Şamanlık ve ritüelleri nelerdir? 

Hayatın içerisinde fark etmeden inceden inceye Şamanlık geleneklerini yürütüyoruz. Şamanlıkla ilgili yazıların hepsi Şamanları gözlemleyerek yazılmışken, biz yazımızda gerçek bir Şamanın ağzından çıkan kelimelerle Şamanizmi anlatacağız. "Şamanizmin din midir, yoksa bir öğreti midir?" tartışmaları sürerken gelin biz Şamanlar hayatta hangi ritüelleri uygularlar, öğretileri nelerdir, hangi geleneklerimizi Şamanlıktan almışız? Bunları inceleyelim...

Şamanlık ve ritüelleri nelerdir? 

Tahtaya vurma adeti

Tahtaya vurma adeti

Hepimiz kötü bir haberi dillendirdiğimizde ya da olmasını istemediğimizde elimizi kulağımıza götürür ve tahtaya üç kez vururuz. Bu güdünün Şamanlıktan gelme çok eski bir inanış olduğunu biliyor muydunuz? Şamanlar doğayı çok yakından incelemiş ve "Yaratanın teninin doğadır" diyerek doğanın tanrının bir parçası olduğunu benimsemiş ve hissetmişlerdir.

Şamanlar 'orman iyesi'ne gidecekleri vakit ormana girmeden yakında bulunan bir ağacın gövdesine üç kez tıklar, hem doğanın iyesi olan ormandan giriş için "Ulu Kayra Han'ın adıyla. Ey ormanın iyesi... Ey ağaçların hanı... Ey kardeşim. Benim soluduğum senindir, senin soluduğun benim. Biz bir aileyiz. Aile saygı ister bilirim. O nedenle evine girmem için izin isterim" diyerek izin isterlermiş -nahifliğe bakar mısınız?- hem de ordan çıkan sesle ormanda bulunan kötü ruhları def ettiklerine inanırlarmış. Biz de tahtaya üç kez vurarak kötü haberleri def ediyoruz.

Çaput bağlama

Çaput bağlama

Bir zamanlar haberlerde sık sık görmüşüzdür. Teyzelerin türbeye ya da ağaçlara istedikleri şeylerin gerçekleşmesi için ev anahtarı değdirdikleri, ağaçlara ip bağladıklarını mutlaka denk gelmişizdir. Bu da aslında eski bir Şaman ritüeli. Şamanlar gerçekleşmesini istedikleri ya da sahip olmak için çabaladıkları herhangi bir şeyin maketini yanlarına alıp bunları bir iple ağaçlara asarlarmış. Böylelikle orman iyesinin onlara istediklerini vereceklerini düşünürlermiş.

Erkekleri kadın kılığına sokma

Erkekleri kadın kılığına sokma

Başlığı okuduğunuzda "Yok artık hadi canım!" dediğinizi duyar gibiyim. Ama evet internette karşılaştığım 'Şamanlarda Travestizm' adlı yazıyı okuduğumda ben de "Hadi canım!" dedim ve oldukça dikkatimi çekti.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki homoseksüelizmle, Şamanlıktaki travestizmin kökeni ve işlevleri ayrı arkadaşlar. Ruhları esinlendirmek için erkek Şamanın kadın elbisesi giymesi Türk Şamanlığında oldukça yaygın. Fakat bu neden yaygın? Şöyle ki, cinsiyet değiştirme veya ona işaret eden bazı Şaman öğeleri varmış. Bunlardan biri doğrudan doğruya travestizm yaşayan Şamanlar aracılığıyla, diğeri ise kadın elbisesi giymekle kadını anımsatmak veya kadınsı bir görünüm almak yoluyla gerçekleştiriliyormuş.

Acaba Huysuz Virjin de mi?

Acaba Huysuz Virjin de mi?

Bütün bu travestizm olayında Şamanların ruhları çağırabilmek, onlara hükmedebilmek ve en esası da erkek Şamanların kadın, kadın Şamanların da erkek ruh eşlerinin olması inancına dayanmaktaymış. Semavî eş denilen bu ruh eşleri, Şamanları elbise değişmekle kendilerine benzetmeye çalışırlarmış.

Şaman da semavî eşinin kılıfına girmekle bir nevi kendini savunma altına almış oluyormuş. Bir de şunu belirtmek lazım. Bütün bu cinsiyet değiştirme olayı hiç de fizikî bir olay değil, tamamen mistik. Bütün bu bilgiler ışığında aklıma doğrudan "Huysuz Virjin de gizliden gizliye bir Şaman olabilir mi?" sorusu gelmedi değil. 

Gece aynayı tülle örtme

Gece aynayı tülle örtme

Bazılarımız annneannelerinden, babaannelerinden belki duymuş belki de görmüştür. Gece yatarken aynanın üstünü kapatır, ya da "Kızım-oğlum gece aynaya bakma he mi?" demiştir. Bu gelenek de mistik bir Şaman anlayışından geliyor. Şamanlar yatak odalarında ayna bulundurulmaması gerektiğini savunuyorlar. Çünkü aynalar, gündüzleri her ne kadar güneşin hâkimiyeti altında olsa da geceleri cansız âleme geçiş kapılarıdır.

Bedensiz varlıkların insanları gözetlediği bir araç haline dönüşüyorlar ve unutmayın ki bedensiz varlıkların da közleri (göz) vardır. Onların közlerine maruz kalmamak için aynaların üzeri geceleri örtülmelidir.

Ayrıca aynaların her şeyi ikiye katladıklarına inanırlar. Gücü de ikiye katlar, zayıflığı da, yorgunluğu da... Yatağa yorgun yatıldığında onu gören aynanın karşısında iki kat yorgun görünür. Sabah da yataktan iki kat yorgun kalkar. Bu yüzden yatak odasında ya ayna olmamalıdır ya da geceleri üstü örtülmelidir. Acaba 'Aynada kendimizi yedi kat daha güzel görüyoruz' efsanesi de buradan mı çıkmış?

Tamam yedi abartılı bir rakam ama unutmayın aynalar her şeyin iki katını gösterir! Pekiii şimdi n'apıyoruz arkadaşlar? Geceleri aynalara küsüyoruz, gündüzleri de Kutsi'nin bir şarkısında söylediği gibi sevdiklerimizin aynadaki yüzünün karşılığı oluyoruz. Hadi bakalım. 

Köz (Göz) değmesi, kısacası nazar

Köz (Göz) değmesi, kısacası nazar

Geçelim bakalım "Sende göz var göz" kısmına. Göz değmesini anlatmadan önce Şamanların 'köz' olarak nitelendirdikleri 'köz'ün kelime etimolojisine ve anlamına bakmak gerektiğini düşünüyorum. Eski Türkçede 'g' sesinin sonradan dile girmesiyle, 'köz' zaman içerisinde 'göz' kelimesine dönüşmüştür. 'Köz' aynı zamanda 'kor' anlamını taşır. Hem göz hem de kor anlamına gelmesinin nedeni gözün aslında kor gibi yakıcı olması inanışındandır. Bu nedenle de nazar anlamında kullanılan 'köz'ün de kaynağı 'göz'ün kendisidir. Şamanlara göre nazar sadece gözle değmez. Fakat önce gözle değen nazarı ele alalım. 

'Psikokinezi' nedir?

'Psikokinezi' nedir?

Bildiğiniz üzere bilinen en mistik zamanlardan beri gözle ilgili çeşitli araştırmalar yapılmış. Hayvanlar üzerinde yapılan bazı araştırmalara göre; kaplumbağaların yumurtalarını gözleriyle ısıttıkları, çöl yılanlarının avlarını bakışlarıyla kör edip öldürebildikleri ve kurtların avlarını hipnoz edebildikleri saptanmış.

Şamanlar da bu hayret verici doğayla iç içe olduklarından dolayı bu ince nüansları kaçırmamış olsalar gerek. Ayrıca közden bir ısı yayıldığı bilimsel olarak da tespit edilmiş ve bu ısının tahribat gücü de pek çok deneyle sınanmış. Bilim dünyasında gözün gücü üzerinde incelemeler yapan 'psikokinezi' adlı bir bilim de mevcut. Nitekim sosyal tecrübeler de bunu kanıtlıyor ki, dilimizde "Buz gibi baktı, sıcacık bir bakış attı" veya "Gözleri alev alev yanıyor" gibi ifadeler mevcut.
 

