AYDIN BOYSAN VE HEP YENi KALMAK...

Hayatlarının çeşitli çağlarında, farklı kesimlerden, farklı mesleklerden insanların toplandığı bir geceydi. Cihangir Bahar Meyhanesi’nde bulunma sebebimiz, saygı duyduğumuz bir büyüğümüzün, Türkiye'nin eşine az rastlanan bir değerinin 94’üncü yaş gününü kutlamaktı; Aydın Boysan’ın.
Evet, biliyorum Aydın Boysan denince akla ilk, büyük rakı geliyor. Her şeyi, hazreti google'a sorma eğiliminde olanların gözünde o bir rakı profesörü.
Kendisine sormayı en sevdiğimiz soru, “Rakı nasıl içilir?”, “Yanında ne yenir?”
Sosyal medyada onun için “Türkiye’nin ne iş yaptığı bilinmeyen şöhretlerinden biri” filan yazanı var ki, onları kendi cehaletleriyle baş başa bırakırken; en azından mimar olarak imza attığı eserleri bir google’lamalarını öneriyorum. Sonra belki sıra yayımlanmış 40 küsur kitabına da gelir.
Benim gözümdeyse her şeyden önce bir hayat bilgesi. Yazdıkları, röportajlarında söyledikleri, televizyonda konuştukları, kulak vermeyi bilenler için altın değerinde. Yaşamla, insanlarla, üretimle kurduğu bağ, kesinlikle örnek alınacak cinsten.

BIKMAMAK

İNSANIN ELİNDE
Bir kere sadece ilk kitabını 63 yaşında yazmış olması bile yetmez mi?
Alın size bir ders, söylemesi kolay, uygulaması zor “Hiçbir şey için geç değildir” cümlesinin ete kemiğe bürünmüş hali.
Bir süre Aydın Boysan'ı izleyen biri, artık “Amaaan, bizden geçti artık” diyemez, “Bu saatten sonra şunu mu yapacağım?” diye bir soruyu aklının ucundan bile geçiremez.
Bunu bir de Robert Kolej’de yeğenimin mezuniyet töreninde konuşma yapan Betül Mardin'i izlerken düşünmüştüm; ‘bu saat’ diye bir şey yoktu...
Yaşın da nüfus kağıdınızda yazan rakamla uzaktan yakından ilgisi yoktu. Aydın Boysan’ın dediği gibi, yaşlılık “Bıktım artık bu dünyadan” dediğin noktada başlıyordu.
Bıkmamak, kimseyi de bıktırmamak insanın elindeydi. Yaşadığın yılları ne ile doldurduğunla alakalıydı bu. O yüzden bazı ‘yaş almış’ ama yaşlanmamış insanların ağzının içine bakıyorduk hayranlıkla.
Hayata inancımız pekişiyordu, onlarla konuşurken...
Boysan kendisine hediye edilen ‘milli içecek’ Yeni Ayran’la poz verirken, pastasının mumlarını üflerken, etrafını saran tanıdığı-tanımadığı dostlara kalender bir tavırla gülümseyerek bakarken, dev rakı şişesi şeklindeki pastanın üzerindeki “Aydın Abi, sen hep yeni kal!” cümlesine takılıyor gözüm...
Bu cümle birine bu kadar cuk otururdu. 94 yaşına kadar ‘yeni’ kalmıştı, şakası yok...
Onun yeni yaşını, yine kendisine ait bir cümleyle kutlayalım: “Hayatta yapılması gereken en önemli şey, giderken vicdanını kirletmeyecek olaylarla dolu bir ömür geçirebilmektir.”
Ve Aydın Boysan’a dopdolu ömrüne ekleyeceği nice yıllar dileyelim...

İSTANBUL'UN YENİ MÜZİK 'ADA'SI

İstiklal Caddesi'ndeki Ada Müzik tadilatta ya şu sıra... Bir de baktım Kuruçeşme’de cadde üzerinde yeni bir 'Ada' belirmiş: Girişte kitabevi, üstteki iki katta ise kafe-restoran ve müzik kulübü olan Ada Bosphorus.
Püfür püfür bir terası, ışıl ışıl Boğaz man- zarası önünde bir sahnesi var ve gelenlere hem iyi müzik, hem eğlence vaat etmekte.
Ben Şenay Lambaoğlu'nun konserine denk geldim... Birkaç gün önce Jehan Barbur geçmişti o sahneden, sırada ise 4 Vokal vardı...
Müzik yönetmeni Aslı Atasoy, yıllar önce Balans’ta gazetecilerin kendi seçtikleri şarkıları çaldıkları “Hem yazarım, hem çalarım” partileri düzenlemiş, bunlardan birinde bana da çaldırarak aklıma DJ’lik fikrini sokmuştur, o nedenle yaratıcı fikirlerinin ve öngörüsünün canlı şahidiyim.
Ada Bosphorus’ta da sadece konserler değil, ilginç partiler de düzenleniyor, programı takip etmekte fayda var.
Bir zamanlar Arnavutköy’de birbirinden önemli müzisyenleri izlediğimiz Eylülist Müzik Kulübü vardı...
Bizim için gece dışarı çıkmak oraya gidip müzik dinlemek demekti. Küçüktü, samimiydi ve iyi müzik yapılırdı orada. Şimdi yerinde tostçu var ve biz onu özlemeye devam ediyoruz.
Bana o günleri hatırlattı Ada Bosphorus, dilerim uzun ömürlü olur.