Bodrum’un dünyada güçlü bir reputasyonu var. St. Tropez’yle karşılaştırılıyor. Tarih, kültür mirası, doğal güzellik, gece hayatı çok önemli. Bodrum ideal bir kombinasyon” demişti burnundan kıl aldırmayan dünyaca ünlü Fransız bir turizmci.
Ardından da eklemişti: “Fransa’daki Côte d’Azur’la karşılaştırınca Côte d’Azur’da insan eli değmemiş yer bulmak neredeyse mümkün değil. Her yer betonlaşmış. Bodrum’daysa kıyıdan giderken çok kısa bir süre sonra tamamen çevrenin korunduğu ormanlık alanlar görüyorsunuz.” Tabii Bodrum’un geçmişini bilenlerin çevrenin korunduğu konusunda aynı şeyleri düşünmesi mümkün değil, bu kadar bitmeyen inşaat arasında.
Şimdiye kadar çok iyi işletmeciler bile Bodrum’u hep St. Tropez’yle kıyasladı.
Geçtiğimiz yaz Bodrum’da Maldivler etkisi yaratmak için sahiline beyaz kum görünümlü mermer tozu dökmeye çalışan otelleri dehşetle gördük. Peki ama nedir bu özenti, neden Bodrum Maldivler’e ya da St. Tropez’ye benzemeli? Hep aynı şeyden şikayet ederiz, Türkiye’nin değeri yurt dışında yeterince bilinmiyor diye.
Oysa global yayınlar Türkiye’nin doğal güzelliklerinden övgüyle bahseder.
Ama bize yetmez, benzetmeleri severiz. Yıllarca Bodrum’u St.Tropez’ye, Çeşme’yi İbiza’ya benzettik. Oysa Bodrum da, Çeşme de, Türkiye’nin başka birçok tatil yeri de oldukları gibi çok güzel.
Otantik olmak dünyada bu kadar önemliyken en güzel yerleri yurt dışındaki tatil yerlerine benzetmeye çalışırsak o zaman yabancı turist neden Maldivler, St. Tropez ya da İbiza dururken bize gelsin? Unutmamak lazım, turizm sektöründe büyük kayıplar yaşandı, havayolları ve otellerin yanı sıra tur operatörleri ve seyahat acenteleri de olumsuz etkilendi.

Şanslı yerler

Turizm sektörünün bu kadar zarar aldığı bir dönemde bile geçtiğimiz yaz Bodrum şanslıydı. Doğası ve köy hayatıyla sevdiğimiz Bodrum, son yıllarda başka bir ligde de varlığını göstermeye başladı.
Mandarin Oriental, The Edition, Six Sense, Amanruya gibi uluslararası otelleriyle, Chanel’den Dior’a kadar birçok lüks markanın yazlık butikleriyle, Yalıkavak Marina’nın mega yatlar bölümüyle artık en üst turist segmentine de hitap ediyor.
Bu da Bodrum’un St. Tropez ve Capri gibi dünyaca ünlü sayılı yerle aynı seviyede konumlandırılmasına neden oluyor. O yüzden global markaların yada küreselleşme adımını atmayı başarmış yerli markaların Bodrum’u tercih etmesi de Türkiye turizmi ve tanıtımı için son derece değerli.
Önemli olan, en lüks yerde de en salaş yerde de belli standartları koruyabilmek ve en iyi servisi verebilmek.
İşte, biraz da o yüzden geçen yaz Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın “Biz turistin; vatandaşımızın demiyorum, cebindeki parayı sonuna kadar almakla mesulüz. Adam cebine para koymuş gelmiş, niye harcamasın? Bir dönere 100 bin TL vermek istiyorsa, versin yesin. Bana ne!” talihsiz açıklamasına üzüldük, her ne kadar belli ki bir iletişim kazası olsa da.
Neyse ki şimdi Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Bodrum için yapılacak çok şey var. Biz de bu konuda çok önemli adımlar atıyoruz. Bunun ilki Global Tourism Forum. Bu forumda dünyanın önde gelen turizmcilerini ağırlıyoruz. Bunların başında İngiltere’nin eski dışişleri bakanı Jack Straw geliyor. Straw ile birlikte bir başka önemli konuğumuz da World Tourism Forum Institute Genel Sekreteri Taleb Rıfai olacak. Bu konuklarımızı ve bu projeyi çok önemsiyoruz. Buradan çıkacak sonuçlar mutlaka kentimize ve turizm sektörüne katkı yapacaktır. Bilindiği üzere Bodrum’da turizm benim de ailemin katkısıyla ev pansiyonculuğuyla başlayıp dünyadaki en üst segment konukları dahi ağırlayacak düzeye geldi ve daha da geliştirmek istiyoruz. Bunun için eğitimin önemi üzerinde çok ciddi çalışmak gerektiğine inanıyorum. Yeni süreçlere uyum konusunda zaman kaybetmemeliyiz” diyor.
İşte İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in telekonferansla açılış konuşmasını yaptığı, bugün sona erecek Global Tourism Forum gerçekten de Bodrum için önemli bir adım. Dileyelim devamı gelsin.