Uzun zamandır kendime verdiğim en güzel ödül, George Michael’ın ‘Symphonica’ konseri. İşte Londra’daki konserden izlenimler...

HEY GEORGE, HiÇ DEĞiŞMEMiŞSiN

Cumartesi akşamı Londra’da George Michael konserindeyim. Royal Albert Hall’da. Hani Sezen Aksu’nun da geçen hafta konser verdiği yer. Burası başlı başına etkileyici bir salon. Burada kim sahneye çıkarsa çıksın izlerim. Ama bu konserin yeri benim için ayrı.
George Michael ilk defa bir senfoni orkestrasıyla turnede. Üstelik bundan tam 3 yıl önce o da Teoman gibi müziği ve sahneyi bıraktığını açıklamıştı. 100 milyon albüm satmış birinin bunu yapması kolay olmasa gerek. Belli ki üzerinden çok sular akmış. