‘Kraliçe Lear’, birbirini tanıdıkça kuşak çatışmasını aşan yaşlı bir kadınla küçük kızın hikayesini anlatıyor

iYi HiSSETTiREN OYUN


Aklı sürekli filanca arkadaşlarının gittiği partide, sokakta, alışverişte, baş parmağı da cep telefonunun tuşlarında olan bir zamane yeniyetmesi ile yaşı hayli ilerlemiş, artık ezberini yapmakta zorlanan bir aktris her gün belli saatlerde bir odaya kapanıp çalışmak zorunda kalırlarsa ne olur?
Klasik bir karşılıklı değişip dönüşme, birbirini anlayarak kuşak farkını aşma öyküsü. İki kişi önce birbirlerine uzaylı gibi davranırlar. Küçük kız yaşlı kadının hala yaşıyor olmasını tuhaf, sahneye çıkıyor olmasını anlaşılmaz bulurken onu tanıdıkça yürek denen organın hiç yaşlanmayabileceğini keşfeder.
Yaşlı kadın bu dilini bile anlamadığı veletin aslında biraz ilgi ve sevgi marifetiyle nasıl kafa dengi, dost, arkadaş olabildiğini görür. Neticede ‘korkma uzaylı, biz dostuz’ dendiği andan itibaren gelişen diyalog ve tabii mutlu son.
Kent Oyuncuları'nın son oyunu ‘Kraliçe Lear’ın anlattığı kabaca bu. Kanadalı oyun yazarı Eugene Stickland, 80 yaşındaki bir arkadaşına doğum günü armağanı olarak yazmış oyunu. Kanada'da yaşayan Aylin adlı genç bir Türk doktor da izleyip Yıldız Kenter'e ne kadar yakışacağını düşünmüş. Kenter'in kızı Fatma Leyla Kenter Tepedelen oyunu çevirmiş, işte sonuç.
Hakikaten, Jane rolü sanki Yıldız Kenter için yazılmış. Tiyatro literatürü kadın karakterlerden yana bunca fakirken, 80'inde böyle bir rol ve aynı şekilde bu yaşta bu derece yaşsız (evet, amuda da kalkıyor ve salon alkıştan yıkılıyor) bir kadın oyuncu. Güzel bir buluşma olmuş sahiden.
Heather'ı oynayan Sedef Şahin ise hakikaten büyük bir genç yetenek. Oyun çıkışı herkes onu konuşuyordu. Yıldız Kenter'in elinden tutup sahne paylaştığı genç kadınların bir bir parladığını görmek sahiden büyük keyif.
Oyunun üçüncü karakterini de unutmamak lazım, o bir çello. Bazen Feride Berin Varol, bazen Jülide Canca Eke tarafından çalınıyor ve sözlerin eksik kaldığı yerlerde oyunu tamamlıyor.
‘Kraliçe Lear’ tam bir ‘iyi hissetme’ oyunu. Arasız bir buçuk saat keyifle, arada kıkırdayarak izliyor, gülümseyerek çıkıyorsunuz. Özellikle bu aralar böyle bir fırsat kaçmaz.



Kimsenin akıl etmediği şarkılar
Uykusuz kalmaya itirazı olmayanlar için bir başka 'iyi hissetme' yolu önereceğim şimdi. Bir perşembe gecesi, 12'den sonra kalkın Beyoğlu'na çıkın. İstikamet Bekar Sokak, Mask olsun, enerjiniz yerinde olsun. Zira sözünü edeceğim grup saat 1'e doğru çıkıyor ve hakikaten yerinizde duramayacağınız bir müzik söz konusu.
Solist, Erdem Akakçe. Kuşağının en yetenekli oyuncularından biri. Kendisini televizyonda o unutulmaz ‘Biz Size Aşık Olduk’ dizisiyle tanımıştık. En son Çağan Irmak'ın ‘Karanlıktakiler’inde izledik. (Evet, ‘Türkler Çıldırmış Olmalı’yı unutma eğilimindeyim.) Ayrıca sahnede ‘Fay Hattı’nda olsun, ‘Aymazoğlu ve Kundakçılar’da olsun, ‘Dokuz Ay Son Gün’de olsun, harikalar yarattığına şahit olduk.
Ve şimdi, biraz geç de olsa çok iyi de bir şarkıcı olduğunu keşfettik. Ben grup elemanlarını da tek tek övgüyle anmak istiyorum, zira düzenlemeler ve icra da süperdi: Gitarda Levent Özer, klavyede Evrim Tüzün, basta Anıl Çifter, davulda Deniz Güngör var.
Tanıtım metinlerinde "Daha önce kimsenin çalmayı akıl etmediği şarkılar..." demişler repertuvarları için. Evet, aslında mesele bir de bu. Beyoğlu'nun bütün barlarında duyacağınız şarkılar değil çaldıkları. Tutuyorlar Samantha Fox'un ‘Touch Me’sini, George Michael'ın ‘Careless Whispers’ını mesela şahane dans parçaları olarak sunuyorlar. Cemali'nin ‘Duymak İstiyorum’u da bonus'u.
Her şeyden önce ama, Erdem Akakçe müthiş bir sahne insanı ve şeytan tüyü sahibi. Oynarken de şarkı söylerken de.