Geri Dön
Pazar“Zeliş benim ömrümün yarısı”

“Zeliş benim ömrümün yarısı”

15 yıldır “Arka Sokaklar” dizisiyle karşımızda olan Yüsra Geyik, “Dünyanın halinden dolayı karartmamalıyız içimizi. Umut hep var. Yaşamak çok kıymetli. Biz varsak var iyi de kötü de” diyor

“Zeliş benim ömrümün yarısı”

Yüsra Geyik. Gözümüzün önünde büyüyen oyunculardan. 15 yaşında adım attığı Kanal D’nin dizisi “Arka Sokaklar”, 2006 yılında yayınlanmaya başladığı günden bu yana yayın yılı ve bölüm sayısı bakımından Türk televizyon tarihinin en uzun haftalık dizisi unvanına sahip. Ve reyting birincisi olarak da adından söz ettiriyor. Dizide Hüsnü Komiser’in kızı Zeliş karakteriyle tanıdığımız Yüsra Geyik, bu uzun yolculuğuyla ilgili, “Biz Zeliş’le birbirimizin içinden yeşillendik” diyor. 14 yaşında ajansa kaydolduğu gün, oyunculuğa başlayan ve o gün bugündür durmaksızın çalışan oyuncuyla “Tam olarak ömrümün yarısı, başka türlüsünü bilmiyorum” dediği rolünden yola çıkarak konuşuyoruz.

15 yıldır zirvede olan“Arka Sokaklar”ın Zeliş’i olarak karşımızdasınız. Onun için neler hissediyorsunuz?

Bu kız yaşıyor... Yaşıyor gibi çok iyi tanıyorum onu. Seviyorum onu sanırım. Ve çok iyi anlıyorum. Fakat kesinlikle aramızda dolaşıyor. Yanımızdan geçiyor. Güzel havaları o da seviyor. Mücadelesi bol hayatı sayesinde oldukça dayanıklı bir kadın.

Her bölüm reytingte birinci olmak hiç kolay değilken siz ekipçe bunun en iyi örneğisiniz. Siz, bu başarıyı, sevgiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Televizyon çok acımasız bir mecra. Ve televizyon için çekilen diziler oldukça uzun mesailer verilerek tamamlanmaya çalışılıyor. Bu işlerde çalışan insanların çoğunun özel hayatı olamıyor bu sebeple. Büyük fedakarlıklarla, hayatlarından çalarak çektikleri dizilerin 2-3 bölüm sonra kaldırıldığını görmeleri çok acımasız geliyor. Hem maddi hem manevi zorluğu oldukça büyük. Biz gerçekten şanslıyız. Şöyle bir örnekle açıklayabilirim; birkaç haftadır duygusu oldukça ağır bölümler çekiyoruz. Çok güzel yorumlar alıyorum. Bunlar beni çok mutlu ediyor. Ama şunu net bir şekilde söyleyebilirim, eğer güzel bir şeyler varsa kamera arkası ekibi sayesindedir. Hepsi duyguma ortaktı. Hepsi tam olarak orada ve pür dikkat, hassasiyetle, özveriyle, çok severek ve hiç kimsenin işi olmamasına rağmen beni motive ederek çalıştılar. Bu insanların haklarını ödeyemem. Onlar sayesinde bu dizi 15 sezondur devam ediyor.

 Daha 15 yaşındaydınız yola çıktığınızda. Zeliş’le büyümenin size yansımaları nasıl oldu?

Tam olarak ömrümün yarısı... Bana da acayip geliyor, böyle konuşunca. Yoksa yaşarken çok acayip değildi. Çünkü ben başka türlüsünü bilmiyorum. Bana böylesi nasip olmuş. Çok şükür. Fakat Zeliş’le büyümenin yansımalarını farketmem çok zor. Biz birbirimizin içinden yeşillendik.

 İnsan merak ediyor, bu kadar başarılı bir işten sonra geriye dönüp bakınca ne hissedersiniz?

Bu soru beni hüzünlendirdi. Arka Sokaklar bitebilen bir şeydi değil mi? Koskoca bir hayat. Yaşayan bir yer orası.  Ölüm gibi geliyor kulağa. Ben çok profesyonel bakamıyorum, bu işe maalesef. Elbet bir sonrası olacak. Doya doya yaşadık aslını istersen. Bir şeyi böyle doyasıya yaşamak çok güzel bir duygu. İnsanı doyasıya yaşadığı her şey daha da tamamlanmış hissettiriyor. Bana kattıklarıyla yola daha güçlü devam edeceğim.

“Kendimizi nasıl var edeceğimizi bilemez hale geldik”

Son dönemde kadına yönelik şiddetin her türlüsü maalesef artıyor. Sizin de bir paylaşımınızda yazdığınız gibi biz kadınlar “kavganın içinde doğuyoruz” neredeyse. Bu olaylar, size neler hissettiriyor?

Aslında şiddet artıyor. Maalesef kendimizi nasıl var edeceğimizi bilemez hale geldik. Şiddetin tarifi mümkün değil. Ben “şiddete maruz kalmak” nasıl hissettirir onu tarif edebilirim. Bir kadın olarak asla zorlanmadan tarif edebilirim. Sadece kadın doğduğumuz için şiddete mecbur kalmak başka bir basamak. Orada ne hak var ne adalet! Ne söz bırakıyorlar ne de mağduriyet!

Hayatınızdaki en yoğun ve sık duyguyu sorsak, hangisidir dersiniz?

Eyvah! Bu zor bir soru. Dile dökmek zor. Kendimden duymak zor. Yaşadıklarımızı kabul etmek ve onlarla göz göze kalmak zor. Sıkışık hissediyorum. Ve biraz suçlu. Bazen de yorgun. Ama her geçişte umut dolu... Kendime gülümseyerek. “Ah! Be! Yüsra!”sı da “Seni Seviyorum”u da bol bir dönem.

“Zeliş benim ömrümün yarısı”

“Tanıdığım Yüsra’yı uğurlamaya çalışıyorum”

Pandemi nedeniyle zor zamanlardan geçiyoruz. Sizin karamsarlığa kapıldığınız oluyor mu?

Çevresel faktörleri kendinden öte tutarsan, hiçbir zaman hayatını sevemezsin. Şimdi sen iyi hissetmiyorsan tüm dünya iyilikten taşsa ne olacak? O zaman dünyanın halinden dolayı karartmamalıyız içimizi. Umut hep var.  Tek motivasyonum yaşamak. Yaşamak çok kıymetli.  Biz varsak var iyi de kötü de. Ve biz istersek iyi de olur, kötü de. 

Bir röportajınızda kendinizi yalnızlaştırdığınızdan, hayatınızdan fedakarlıklar yaptığınızdan bahsetmişsiniz.  Şimdilerde nasıl aranız yalnızlıkla?

Yalnızlıkla aram çok hoş değil. Aslında hiç aram yoktu. Şimdi hoş olmadığını biliyorum. Ama yeniyim henüz. Yalnızlıkta değil. Yalnızlıkla anlaşmaya çalışmakta. Aslında kendimle... Hoş olmayan da yeni olduğum da anlaşmaya çalıştığım da kendimim. Kendimle bir ilişkim olmadığını farkettiğim anda aldığım bütün kararları büyük fedakarlıklarla aldım. Bu, 29-30 senedir yaşadığım tüm hayatı elimin tersiyle bir köşeye itmekle başladı. 30 senedir tanıdığımı zannettiğim Yüsra’yı uğurlamaya çalışıyorum. Çünkü o Yüsra, hortum gibi etrafında ne varsa toplayarak büyümüş bir kızdı. Fırtına bitti. Ben yok oldum. Topladıklarım tanınmayacak halde. Şimdi neredeyim, nereden başlayacağım bilmiyorum. Ama yalancı bir fırtınayla savrulmuş hatta savurmuş olmuyor olmaktan iyi geliyor her şey. Hoş geliyor. Bakalım neler olacak.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler