Alt katınızdan geceler boyu korkunç çığlıklar gelse, aşağıya iner misiniz, yoksa kulağınızı tıkayıp uyumaya mı çalışırsınız? İndiniz diyelim, komşunuzu kurtarmak mıdır niyetiniz, yoksa uykunuzu bölen çığlıklarını biraz daha sessiz atmasını rica etmek mi?
Onun geceler boyu işkence gördüğünü fark ettiğinizde içinize siner mi sıcak yatağınıza dönmek? Ama ya işkence edenler iyi giyimli, ‘normal’ insanlarsa? Ya işkence ettikleri kadın ‘normal’ değilse? ‘Bizden’ değilse?
Dot’un büyük heyecanla beklediğim “Vur / Yağmala / Yeniden” projesinin ilk gösterisini ucundan yakaladım. Sekiz ayda tamamlanacak 18 kısa oyundan oluşan bir proje bu ve ilk iki oyunu, “Kayıp Cennet” ve “Dün Meydana Gelen Olayda...” Tünel’deki Bilsar binasında sergileniyor.
Sessiz kalmak...
Girişte Belediye binasına karşı oyuncularla birlikte kahve içiyor, kentin en büyük merkezindeki tiyatro salonları bir bir ışıklarını söndürmüşken bu binada yaşanan hareketin ne büyük nimet olduğunu konuşuyoruz.
Sonra ilk oyun başlıyor ve önce “Kayıp Cennet”in ortasında buluyoruz kendimizi. Hemen ardından gelen “Dün Meydana Gelen Olayda...”da ise dün içinde bulunduğumuz tiyatroda oyunculardan biri saldırıya uğramış, bizlerden biri de görmüş. İzlemişiz bu vahşeti, şimdi ise tanıklığımıza ihtiyaç varmış.
Nedir normal?
‘Normal’ bir insanmış saldırılan, bir ailesi, onu seven bir karısı varmış. Sessiz mi kalacakmışız bu korkunç şiddet eylemi karşısında?
Yönetmen Murat Daltaban’ı da, şahane oyuncu ekibini de kutluyorum. Nerede harekete geçip, nerede seyirci kaldığımız, kimin normal, kimin ‘çürük yumurta’ olduğu, ‘bizden’ ve ‘onlardan’ ayrımımız, çifte standartlarımız, önyargılarımız, hepsi hepsi kafamda dönüp duruyor oyunlar süresinde ve sonrasında...
Birkaç gün sonra Beyoğlu’nda bir kafede ‘huzurlu’ bir pazar kahvaltısı yaparken, dışarıda kıyametler koparken, kapının önünden ordular halinde polisler, tepemizden helikopterler geçerken, biz sakin sakin çayımızı içerken, elinde poşetle içeri giren ‘farklı’ görünen bir adama tedirginlikle baktığımı - baktığımızı fark ettiğimde de utançla hatırlıyorum. Biz kimiz? Onlar kim? Kim normal? Kim çürük yumurta?

Günaydın ekibine...
Cumartesi sabahı gazeteleri aldım elime, aa o da ne? Sabah’ın eki Günaydın’ın kapağında bir haber! “Çağan Irmak: Sex and the City kadınlarına kızgınım!”
“Allah allah” diyorum, “Benzer bir konu bizim konuşmamızda da geçmişti...” Milliyet Sanat dergisinin Kasım sayısı için bir röportaj yaptım Çağan Irmak’la. Yeni filmi “Issız Adam”ı konuştuk, çağın arızalarını, insan ilişkilerinin geldiği noktayı... Pek keyifli bir sohbet oldu...
Ve fakat Günaydın’dakiler de pek benzer, aynı şeyleri konuşmuş herhalde derken hayretle fark ediyorum, bu benim röportajımın ta kendisi.
Almışlar bir gün önce piyasaya çıkan Milliyet Sanat dergisini, benim röportajı aynen alıp basmışlar. Üstelik bizim ‘akıl edemediğimiz’ sansasyonel bir başlıkla süsleyip manşet de yapmışlar. Sağolsunlar, beğendiler demek ki...
Kaynak: Sabah
Gene teşekkür etmeliyim sanırım, içeride yazının ilk paragrafında “Milliyet Sanat dergisinden Asu Maro’ya anlattı” gibi bir cümle var. Herhalde Asu Maro da onlara yollamış olmalı... Değilse hiç sormadan alıp tam sayfa basmazlardı değil mi? Böylelikle şu an benim röportajım internette dört dönüyor, üstelik “Kaynak: Sabah” ibaresiyle...
Şimdi sevgili Günaydın ekibine bir diyeceğim olacak: Madem ki ortak çalışıyoruz, gelecek ay kiminle konuşmamı istiyorlarsa şimdiden bildirsinler. Bir de biz dergiyi internete koymuyoruz, belli ki dizmekle uğraşmışlar, arada bazı hatalar olmuş, ben doğrudan kendilerine yollayayım yazımı, zahmet olmasın...