii ki, bütün kadınlar hissediyor. Ama ben aynı şeyi erkekler için de söylüyorum, sarkmış surkmuş, koca göbekli bir adam da benim için son derece itici. Bu da benden onlara olsun!

Fotoğraflar:  Fethi Karaduman

Magazin Haberleri Bülteni 19 Şubat 2020İşte magazin gündeminin öne çıkan gelişmeleri...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber