Hülya Avşar’ın filmi ‘Selfi’ izlenmedi.
‘Mehmed Bir Cihan Fatihi’ dizisi Kenan İmirzalioğlu’na rağmen tutmadı, final yapmak zorunda kaldı.
Burak Özçivit’in ortak yapımcılığını üstlendiği ‘Can Feda’ filmi de zarar etti.
Bir şeyler değişiyor artık.
İzleyiciyi tavlamak eskisi kadar kolay değil.
Seçenekler çoğaldıkça, izleyiciler de daha seçici olmaya başladı.
Biliyoruz, Hülya Avşar ‘Selfi’yi Netflix, Puhu TV, Blu TV gibi bir platformda ya da Youtube’da kendi kanalında yayınlasaydı birçoğumuz merak edip izlerdik.
Çünkü popüler kültür belgesellerini izlemeyi seviyoruz aslında.
Ama doğrusu sinemaya gidip, bilet alıp, evinizin konforundan uzaklaşıp izleyeceğiniz filmin başka birçok özellik taşıması gerekiyor.
Sadece bir popüler figür yetmiyor sinemaya gitmemiz için, aynı sadece popüler bir figürün yine popüler bir Osmanlı hikâyesini anlatan bir TV dizisinde oynamasının yetmemesi gibi.
İyi bir prodüksiyon bile yetmiyor sadece.
Artık çok daha fazlası gerekiyor.
Çünkü izleyiciler artık eskisi gibi değil.
Daha seçici, daha talepkâr...
Bu da hepimiz için daha iyi, giderek bozulan kalitenin artması yolunda önemli bir adım.

Ayla’ya Altın Palmiye Ödülü!

Milliyet posta kutuma düşen email’in yukarıdaki başlığını okuyunca duraksadım, Cannes Film Festivali 8 Mayıs’ta başlayacak ve bildiğimiz kadarıyla adaylar arasında ‘Ayla’ yok.
Evet, Ayla, gişede çok başarılı oldu, buna rağmen kabul etmek lazım, sinema eleştirmenleri de basın da Ayla’ya hak ettiği değeri ve yeri vermedi.
Daha çok yapımcı Mustafa Uslu ve yönetmen Can Ulkay’ın senarist Yiğit Güralp’le arasındaki gerilime odaklanıldı.
Oysa ilişkilerden çok ortadaki filmi konuşmak gerekiyordu.
Ama doğrusu, film ekibi de kamuoyu önünde birbirleriyle kavga etmekten Akademi Ödülleri jürisini acımasızca eleştirmeye birçok gereksiz malzeme verdi basına.
Filmi tartışacak olan eleştirmenler de bu durumda filme hak ettiği ilgiyi göstermedi.
Bizde sanat dünyasında da belli isimlerin dokunulmazlığı var, filmlerini beğenseniz de beğenmeseniz de iyi yönetmen ya da iyi oyuncu sıfatını bir kere aldılarsa, bir daha yaptıkları iş kötü bile olsa kimse söylemeye cesaret edemiyor.
Ünlü yönetmenlere iyi değil diyemedikleri gibi iyi olana da hakkını teslim etmedikleri oluyor.
‘Ayla’, gerçek görüntülerden oluşan belgesel ve film görüntüleriyle iyi harmanlanmıştı.
Zaten bu, bir Türkler Kore Savaşı’na niye gitti araştırması ya da eleştirisi değil, gerçek bir insan hikâyesiydi.
Süleyman Dilbirliği ve Kore Savaşı sırasında evlat edindiği Ayla’nın hikâyesi.
Film, çok iddialı pazarlandı, Türkiye’nin yabancı film kategorisinde en iyi film Oscar aday adayı oldu, ama adaylar arasına girmeyi başaramadı.
Şimdi ise ‘Ayla’ya Altın Palmiye Ödülü’, ‘Ayla yılın sinema filmi ödülünü kazandı’ açıklaması geldi.
Malum Altın Palmiye denince aklımıza Cannes Film Festivali geliyor, en son 2014’te Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Kış Uykusu’ ile kazandığı, geçen yıl Fatih Akın’ın ise ‘Solgun’ ile aday olduğu ama kazanamadığı ödül...
Sonradan anlıyoruz ki ‘Ayla’, ZER 5. Altın Palmiye Ödülleri’nde yılın sinema filmi ödülünü kazanmış.
Hayaller Oscarlar, Altın Palmiyeler; gerçekler ise yerli ödüller...