Şarkıcılığı bozuldukça şarkı yazarlığı iyiye giden enteresan bir adam Teoman. Nitekim yeni albümü “İnsanlık Halleri”nde kimi naif, kimi acıtıcı, kimi düşündürücü hikayeler anlatıyor. Aslında insanlık değil ‘erkeklik’ hallerini anlatıyor.
Bülent Ortaçgil’e selam gönderdiği küçük, tatlı bir şarkı var albümde, adı “Mavi Kuş ile Küçük Kız”. “Her daim sarhoş” bir Mavi Kuş olarak “Yüzünü döken” küçük kıza kalbini açıyor. Şu pek bildik “Sarhoşum, aklıma geleni söyleyebilirim, yarın da inkar ederim olmadı” konuşmalarının bir türü...
“Bak çok gevezeysem hadi kapat çenemi” diyor, allahı var... Ama “Ya da bırak hazır açmışken kapılarını / Kalbime biraz daha temiz hava girsin.”
Lakin alışmadık bünyelerde fazla oksijen sersemlik yapar. Bunun sabahını da tahmin edebiliyor insan... “Yalancıyımdır biraz ama bana inan”. “Aşk sicilim kirli”, efendim “sadakat konusunda iddialı değilim, ama bu kez farklı olsun diye sen denersen ben de denerim...” Oldu...

Defolarla gurur duymak
Neyse, buna inanıp inanmamak tabii “Küçük Kız”ın sorunu. Muhtemelen karşısındaki bu kadar açık sözlü olduğu için ona inanma yolunu seçecek. İnsan bütün defolarını böyle ‘açık yüreklilikle’ ortaya seriyorsa samimidir diye düşünecek. Gerçekten denemek istiyordur, şikayetçidir halinden ve toparlanmak istiyordur...
Onun bu ‘defolarla’ gurur duyduğunu, bu arızalı olma halini bir bayrak gibi taşıdığını tahmin etmeyecek.
Bilmeyecek ki orada kilit cümle “Bil, ben aslında iyi biriyim”dir. İnsan niye ihtiyaç duyar ki bu lafı söylemeye? Beyin fırtınası, hatta kasırgası yapmaya bayıldığım bir can arkadaşım var, ona sordum “Sen hiç bu lafı ettin mi hayatında?” “Hayır” dedi... “Ben aslında iyi biri olduğum için bunu söylemeye gerek duymadım.” Olay bu işte. 

Kötü insan kim?
Kimdir “Aslında iyi biri?” Seni kırarım, üstelik şimdiden uyardığıma göre bile bile yaparım bunu, bugün sever yarın unuturum, bugün söyler yarın inkar ederim... Ama ben aslında iyi biriyim.
Bunu tercüme edelim hemen: Yapayım edeyim ama sen beni iyi an. İyi insan bu ise kötüsünün kim olduğunu merak etmemek elde değil. “Kötü insan” nedir kio zaman?
Ne var ki, tahminim o ki “Küçük Kız” “Mavi Kuş”un Ortaçgil dinleyerek kollarında sızmasına izin verecek. Ve kısa süre sonra kendisini tek başına Ortaçgil dinlerken bulacak... “Yüzünü dökme küçük kız / Bırak üzülmeyi / Yalnız sen misin bir düşün / Unutan sevilmeyi...”
Neyse ki yine şarkıdaki gibi “Her siyahın bir beyazı / Gecelerin gündüzü de vardır...” Ve küçük kızlar böyle büyür. 


Müthiş bir oyuncu
Ben aslında iyi biriyimKesinlikle geç bir keşif benimki ama hâlâ tanımayanlar için bir oyuncudan söz etmek istiyorum: Fırat Tanış.
İstanbul Şehir Tiyatroları’nda beş yıl oynadıktan sonra istifa etmiş, ilk filmi olan “Sır Çocukları”yla beş ödül birden almış.
Ben Cemal Şan’ın “Dilberin Sekiz Günü” filminde izledim ve cidden afalladım. Nesrin Cavadzade çok iyiydi, ama Fırat Tanış inanılmazdı. Altın Portakal Film Festivali’nde tanıma fırsatı bulamadım, gelmemişti filminin gösterimine.
Sonra bu sene en çok duyduğum oyunu, “Testosteron”u gene fevkalade gecikmeli olarak görme fırsatım oldu Oyun Atölyesi’nde. Onu ayrıca anlatmak lazım, yedi birbirinden iyi oyuncu, müthiş bir enerji... Ve yine unutulmaz bir Fırat Tanış. Aldığı Dümbüllü ödülünü sonuna kadar hak ediyor. 

Festivale çağrılmıyor
Derken bakıyorum, Ankara Film Festivali’nde “Dilberin Sekiz Günü” ile en iyi erkek oyuncu ödülünü alan Fırat Tanış gene yok ortada. Cemal Şan ile sorunlar yaşamışlar, çağrılmıyormuş hiçbir festivale. “Ben ödül aldığımı gazeteden öğrendim” diyor. Cemal Şan da ağır cevaplar veriyor, Tanış yüzünden sponsorlar kaybettiğini, onunla aynı havayı solumak istemediğini söylüyor.
Belli ki öfkeli. Ben sadece Fırat Tanış’ın müthiş oyunculuğunun “Dilberin Sekiz Günü”ne neler kattığını hatırlatmak istiyorum. Belli ki ödüllere büyük anlamlar yükleyen bir oyuncu değil ama gene de onu bundan alıkoymaya kimsenin hakkı var mı?
Ve Tanış’ı hem sahnede hem perdede görme imkanına sahip olduğumuz şu son günleri değerlendirin diyorum.