Parmakla işaret etmeye dikkat!

Parmakla işaret etmeye dikkat!

Şamanlara göre yıkıcı bir közün oluşmasında en önemli etken, tabii ki kıskançlık arkadaşlar. Kenafir gözlü bakışlar gözünüzün önünden geçti bir bir biliyorum. Bunun yanı sıra Şamanizmde hırsın, hasetin, kin ve şehvet gibi duyguların da yıkıcı köz oluşturabileceği yönünde inanış vardır.

Şamanların Til Nazarı ve Sug Nazarı olarak adlandırdıkları nazar çeşitleri de var. Til Nazarı 'dil' nazarı olarak nitelendirebileceğimiz sözle değen bir nazarken, Sug Nazarı ise işaret parmağı doğrultularak tenkit, ihtar ya da tehditte bulunulduğunda değdirilen nazarmış. O yüzden kimseyi parmakla işaret etmeyelim, kimsenin de kalbini kırmayalım ki kimseye nazarımız geçmesin.

Ve tabii ki nazardan korunma yollarımızı da Şamanlardan almamışız diyemeyiz. Çünkü kut kuyma (kurşun dökme), tütsü ve Tengri karak (Nazar boncuğu, Tanrı gözü) ve "Tü tü tü" sözü Şamanların bilinen en eski nazardan korunma ritüellerinden. Hepimizin bir ara bilekliklerinden, evlerinden eksik olmayan Nazar boncuğuna hiç Tanrı gözüdür deyip bakmamıştım açıkçası.

Anne beni leylekler mi getirdi?

Anne beni leylekler mi getirdi?

Şamanlara göre leyleklerin bir evin üzerine yuva yapması, o eve yeni üyelerin katılacağının habercisi olması anlamına gelirmiş. Leyleklerin, gagalarında çocuk taşırken tasvir edilmesinin altında bu temel inanışın olması çok muhtemel.
 

Kara kedi uğursuz değil

Kara kedi uğursuz değil

Şamanlar kara kedinin uğursuz olmadıklarına inanırlarmış. Hatta kara kedi kişinin üzerine doğru yürüyorsa bunun o kişiye uğur getireceğine inanırlarmış. Nasıl oldu bilinmez ama biz bu kara kediyi nasıl uğursuz yaptık yahu. Ayrıca kişinin ölümden sonra huzura erip ermediğini anlamak için kediyi mezarın ya da tabutun yanına bırakırlarmış. Eğer kedi mezarın üstüne çıkıp yürürse göçen kişinin ruhu henüz gitmemiş varsayıyorlarmış.

Ölüm ritüelleri

Ölüm ritüelleri

Her şeyin sonunun ölüm olduğu gibi yazının sonunu ölümle bitiriyormuşuz gibi oldu. Lakin size iyi bir haberim var. Şamanlara göre ölüm yeni bir başlangıç. Hatta öyle ki yaşlılığı ve rahatsızlığı nedeniyle dünyadan göçen kişi için bir tören düzenliyorlar. Sevdiği kıyafetleri giydiriyor ve günü adeta kutlama havasında geçiriyorlarmış. Yer, içer, eğlenirlermiş.





Ölüme verilen hayat olarak adlandırdığım bu ritüelde göçü yaklaşan 'yolcu' ne şekilde ve nereye gömülmek istediğini belirtirmiş. Törenin bitiminde de herkes birbiriyle vedalaşır ve iyi yolculuklar dilermiş. Ama asla ikinci bir vedalaşma olmazmış. Bunu uğursuz sayarlarmış çünkü vedalar güzel değildir arkadaşlar... Gelenekler ne kadar birbirine benzer ve ne kadar kolay birbiriyle etkileşime giriyor değil mi? Şamanlar adeta düğün gibi bir kutlama yaparken Mevlana da ölümü bir 'düğün gecesi' olarak nitelendirmiyor mu?


 

Bu makaleye ifade bırak