Disko Kralı’nda olay yaratan şarkının filmi gösterimde: ‘İncir Reçeli’

Sevgililer Günü’nde sinemaya giden çift var mıdır, bilmiyorum. Benim aklımın ucundan geçmez doğrusu 14 Şubat’ı romantik bir film izleyerek geçirmek, bunu önerene de sıcak bakmam. Ama neticede böyle bir kanı olsa gerek ki, vizyona peşpeşe duygusal yerli filmler giriyor.
‘Aşk Tesadüfleri Sever’ birinci zafer haftasını devirirken, şimdi sırada ‘İncir Reçeli’ var. Künyenin senarist, yönetmen, yapımcı hanelerinde aynı isim yazıyor: Aytaç Ağırlar. Daha önce çeşitli film ve dizilerde oyuncu olarak yer almış, ‘İncir Çekirdeği’ adlı filmin senaryosunu yazmış bir isim Ağırlar. Herhalde ‘İncir Ağacı’ yolda...
İlk filminde, basın bültenlerinde de belirtildiği gibi kentli bir ‘aşk masalı’ anlatıyor. Aşkın gerçekliğinden dem vuran tüm filmlerin son dönemde ‘masal’ olarak kategorize edilmesine hiç girmeyelim, yerimiz dar.
Bu ‘masal’ın kahramanları, senaryoları sürekli geri çevrilen, hayatını skeçler yazarak kazanan 30’larında bir adam olan Metin’le (Halil Sezai Paracıkoğlu) bir gece barda tanıştığı, hakkında hiçbir şey bilmediği Duygu (Melike Güner). Çok sarhoş olduğu için geceyi Metin’in evinde noktalayan kızımız yol boyunca “Sevişmek yok” diye sayıklar, sabah da bir not bırakarak yok olur. (‘Aşk Tesadüfleri Sever’de de ‘İncir Reçeli’nde de sarhoş olan kızı evlerine götüren centilmen delikanlılarımız, asla ‘kötü bir niyet gütmeden’ yataklarını kızlara bırakarak kanapeye büzülüyor. Olayın ‘masal’ boyutu herhalde burada başlıyor.)

Sevişmesiz bir aşk
Neticede, bir görünüp bir kaybolan Duygu’yla onun hayatına kattığı ışığa her gün biraz daha kapılan Metin arasında ‘sevişmesiz’ bir aşk başlıyor. Ve ortalarda bir yerlerde mendillerinizi hazır etmeniz gerektiğini anlıyorsunuz. Kimi diyaloglar çok ama çok hamasi, inandırıcılıktan uzak olsa da, Duygu’nun insanları camdan akan yağmur damlalarına benzeten konuşması hoş. Bazen o damlalardan ikisinin bir noktada birleşip daha güçlü aktıklarını söylüyor. Ve her an şoförün camı açabileceğini unutmamak gerektiğini... “nın kıymetini bilin” diyor özetle. İmkansızlığı başından belli, acıklı bir aşk öyküsü... Biraz ‘Sweet November’ tadında.
Bu arada, filmin müzikleri çok güzel. Ve aynı zamanda müzisyen olan Halil Sezai Paracıkoğlu’nun Disko Kralı’nda söylediği tıklanma ve konuşulma rekorları kıran şarkısı ‘Duman’, filmin de en acıklı sahnelerinden birine damgasını vuruyor. Paracıkoğlu’nun albümü yakında çıkıyormuş, iyi haber.
Film gösteriminden çıkarken “Herkes Çağan Irmak olmak istiyor” cümlesi çalındı kulağıma. Ne tuhaf, artık kentte yaşayan iki insanın aşkını anlatan her filme baştan ‘Issız Adam’ muamelesi yapılıyor. Ne alakası var? Masal olması dışında...

Başarılı düet insanı: Teoman
Nilüfer’in ‘12 Düet’ albümünü dinleyip duruyorum iki gündür. Böyle büyük bir sesin 12 şarkısını genç müzisyenlerle rock formatında söylemesi iyi bir fikir kuşkusuz. Buna uyan şarkı var, uymayan şarkı var. Misal, aslında çok sevdiğim bir söz yazarı olan Ülkü Aker’in aşırı teslimiyetçi ‘Ara Sıra Bazı Bazı’sını, özünde muhalefet taşıması öngörülen rock’la bağdaştıramadım. Buna karşılık ‘Kim Arar’ı tam bu sound için yazılmış buldum.
Sonuçta 12 ismin 12’si de (Şebnem Ferah, Yüksek Sadakat, Malt, Teoman, Gece Yolcuları, Ogün Sanlısoy, Badem, Hayko Cepkin, Candaş, Cingi, Ruacan, Rashit, TNK, 4x4) düzenlemelerini de kendileri üstlenerek temiz işler çıkarmışlar. Benimse ilk andan beri bir favorim var: Teoman’lı ‘Sensiz Olmaz’. Atilla Özdemiroğlu’nun düzenlemesiyle müthiş bir şarkı olmuş.
Sonra düşündüm, Candan Erçetin’le ‘Kim’ düeti, ilk beş listemdedir. Şebnem Ferah’la‘İki Yabancı’, Atiye’yle ‘Kal’. Dahası da var da bunlar benim en sevdiklerim. Teoman bir düet insanı olarak ne kadar başarılı, değil mi?