Bir Çağan Irmak filmini başkalarından önce görmek, şu soruya cevap vermek durumunda kalmak demektir: “Ağladın mı?” Alt tarafı bir, ‘Issız Adam’ı da sayarsak iki filminde ağlatmıştır ama bu beklenti hiç azalmadı. Hayatın kendisi kesmiyor, bir de sinemada ağlamak istiyoruz

Bundan âlâ özür mü olur

Ben Yeşilçam filmleri başta olmak üzere, her tür acıklı filmde, dizide, artık abartmaya doyamayan ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ de bile muslukları açan bir insan olarak cevap veriyorum: ‘Dedemin İnsanları’nda ağlamadım. Sonlara doğru boğazıma bir yumru oturdu evet ama Çağan Irmak bu kez, zaten çok dokunaklı olan hikayeyi bir mizah bulutuyla sarmalayıp can yakmayacak şekilde sunuyor seyirciye. Tam da kendi söylediği gibi, “Hayata dil çıkarıyor” film ve siz de Aria’nın filmin ritmini alıp götüren müziği eşliğinde tango adımlarıyla çıkmak istiyorsunuz salondan. Çetin Tekindor’un müthiş bir zarafetle can verdiği dede Mehmet Yavaş gibi sekerek...
Çağan Irmak’ın kendi ailesinin hikayesi bu. Bir Ege kasabasındayız, Mehmet Bey işinin ehli bir terzi, namuslu ve dürüst bir esnaf. Gündüz vakti çıkarken dükkanın kapısını kilitlerse konu komşuya ayıp olur diye çekinecek incelikte. Tabii hayat o kadar ince değil. O yüzüne gülen dostları arkasından ‘Gavur Mehmet’ diye söz ediyor, çünkü ailesi Mehmet Bey küçükken Girit’ten göçmüş. Ve onun doğduğu toprağa özlemi hiç bitmemiş. Mektuplar yazıp şişe içinde denize bırakıyor, bir gün doğduğu eve ulaşacağı umuduyla...
Karısıyla, kızıyla, damadıyla, komşularıyla neşeli bir yaşamı var. Ama gözbebeği, torunu Ozan. Arkadaşları onunla “Gavursunuz” diye dalga geçtikçe, ‘Türküz biz, Türküz!’ diye dedesine hırslanan, çocukluğun olanca acımasızlığıyla çete toplayıp ‘gavur mahallesi taşlamaya’ giden bir küçük baş belası. Çağan Irmak’ın kendi çocukluğundan izler taşıyorsa da o bu kadar gaddar değilmiş, çok şükür. Ve zaten film en çok Ozan’ın büyüme, büyüdükçe olan biteni, en çok da dedesini anlama sürecini anlatıyor. Milliyet Sanat için yaptığımız söyleşide, o günlerde haksızlık ettiği insanlardan bugün dönüp özür dilemenin bir yolu olarak görüyordu filmini. Bundan âlâ özür mü olur?

Ağızda bonbon tadı
Karakter yaratmada çok başarılı bir senarist ve yönetmen Çağan Irmak. Mehmet Bey gözünüzün önünde ete kana bürünüyor. Damadı İbrahim Erdinç (Yiğit Özşener) öyle, gelini Nurdan (Gökçe Bahadır) öyle, karısı Nadire (Sacide Taşaner) öyle... İki tane çok incelikli portre var sonra. Altı çizilmeden gay olduğunu tahmin ettiğimiz plaj sahibi Ercan -ki bu kadar başarılı olmasında onu oynayan Mehmet Ali Kaptanlar’ın payı büyük- ve yıllar önce giden kocasını beklerken aklının bir kısmını kaybetmiş Peruzat Hanım -bu da büyük oyuncu için küçük rol diye bir şey olamayacağını bir kez daha kanıtlayan Hümeyra sayesinde- filmin unutulmazları arasına giriyor.
Zaten film, rol ağırlığı gözetmeden koşup gelmiş yıldızlarla dolu. Ezgi Mola’yla Mert Fırat göç sahnelerinde Mehmet Bey’in anne-babasını oynuyorlar. Bu arada o mahşer yeri gibi kalabalık göç sahnelerinin ne kadar başarılı olduğunu, denize sonradan teknoloji marifetiyle eklenen Gülcemal gemisinin sahiciliğini anlatamam. Zafer Algöz son 15 dakikada belediye başkanı olarak boy gösteriyor, kasabanın delisinde son dönemde pek çok başarılı işte izlediğimiz Ünal Silver var, Ozan’ın büyüyüp akıllanmış halini Ushan Çakır oynuyor, Girit’teki evin sahibiniyse Yunanistan tiyatrosunun divalarından Irini Inglesi... Ve tabii asıl başrol diyebileceğimiz Ozan’ı oynayan Durukan Çelikkaya. Son dönemde ne iyi çocuk oyuncularımız oldu, daha doğrusu çocukları oynatabilen yönetmenlerimiz... Cik’li çocuk yıldızlar eziyeti bitti çok şükür...
Son söz olarak, ‘tatlı’ bir film ‘Dedemin İnsanları’. İlk anda, ağzınızda bir bonbon tadı bırakıyor. Sonra onun altındaki acı kendini hatırlatıyor biraz. Biz kim gavur, kim Türk düşündükçe, Mehmet Bey de Peruzat Hanım’ın tablosundan bize ‘el sallayıp duruveriyor’ öyle.