“Artık kimse kimseyi böyle uğurlamıyor, ne fena...” Kuruçeşme Arena tıklım tıklım, bütün eller havada ve millet hep bir ağızdan bağırıyor: “Güle güle sana, yolun açık olsun / Güle güle sana, seni tanrım korusun...”
Sahnede olanca tatlılığıyla Göksel, son derece portakallı gazoz tadında bir gece ve biz iki nostaljik ruh, şarkı sözlerine takılıp kalıyoruz...
1974 tarihli bir şarkı bu,  sözleri Yeşil Giresunlu’ya ait ve zamanında Selçuk Ural söylerdi. Eğer bir Türk filmi tutkunuysanız, gözlerinizin önünde Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu ile dinlersiniz bu şarkıyı, filmin adı “Yaz Bekarı”dır ve çok hüzünlü bir sonu vardır. Hüzünlü ama yine de umutlu... “Allah belanı versin” diye değil, “Güle güle sana... Seni tanrım korusun” diye biten bir aşk hikâyesi.

Zaman makinası

Göksel, eski şarkılara en çok yakışan sesi, kocaman Türkan Şoray gözleriyle peşpeşe sıralıyor sahnede... “Mektubumu Buldun mu..”yu, “Ağlamak Güzeldir”i, “Çaresizim”i, “İnanmam”ı, “Şimdi Sen Varsın”ı, “Gülmek İçin Yaratılmış”... Arada “Sabır Sabır”dan girip “Depresyondayım”dan çıkıyor, sonra bir “Senden Başka” diyor, sahnede dansçılar, tam bir Yeşilçam plaj sahnesi.
Çocukluğumuzun gazozu Çamlıca portakallı öyle bir gece hazırlamış ki, tam bir şölen. Pembe Panter’iyle, turuncu Chevrolet’siyle, atari oyunları, tilt makineleriyle zaman makinasına girmiş gibi oluyor insan.
Çocukça bir neşe var ortamda ama işte bizde gene de bir “Yaz Bekarı” hüznü. Biliyoruz ki burada olabilecek en naif duygularla haşır neşir üç saat geçirdikten sonra çıkıp 2000’lerin iklimine girecek, yine kimseye mektup yazmayacak, ‘ağlamanın güzel olduğunu’, kalplerin ‘sevmek için yaratıldığını’ filan unutacağız. 

Bugünün ruhu

Şu bizi sarıp sarmalayan portakal tadı olmayacak hayatımızda. Ve kimsenin arkasından böylesine saf duygularla el sallamayacağız en fenası. Bizim hayatımızdan çıkıp giden kişiyi tanrı korumuş, korumamış umrumuzda olmayacak muhtemelen. Tabii bütün bu yalnızlaşma içinde hayatımıza kimsenin girmesine izin vermişsek.
Neyse, aslında belki 70’ler nostaljisine takılıp kalmaktansa, bugünün ruhuna uygun yeni bir duygu durumunun peşine   düşmeli insan. Böyle böyle uzaklaştırıyoruz ‘masumiyet çağı’nı kendimizden çünkü. “O eskidendi” diye diye eskitiyoruz portakal rengi olan her şeyi.
Halbuki 10 bin kişi bir yaz gecesi Boğaziçi’nde “Senden başka, gözüm görmez hiç kimseyi” diye haykırıyorsa fazla da hüzünlenmeye gerek yok sanki.
Yalnız değiliz. Göksel bizler için söylüyor, hem belki ortalık da yeniden portakal rengine bürünür, kim bilir?

Duygular portakal rengi‘Karanlıktakiler’ Montreal’de
Bu seneki Most Akçıkhava Konserleri’nin aralarında bir fragman dönüyordu sık sık. Çok etkileyici bir fragman. Meral Çetinkaya’nın “Egemeeeeen!” çığlığıyla başlayıp peşpeşe tokat gibi sahnelerle devam eden, belli ki izleyeni derinden sarsacak bir filmin ilk sinyalleri...
“Karanlıktakiler”, “Issız Adam” furyasını itinayla hiç ortalarda görünmeden kendi köşesinde geçiren Çağan Irmak’ın yeni filmi. Tabii aslında hiç de ‘köşesinde’ geçirmediğinin göstergesi.
O derece sessiz sedasız çekip bitirdi ki filmi, ancak afişi ve fragmanı hazır olunca haberi oldu milletin. “Motor diyeceğiz”, “Her an diyebiliriz!”, “Dedik işte!” şeklinde gelişmedi olayın hiçbir aşaması.
Şimdi filmden yine davulla zurnayla ilan edilmeyen bir haber: “Karanlıktakiler”, prömiyerini Montreal Film Festivali’nde yapacak. Meral Çetinkaya, Derya Alabora ve Erdem Akakçe’nin oynadığı, bir anne - oğul cehennemini anlatan film, 27 Ağustos’ta başlayacak Festival’in “Dünya Sineması’na Bakış / Focus on World Cinema” bölümünde gösterilecek.
Belki bu şekilde, çok izlenene peşin peşin düşman olan kimi çevrelerin de sempatisini kazanır bir Çağan Irmak filmi, kim bilir?