1- Lucca: Geçen ay 10. yılını kutladı ve yeni rakiplerine rağmen hep aynı kalmayı başardı. İstanbul için çok az bulunur bir örnek. Her gece tıklım tıklım. Bu kalabalığa rağmen harika yemekler ve iyi servis şaşırtıyor. Lucca çıkışı ise Emirgan Pizza’ya geçiliyor.

2-Emirgan Pizza: Gizli Kalsın adıyla da bilinen gece kulübünde her gece canlı müzik var ve aklınıza gelebilecek tüm oyuncular burada. Hatta zaman zaman sahneye çıkıp şarkı da söylüyorlar. Küçücük bir mekânda kulaktan kulağa duyularak hiç aklınıza gelmeyecek isimleri bir araya getirmeyi başardı. Hem de İstanbul gece hayatının güzergâhında olmayan Emirgan’da olmasına rağmen.

3-Fenix: Metin Fadıllıoğlu ve Aliye Turagay işbirliği olunca, üstüne bir de yüksek tavan ve Zeynep Fadıllıoğlu imzalı dekor eklenince tutmaması kaçınılmazdı. Hafta içi de hafta sonu da hem restoranı hem barı dolup taşıyor.

4-Colonie: Restoran-bar ama Karaköy’de yeterince kafe ve restoran olduğu için barıyla daha popüler oldu. Karaköy’e adım atmayacak işadamlarının bile Karaköy’e gitmesini sağladı.

5-La Petite Maison: Nice, Londra, Dubai derken İstanbul’a da gelmesi sevindirdi. Maçka’daki restoran yemeklerinin lezzetiyle 2014’te açılan diğer rakiplerinin arasından hemen sıyrıldı ve öne çıktı.

6-Park Şamdan & The Bar: İstanbul’un sayılı klasiklerinden Park Şamdan. Nişantaşı’ndan Kuruçeşme Les Ottomans’a taşınmasına rağmen yemekleri de servisi de hiç değişmedi. Bir yaz macerası olur sanıldı, ama başarısını kışa da taşıyabildi.

7-Nopa: Açılır kapanır cam tavanı ve dikey bahçesiyle Teşvikiye’de, Atiye Sokak’ta olduğunuzu unutturacak bir kaçış noktası oldu. Restoranı kadar barı da popüler.

8-Eataly: Zorlu Center’da en çok parlayan restoranlar Beymen desteğiyle Morini ve Lucca desteğiyle Cantinery oldu. Oysa Eataly, marketi ve restoranlarıyla, özellikle de pizzası ve dondurmasıyla İstanbul’da önemli bir eksiği tamamladı.
Ama tabii İzzet Çapa’nın Mahalle’sinden sonra açılması ve Mahalle’nin aksine bir restoranda otururken diğer restorandan yemek servisi alamamak nedeniyle hak ettiği ilgiyi göremedi. Oysa Eataly’nin fine dining restoranı Ristorante Italia di Massimo Bottura’nın, üç Michelin yıldızlı şefi İstanbul’a getirmesi bile gastronomi dünyası için çok önemli bir gelişme. Malum, Bottura’nın Osteria Francescana’sı yıllardır dünyanın en iyi üçüncü restoranı seçiliyor.

9-Münferit: Ferit Sarper, Karaköy’de ikinci mekanı Gaspar’ı geçen yıl açtı ama Galatasaray’daki Münferit’in müdavimleri Münferit’ten hiç vazgeçmedi. Yemekler de kokteyller kadar iddialı.

10-Yeni Lokanta: Hâlâ yer bulmak ilk günkü kadar zor. Sahibi ve şefi Civan Er, Changa ekolünden geliyor, o yüzden de restoran her zaman yemekleriyle ön planda.

11-Pop Coctail: Nupera’daki Pop’un Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi’nde açılan şubesi. Nişantaşı’ndaki mahalle barı eksikliğini kapatacak gibi gözüküyor.

12-Fiamma: Taksim’de Gezi Bosphorus’un içindeki İtalyan restoranı. Şef Vittorio Sindoni döktürüyor, özellikle İtalya’dan getirdiği beyaz trüflerle. Fiamma’nın ‘Spaghetti Party’leri de bu kış çok ses getiriyor.

13-Fumee: Changa ekolünden gelen bir başka şef de Pınar Taşdemir. Pınar Taşdemir’in Can Ünsal ile birlikte açtığı Kuruçeşme’deki Fumee’de yemekler manzaranın önüne geçiyor.

14-Rudolph: Yılın son ayında açıldı, Karaköy’deki yeni Morgans oteli 10 Karaköy’ün içinde. 22 yıldır Türkiye’de yaşayan şef Rudolf Van Nunen’in fine dining restoranı şimdiden birçok kutlama yemeğine ev sahipliği yaptı.

15-Raw: Karaköy’de açılan Raw, İstanbul gece hayatının en önemli eksiklerinden birini kapattı. Dans edecek gece kulübü arayanlar için iyi bir seçenek oldu.

1 gecede 2 konser: Say ve Erşahin

Cumartesi akşamı Zorlu Center’da önce Cantinery’de yemek, sonra Fazıl Say konseriyle başladı. Say’ın Mezopotamya Senfonisi herkese o kadar dokundu ki bütün salon ayakta alkışladı dakikalarca.

Konser sonrası fuayedeki kalabalık görülmeye değerdi. iPhone 6’nın çıkışından beri ilk defa bu kadar uzun bir kuyruk gördüm. Meğer Fazıl Say albümlerini imzalıyormuş. Kuyruktakilerin arasından zar zor sıyrıldım. “Şimdi İlhan Erşahin konserine yetişmem lazım” diye koştururken “Ben de oraya gidiyorum” diyen Meltem Cumbul’un arabasında buldum kendimi, Levent Özçelik’in Tünel’deki ev partisine gitmek üzere.

Levent’in partileri meşhur, içeride herkesle karşılaşmak mümkün. Ama bu partileri asıl özel yapan salonun ortasına kurulan sahne ve sahneye çıkanlar. Sahnede İlhan Erşahin, Alp Ersönmez, İzzet Kızıl ve Turgut Alp Bekoğlu var. Arada Arto Tunçboyacıyan onlara eşlik ediyor. Önlerinde Hatice Aslan ve Pelin Batu dans ediyor, biraz ileride Cüneyt Özdemir oturuyor, köşede ise Fatih Altaylı hem camın önünde hava alıyor, hem sahneyi yakından izliyor. Sertab Erener’den Levent Erden’e, Cem Mirap’tan Emre Karayel’e kimi ararsanız orada. Daha şimdiden konuşmalar başladı, bakalım bundan sonraki partide kim sahneye çıkacak?