Biz onu ülkemizde de gösterilen ‘Gelinler’ filminden hatırlıyoruz. Irini Inglessi, kariyeri başarılarla, ödüllerle dolu, 40 yıllık sinema ve tiyatro oyuncusu


PRiMADONNA

Uçaktan indiği anda tatlı tatlı konuşmaya başlıyor. Bir yandan bir komşu teyze yakınlığında, bir yandan da o gerçek yıldızlarda görülen ışıltılı mesafeye sahip.
“Hayatta en sevdiğim dil Türkçe” diyor, “Müziğine bayılıyorum. Türkiye’ye film çekmeye gidiyorum deyince kızlarım ‘Yaşadın, bol bol Türkçe duyacaksın’ dediler.” Türkiye’ye Çağan Irmak’ın ‘Dedemin İnsanları’ filminde oynamak için gelen Yunan oyuncu Irini Inglessi’yle İstanbul’dan Gökçeada’ya doğru yola çıkıyoruz. Bu yolculuğun bize büyüleyici bir aktrisi tanıma fırsatı kazandıracağını bilmeden. 40 yıllık sinema ve tiyatro oyuncusu Irini Inglessi. Kariyeri başarılarla, ödüllerle dolu. Biz onu ülkemizde de gösterilen ‘Gelinler’ filminden hatırlıyoruz. Ödül demişken, Uluslararası Selanik Film Festiva- li’nden bir kez ödül aldığını, ikinci kez de adaylığı kabul etmediğini anlatıyor. Neden? Eski kocası seçici kurulda yer aldığı için. Bilmiyorum, bu bizim ülkemizdeki ödül sistemine dair bir şey söylemiş oluyor mu?
Eski kocası da ayrı bir yazı konusu. “Artık iki kardeş gibiyiz” diye sevgiyle anıyor iki kızının babasını, “O da ünlü bir bestecidir”. Ama bu mütevazı tanıtımdan insan tahmin etmiyor ki söz konusu olan Thanos Mikroutsikos’dur.

Ömrünü sanata adamak
Birbirinden önemli şarkılara, oda müziklerine, operalara imza atmış, Nâzım Hikmet’in, Bertolt Brecht’in ve daha bir dolu dünya şairinin şiirlerini bestelemiş, Melina Mercouri zamanında başlayan siyasi yaşamını bir süre de Kültür Bakanı olarak sürdürmüş Thanos Mikroutsikos. Biz onu Haris Alexiou’ya yaptığı sayısız besteden ve onların Türkçe versiyonlarından tanıyoruz. Birden arabada ‘Beni yak, kendini yak’ı iki dilde söylemeye başlıyoruz, bu da Thanos’un bestesi çünkü. Türkçe sözlerini Murathan Mungan’ın yazdığı ‘Bir Tek Sevgili’ de...
“Bakın müzik nasıl da evrensel bir dil” muhabbetine girmeyeceğim, öyle olduğu su götürmez çünkü. Sanat öyle, her şeyden önce. Ömrünü tiyatroya, sinemaya adamış, başarıya doymuş Yunan bir oyuncu, bir Türk yazar-yönetmenin satırlarından etkilenip çok da büyük olmayan bir rol için yollara düşüyorsa ve onca yoldan sonra akşam vakti tanıştığı yönetmeniyle bir an yabancılık çekmeden, gözleri ışıldayarak oynayacağı karakteri konuşmaya başlıyorsa bunun başka nasıl bir açıklaması olabilir?