Bodrum’dan arabayla Marmaris’e gidiyoruz. Kumlubük’te Hollandalı Ahmet’in Yeri’nden tekneye biniyoruz. Önce Serçe Limanı’nda deniz, sonra hedef Bozburun...
Bozburun yıllardır gitmek istediğim bir yer. Bu kadar çok gitmek istememin tek nedeni Orfoz.
Orfoz, eşi benzeri olmayan bir balıkçı. Herkes anlata anlata bitiremiyor. Daha gitmeden çok kişiye “Bozburun’da mutlaka Orfoz’a gidin” demişliğim var. Hepsi de çok memnun kaldı. Çünkü Selçuk-Güneş Bozçağa çifti burada harikalar yaratıyor. Selçuk Bey’in hazırladığı mezeleri başka hiçbir yerde tatmanız mümkün değil. Buradaki tüm yemekler anlatılmaz, yaşanır.
Üç yıl önce Selçuk-Güneş Bozçağa’nın oğulları Çağrı ve Çağlar Bodum’da Orfoz’un şubesini açtılar. Nerede mi? Halikarnas’ta, tam Mavi Bar’ın yanında. Ama nedense Bodrum’daki şubeye gitmeden önce esas yerine gitmek istedim. Karayolundan ulaşımı olmayan Orfoz’u ve bu inanılmaz yemekleri yaratan karı-kocayı merak ettim. 

Michelin yıldızını hak ediyor

Bu kadar merak etmekte haklıymışım. Orfoz’un domatesleri bile farklı. Bu kadar kırmızı, bu kadar sulu domates artık hiçbir yerde bulamıyorsunuz. Onlar en iyisini bulup getiriyor.
Balık çorbası, patlıcan bomba, fırında midye, deniz ürünleri pilavı gibi birçok spesiyaliteleri var. Deniz ürünlerini Selçuk Bozçağa, tatlıları ve ekmekleri de eşi Güneş Hanım yapıyor. Ana tatlısı ve krem karamel nefis. Bir de yemeğin sonunda yıllardır unuttuğumuz hormonsuz, minik çilek ve böğürtlenler getiriyorlar. Burada her şey lezzetli olduğu kadar sağlıklı da.
Orfoz, yeme-içmeye düşkünler için gerçek bir mabet. Sırf Orfoz’a gitmek için saatlerce yol gidilir. 3 Michelin yıldızı verilen restoranlara “seyahate değer” derler. Bizde Michelin değerlendirmesi olsa bence Orfoz yıldızları toplar.
Ulaşımı zor bir yerde olsa da dolup taşıyor. Gitmeden mutlaka rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Fiyatları makul sayılabilir. İçki dahil kişi başı 70 TL’ye çıkabiliyorsunuz. Bir de unutmadan sadece akşamları açık.
Sabrinas Hause’da kahvaltı
Ertesi sabah Orfoz’un hemen yanındaki Sabrinas Hause’a kahvaltıya gidiyoruz. Buraya da kara yoluyla ulaşım yok. Sabrinas Hause 14 odalı bir butik otel. Dev palmiyeler, portakal, limon ve çam ağaçları arasında kendinizi egzotik bir adada gibi hissediyorsunuz. Dekoru, yemekleri güzel. Servis çok iyi. Herkesi memnun etmek için gerçekten seferber oluyorlar. Denize nazır süper bir açık hava masaj odası var. Ama ne yazık ki denizi balık çiftliklerinin de etkisiyle eskisi kadar pırıl pırıl değil.  

Bu yemek için saatlerce yola değer

Selimiye ve Sardunya

Bozburun’dan sonra Selimiye’ye geçiyoruz. Selimiye’de kıyıda şirin evler var, önlerinde de kayıkları. Türkbükü’nün 20 yıl önceki hali gibi. Doğa inanılmaz, denizin dibi gözüküyor. İstanbul’dan gelip Selimiye’de ev alanlar çokmuş.
Akşam yemeğini Selimiye’nin meşhur balıkçılarından Sardunya’da yiyoruz. Sardunya’yı rezervasyon yaptırmak için aradığımızda pazartesi akşamı olmasına rağmen dolu olduğunu duyunca şaşırıyoruz. Sadece bir gecemiz olduğunu yalvar yakar anlattıktan sonra bize geç saatlerde bir masa ayarlayacaklarını söylüyorlar.
Muz ağaçlarının altında bir masaya kuruluyoruz. Yemekler çok lezzetli, özellikle de ahtapot. Ama bir gece önce Orfoz’da yediğimiz yemekten sonra bizi mutlu etmek gerçekten kolay değil. Yine de Sardunya’yı çok beğeniyoruz. Prens Charles bile burada yemek yemiş. Boşuna mı?
Ertesi sabah Knidos’a gidiyoruz. Antik şehir kalıntılarına nazır, şimdiye kadarki en soğuk ve en pırıl denizde yüzüyoruz.
Bütün güzel şeyler gibi kısa tekne yolculuğumuz da hemen bitiyor. Bodrum’a geri dönüyoruz. Aynı gece İstanbul’a uçuyoruz.
Tatil dönüşlerinde Sabiha Gökçen Havalimanı çok güzel oluyor. Hiç sıra yok, Yeşiköy’deki gibi havada ya da alanda uzun beklemeler de yok.