The Cranberries'in solisti Dolores O'Riordan'ın ardından...

İrlandalı grup The Cranberries'in solisti Dolores O'Riordan'ı kaybettik. Henüz 46 yaşında...Cansız bedeni Londra'daki Hilton's Park Lane adlı otel odasında bulundu, ölüm sebebi henüz tam olarak bilinmiyor. The Cranberries'le büyüyen koca bir nesil şokta. Gerçekten hayat bu kadar mı?

The Cranberries'in solisti Dolores O'Riordan'ın ardından...

The Cranberries, bugüne kadar çok sayıda hit şarkıya imza attı. 90'lar denilince akla gelen ilk gruplardan. Benim için ise ilk sırada. 'Zombie' belki de eşlik ettiğim ilk şarkıydı. İrlanda'daki politik işlere o zamanlar aklım pek de basmazken şarkının barış mesajı verdiğini idrak edebiliyordum.

 

 

Dolores'in o tiz ve dokunaklı sesini duyar duymaz aklımdaki şey, evet bu grup hem sert hem dokunaklı, 'Ne kadar da benlik'ti. Öyle de oldu. Grubun özellikle 1999 tarihli 'Bury The Hatchet' albümü ilk satın aldığım yabancı kasetlerden biriydi.

 

 

'Animal Instinct'in Türkiye'de yayın yapan yabancı müzik kanallarında, radyolarında epeyce çalınmasından sonra grup artık benim için vazgeçilmez bir yer edindi. 'Bury The Hatchet' kartonetinin o tuhaf, çirkin kokusu hala burnumda. Dolores'in baygın bakışlarından bir tarafta sert, diğer yanda melodik The Cranberries şarkılarına, her şey hala dün gibi.

 

 

2002'de 'Wake Up & Smell The Coffee' onların 'dağılma' öncesi son albümleriydi. Ben de yavaştan büyümüştüm. Bir 'Zombie', 'Linger', 'Salvation', 'Promises' ya da 'Animal Instinct' çıkmamıştı o albümden, ama yine de 10 küsür lira vererek harçlığımı yabancı kaset satan dükkana vermiş ve şarkıları walkman'imde dinlemiştim.

 

 

Liseye başladım, onlar ara verdi. Dolores solo albüm, albümler yayınladı. Sonra tekrar birleşiyor denildi. 2010'da İstanbul Maçka Küçükçiftlikpark'ta konser verdiler. Gittim, gittik. Hep bir ağızdan geçmişi yad ettik. Üretemiyorlardı belki. Onlar da tıpkı benim gibi büyümüştü. Kocaman adam olmuşlardı. Dolores ise hep gençti, güzeldi, bir yandan sade ve kırılgan, öteki taraftan sert ve mesafeli.

Grup tekrar bir araya geldi. En sevilen hit'lerini akustik söylediler. Birleştiler. Daha genceciklerdi. 20'li yaşlarımda hiçbir zaman öncelikli olarak dinlemedim; grubun posterleri çocukken odamın duvarlarını süslese de gösterişe kapılmadım. Hep sevdim, gösteriş yapmadan sevdim.

 

 

Ve 15 Ocak 2018. Bir de bakıyoruz Dolores hayatımızdan uçup gitmiş. Bu yazıyı yazabileyim diye, yazabilme imkanım var diye, ona veda edebilme şansım varken, arkasından tatlı tatlı cümleler sıralayabileyim diye kayıp gitmiş hayatımdan, hayatımızdan.

Daha henüz 46 yaşındayken. 50'lerinde belki de o naif sesiyle şahane konserler verebilecekken. Hiçbiri olmadı, olmayacak. Her ölüm gibi apansız olacak onun gidişi. 

 

 

Çok sevdiğimiz ünlüler birer birer gidiyor. Ama en çok acıtan da beklenmedik olanları. 'Pat' diye olanları. Daha henüz 40'larında, gencecikken gidenler daha çok acıtıyor insanı.

 

 

The Cranberries demek, e bir yerde Dolores demek. Onun huzur dolu sesi demek. Çocukluğum demek. Çocukluğumuz demek. Ona teşekkür edebilelim diye onun bizden önce gitmesi demek.

İyi ki tanıdık seni Dolores. İyi ki hayatımıza girdin. İyi ki dokundun sadece sesinle. İyi ki sevdik seni. 

Bu gece çocukluğuna dönmeyen bizden değildir...

Yaş 5, 10, 15; biraz 'Zombie', biraz 'Animal Instinct'; en çok da 'When You're Gone'...

İlkokul, ortaokul, lise, 90'lar, çocukluk, anılar, nostalji, hayat, ölüm, huzur...

 


twitter.com/mayksisman
can.sisman@milliyet.com.tr

Bu makaleye ifade bırak