Sosyal medya son birkaç gündür 20 yaş fotoğraflarıyla yıkılıyor.
“Pandeminin etkisi, hepimiz 20 yaşımıza döndük” diyen de oldu, “Pandemide kimse üşenmedi, herkes arşivleri taradı, eski fotoğraflarını buldu” diye şaşıran da... Hatırlarsınız, birkaç yıl önce benzer bir durum da FaceApp uygulamasıyla yapılan yaşlılık fotoğraflarıyla olmuştu.
Hatta daha da önce 10 yıl önce, 10 yıl sonraki profil fotoğraflarını görmekten de bunalmıştık. Özellikle de fotoğrafların çoğunun filtrelerle oynanmış, bir moda çekimi ustalığında güzelleştirilmiş halleri daha da fenaydı. Bir bundan 40-50 sene sonraya ışınlanıyorsunuz, yaşlılığımızda neye benzeyeceğimizi görüyoruz, bir 20’li yaşlarımıza dönüyoruz.

20 YAŞ FOTOĞRAFLARINI PAYLAŞANLARATeknolojinin oynadığı oyunlar

Estetik kaygılarını bir kenara bırakıp, teknolojinin bize oynadığı oyunlara gelelim.
10 yıl önceki fotoğraflarımızı gönül rahatlığıyla paylaştığımızda #10yearchallenge etiketiyle nasıl bir data toplandığını düşünmemek elde değildi.
Şimdi de aynı şey 20 yaş challenge’ı için geçerli. TechHumanist’in yazarı Kate
O’Neill’dan Wired editörü Nicholas Thompson’a birçok teknoloji yazarı bu etiketlerle paylaşılan fotoğraflarla yaşlanma üzerine yüz tanıma algoritması yazmak için data toplandığını iddia ediyordu.
“Bu bilgi zaten internette var, Facebook hesaplarında önceki profillerde saklanıyor” diyenlere ise cevapları basitti: Bilgi kirliliğine maruz kalmadan belirli bir süreçte paylaşılan fotoğraflar işi çok daha kolaylaştırıyor, ayıklama derdinden kurtarıyor.
Bu da bir sosyal mühendislik örneği aslında. Son 10 yılda sosyal medyada çeşitli etiketlerle kullanıcılar hakkında bilgi toplanıyor.
“Facebook fotoğraflarımızla bir yüz tanıma algoritmasının geliştirilmesi kötü bir şey mi?” derseniz, tam olarak değil.
Bu, zaten kaçınılmaz bir şey. Üstelik kayıpların bulunması gibi faydalı alanlarda da kullanılabilir. Ama tabii data’nın faydalı olabileceği gibi zararlı alanlarda da kullanılabileceğini unutmamak lazım. Özellikle karşımıza çıkan reklamlarla hepimizin istenildiği gibi yönlendirebildiğini biliyoruz. Bkz. Facebook ve Cambridge Analytics davası.

20 YAŞ FOTOĞRAFLARINI PAYLAŞANLARABir kez daha düşünmek lazım!

Hiç farkına bile varmadan seçimlerde vereceğimiz oyu bile değiştirebiliyor bir algoritmanın gücü. Ve aslında bir süre sonra sadece alışkanlıklarımıza özel algoritmalarla yönlendirildiğimizi ve bunun dışında dünyadan haber alamadığımızı da fark edebilirsiniz.
Elle İngiltere’nin yayın yönetmeni Farah Storr’la röportaj yaptığımda dergi okumak için en önemli nedenin, başka bakış açılarını da görebilmek ve algoritmalar tarafından yönlendirilmeden bağımsız bir editör ekibinin hazırladığı yayınları takip etmekten vazgeçmemenin önemini de konuşmuştuk.
Storr haklıydı, sosyal medya paylaşımlarınız ya da hiç farkında olmadan akıllı telefonunuza yüklediğiniz uygulamalar sayesinde tüm bilgilerinizi ele geçirmek çok kolay.
Şimdi bir kez daha düşünmek lazım,
10 yıl önceki fotoğrafınızı, 40 yıl sonraki halinizi ya da 20 yaş fotoğrafınızı hâlâ size dikte edilen bir etiketle ya da bunu hangi amaçla kullanacağı belli olmayan bir yazılımcıyla paylaşmak istiyor musunuz?