Asu Maro

Asu Maro

amaro@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Biraz tuhaf bir oyuncu türünden söz edeceğim bugün. Çok tutulan bir dizinin en sevilen karakterlerinden birini oynuyordu geçen sene. Yolda yürüyemeyecek kadar çoktu şöhreti. Yine de öyle tabii.
O dizi biter bitmez televizyonda şöhretine şöhret, servetine servet katabileceği yeni bir projede oynaması beklenirdi. Bizde öyle çünkü, kendini unutturmamak, akıyorken küpünü doldurmak esas. Daha oynadığın şey biterken yenisine imzayı çakmak, mümkünse bu arada da birkaç reklamda birden görünmek, billboard’lara çıkmak lazım. Ekranlar boş bırakılmaya gelmez.
Ama işte bu arkadaş, üstelik öyle çok genç yaşta değil, 35 civarında yakaladığı şöhreti kaybetme paniğine filan kapılmamış, kurufasulyeci Halim’i kimseler unutmadan hangi yeni yüzle ekrandan milyonlara ulaşabilirim dememiş, onun yerine gidip gecede birkaç yüz kişiyle göz göze olabileceği tiyatro sahnesini yeğlemiş. ‘Küpün’ sadece parayla dolmayacağını biliyor belli ki.
Neticede İlker Aksum, şimdi Oyun Atölyesi’nde sahnelenen ‘Macbeth’in başrol oyuncusu. Antepli Ruşen’den, Adanalı Halim’den sonra şahane bir Macbeth. Ve heyecanı öyle bir starın filan değil, ilk kez seyirciyle karşılaşmış bir ‘çömez’in heyecanı olabilir ancak. Onun için de çok sahici ve çok başarılı.

Haberin Devamı

‘Halim’den Macbeth olur
O sahne çıkarılmış
Kemal Aydoğan’ın sahneye koyduğu oyunun medyadaki ilk haberleri geçen hafta ‘sahnede dökülen kan’ üzerine çıktı. Macbeth ile Macduff’ın (Saygın Soysal) düellosu fazla gerçekçi olmuş, Aksum’un kılıç darbesiyle yaralanan kafasına altı dikiş atılmıştı.
Doğal olarak iki gün sonra oyunu izleyen herkesin yüreği ağzındaydı o sahnede. Neyse ki, sakatlık çıkaran sahne çıkarılmış, artık ağır çekimde kılıç sallıyor gençler birbirine.
Oyuna dair birkaç not: Sahne tasarımı (Oyun Atölyesi dekor ve kostüm için bu terimi kullanıyor ve tek elden çıkıyor bu işler) olağanüstü. Bengi Günay’ı kutlamak istiyorum, geçen yılki ‘Şekspir Müzikali’nden sonra yine hem çok işlevli hem çok etkileyici bir tasarıma imza atmış.
Kemal Aydoğan, ‘cadılar’ı şamanlara dönüştürmüş, iyi bir fikir olabilir, ama oyunun açılışındaki ayinin hem çok uzun hem de vasat olduğu kanaatindeyim, hatta şamanların oyunun en zayıf öğeleri olduğunu söylemek mümkün.

Haberin Devamı

Minik yıldız Berke Yağış
İlker Aksum, oyunun en büyük kozu, buna şüphe yok. Bir de gelecek vaat eden küçük yıldızla karşılaşacaksınız ‘Macbeth’te. Daha oyun başlamadan sahnenin önünde elinde kılıçla paten kayıyor olacak. Sonra arada çıktığını, sahnede bir tur attığını, ikinci perde başlamadan bir seyirciye elindeki topu attığını, aynısını oyuncularla da denediğini, ama onlardan memnun kalmadığını göreceksiniz. İşte onun adı Berke Yağış. Oyun broşüründen öğrendiğimize göre ‘Hırçın Kız’ı 32, ‘Atinalı Timon’u 27 kez seyretmiş. Komşu apartmanda oturuyor. Beş yıl önce, yani yedi yaşındayken bir gün çıkagelmiş, oyunu izlemek istemiş. Ondan sonra da ikinci evi bellemiş Oyun Atölyesi sahnesini. Kendi kendine geliyor, oturup oyun izliyor, arada oyuncularla hoşbeş ediyor. Bugün de sahnede işte. Oyundaki işlevi ne diye sorarsanız, ‘yönetmen’ o.
‘Macbeth’te ayrıca Esra Kızıldoğan, Ender Yiğit, Murat Tüzün, Barış Yıldız, Muharrem Özcan, Gözde Kırgız, Pınar Bekaroğlu, Osman Akça ve Sertan Müsellim oynuyorlar. İkinci oyun talihsizliği midir bilemiyorum, ama bana göre diğer oyunculuklar yetersizdi. Zamanla oturacağını umuyorum. Ve son söz: Tolga Çebi ne kadar iyi bir müzisyendir!

Haberin Devamı

Bu ‘Kavşak’ta durun

‘Halim’den Macbeth olur

Karısına çok aşık, kızına çok düşkün, yuvasına çok bağlı bir adam, alkol yüzünden kocasından ayrılmış, küçük kızını tek başına büyüten bir kadın. İkisinin hayatı bir şirketin muhasebe departmanında kesişiyor. Ve kısa sürede yeni karakterlerin eklenmesiyle ortaya ‘Alacakaranlık Kuşağı’nı aratmayacak durumlar çıkıyor. Bir ‘kesişen hayatlar’ filmi.
Selim Demirdelen’in ‘Kavşak’ı ile yerli film sezonuna umut verici bir başlangıç yapmış oluyoruz. Altın Koza’da ‘En İyi Yönetmen’ ödülünün iki sahibinden biri olan Demirdelen, filmine yaptığı müzikle de ödüllendirildi. Ama ‘Kavşak’ta müzik denince akılda en çok muhteşem Bülent Ortaçgil şarkıları kalıyor. ‘Gece Yalanları’ ve finali yapan ‘Sana Geldim’.
Oyunculuklar ise tek tek kutlanmayı hak ediyor. Özellikle Güven Kıraç, artık her filminde kendisini aşar durumda. Yine Altın Koza’da ödüle layık görülen Sezin Akbaşoğulları çok iyi, ‘Beynelmilel’den beri neden bir başrolde göremediğimizi merak ettiğim Umut Kurt da, ‘Nefes’in yıldızı Mete Horozoğlu da. Özetle ‘Kavşak’ pek çok yönden övgüyü hak ediyor.
Seyirciye aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama... ‘Kavşak’ı 12.15 seansında bir, 13.30’da dört seyirciye mahkum eden sinemaseverlere, bu gidişle ‘korsan DVD’de izleyecek film bulamayacaklarını hatırlatmak isterim.