Sonbaharda okunması gereken 10 kitap

Malum sonbahar geldi. Bizler de her yeni mevsimde olduğu gibi planlar yapmaya başladık. Kimimiz izlemek isteyip de izleyemediği filmlere yöneldi, kimimiz merak ettiği yerleri görmek için plan yapmaya başladı, kimimiz de yeniden kitaplara gözünü çevirdi. Biz de size sonbaharda okumak isteyebileceğiniz 10 kitabı derledik. İşte sonbaharda okunması gereken 10 kitap...

Sonbaharda okunması gereken 10 kitap

1- Körlük (Jose Saramago)

1- Körlük (Jose Saramago)

'Jose Saramago'ya Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran roman, bir dünya salgını olarak başlayan ve insanları kör eden hastalık üzerine tüm ahlaki düzenin nasıl çöktüğünü konu alıyor. İnsanların salgına yakalanmamak için neler yapabildiği ve yakalananların devlet tarafından şehrin uzak bir yerinde karantinada tutulmasını anlatıyor. Karantina koşullarında insanların birbirlerini ezmeleri, sağlıklıyken yapmayacakları birçok şeyin bir anda körlük ile yapabilecek hale gelmeleri… Körlük, toplum normların nasıl ortadan kalktığını, insanları asıl bencilleştiren şeyin gerçekten “körlük” olup olmadığını sorgulatan bir roman.

2- Fahrenheit 451 (Ray Bradbury)

2- Fahrenheit 451 (Ray Bradbury)

‘Ray Bradbury’in ilk kitabı olarak bilinen ‘Fahrenheit 451, bilimkurgu alanında nefes kesen bir yapıt. Kitabı ilk elinize aldığınızda ismi sizi bir süre düşündürecektir. Aslında ‘Fahrenheit 451 isminin anlamını bize kimya bilimi veriyor. Kitap ve Gazete okumanın yasak olduğu bir ülke düşünün ve itfaiyecilerin işinin ise yangın söndürmek değil, yangın çıkarmak olduğu bir ülke burası. Kimse evinde kitap saklayamaz hatta insanların kütüphanesinin olması bile yasak. Eğer bir kişi yakalanırsa itfaiyeciler tarafından kitaplar yakılarak yok ediliyor. İşte ‘Fahrenheit 451’in anlamı bu kâğıdın yanma derecesi…

3- Yeraltından Notlar (Fyodor Dostoyervski)

3- Yeraltından Notlar (Fyodor Dostoyervski)

Dostoyevski’nin ‘Yeraltından Notlar’ı, Albert Camus dahil birçok Batılı düşünürü etkilemiş bir kitap. Kitap, birçok anlamda insanın kendisiyle hesaplaştığı, Dostoyevski’nin ustaca kullandığı diliyle bir çırpıda okunan ve etkisini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıt. Roman iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde yeraltında olan bir kişinin hayatın normal sandığımız ve aslında riyakarlıklarla ve yalanlarda dolu olan gidişatına karşı çıkışını, ikinci bölümde ise yeraltındaki kişinin yer yüzündeki bu riyakarlıkla hesaplaşmasını okuyoruz. Kitabı okuduktan sonra ise Zeki Demirkubuz’un kitaptan esilenerek çektiği ve başrolde Engin Günaydın’ın olduğu ‘Yeraltı’ filmi izlenebilir.

4- Kırmızı Pazartesi (Gabriel Garcia Marquez)

4- Kırmızı Pazartesi (Gabriel Garcia Marquez)

Usta yazar Gabriel Garcia Marquez’in 1981 yılında yayınlanan yedinci romanı ‘Kırmızı Pazartesi’, kurgusuyla okuru çarpıcı bir olayın içine alıyor. Bir cinayet işlenecek ve herkes bunu biliyor. Fakat engel olan kimse yok. Yazarın çocukluğunda gerçekleşmiş bir cinayetten yola çıkarak yazdığı roman, dünya genelinde sarsıcı etkiler bırakan bir kitap. Romanın ilk cümlesinde dahi işleneceği belli olan bir cinayet ve insanların sessizliği, insanların içinde bulunduğu toplumsal durumu çok güzel tarifliyor.

5- Mülksüzler (Ursula K. Le Guin)

5- Mülksüzler (Ursula K. Le Guin)

Ursula Le Guin’in ütopya tadında kaleme aldığı Mülksüzler, yaşamın iki dünya arasında nasıl şekilleneceğini konu alıyor. Anarres’, Oducu anarşistlerin, ‘Urras’ ise kapitalist devletçilerin yaşadığı birbirinden farklı iki dünya. Yaşam koşulları, hukukları, devlet düzeni, toplumsal ve kültürel değişiklikleri içinde barındıran bu gezegenlerde ise insanların dünyalar arası seyahat etmeleri zor ve hatta yasak. Ancak bir bilim insanı diğer dünyaya geçirilmek zorunda kalırsa, hiç alışmadığı bir dünya düzeni onun ütopyası olmaz mı? Shevek karakterinin ‘Uras’ta geçirmekte zorlandığı zaman, alışamadığı toplum ve devlet düzeni… Shevek, bu koşullarda ne yapacak, yaşamı nasıl şekillenecek ve kendi dünyasına dönebilecek mi? Bütün sorularının cevabını Ursula Le Guin, tüm yapı taşlarını altüst ederek romanında cevaplıyor.

6- Mecburiyet (Stefan Zweig)

6- Mecburiyet (Stefan Zweig)

‘Satranç’, ‘Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’, ‘Olağanüstü Bir Gece’ adlı kitaplarıyla tanıdığımız Stefan Zweig, savaşın yarattığı izlerle mücadele etmeyi sürdüren bir yazar. Bu sebeple de kitabın ana karakteri, ressam Ferdinand savaş sırasında askere gitmek istemeyerek İsviçre’ye kaçan bir kişi. Fakat bir gün askerliğe elverişliliğinin tespiti için konsolosluğa davet edildiğinde, karısının şiddet karşıtı duruşuna ihanet etmemesi yolundaki telkinlerine karşın kendini gitmek zorunda hissediyor. Stefan Zweig, çarpıcı bir iç çekişme ile savaşın ne kadar da yıkıcı olduğunu ‘Mecburiyet’ adlı kitabından anlatıyor.

7- Don Kişot (Cervantes)

7- Don Kişot (Cervantes)

La Mancha’da yaşamakta olan 50’li yaşlarındaki eski bir toprak ağası olan Don Kişot şövalyeleri anlatan kitaplara takıntılıdır ve yazılan her şeyin doğru olduğunu sanmaktadır. Don Kişot Sancho Panza ve Rosinante ile birlikte umarsızca şövalyelik günleri tasarlarken, etrafındaki insanlar onun yavaş yavaş çıldırdığını düşünür. Dulcinea del Toboso, Don Kişot'un hayalinde canlandırdığı ve onunla birlikte maceralar kurduğu sevgilisidir. Don Kişot, yani Senyor Kesada; halkını, vatanını çok seven bir insan olduğu için olsa gerek Sancho Panza'yı da yanına alarak Don Kişot oluyor. Kitapta da sözü edildiği üzere Don Kişot, mazlumları korur ve de kötülere göz açtırmaz.Fakat her zaman yere yıkılır.

8- Huzursuzluğun Kitabı (Fernando Pessoa)

8- Huzursuzluğun Kitabı (Fernando Pessoa)

Portekiz edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük isimleri arasında anılan Fernando Pessoa, ölümünden çok sonra basılan Huzursuzluğun Kitabı ile kitleleri peşinden sürüklemeye devam ediyor. 1888 Lizbon doğumlu yazar, 1913 yılında başladığı bu eseri tüm yaşamının bir ürünü olarak ortaya koyuyor. Yazarın uzun yıllar parça parça yazdığı ve vefatından sonra sandığından çıkarılarak derlenen roman, hayali bir karakter üzerinden kurgulanmış olsa da Pessoa’nın yaşamına dair önemli izler taşıyor.

9- Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (Bilge Karasu)

9- Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı (Bilge Karasu)

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nda baskı, bir dış etken, insan eliyle oluşturulduğu ne denli bilinse de bir tür kıran gibi ortaya çıkıyor. İnsan içerikleri, toplumdan topluma, dönemden döneme, çağdan çağa değişebiliyor. Bunların taşıdığı değerin saltık değil göreli olduğu, "Ada" ve "Tepe" öykülerinden oluşan "Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı"nda sürekli olarak altı çizilen bir düşünce.

10- Çocukluğumun Soğuk Geceleri (Tezer Özlü)

10- Çocukluğumun Soğuk Geceleri (Tezer Özlü)

Tezer Özlü'nün bu ilk romanı, yaşamın yalnızca başlangıcını oluşturmakla kalmayan, sürekli dönülen, belki de hiç çıkılamayan çocukluğu yansıtıyor. Yetişkinlerin, tıpkı çocukluğa olduğu gibi, farklılığa da aman vermeyen dünyasına karşı yazar, anıların çıplak gerçekliğine sığınıyor.

Bu makaleye ifade bırak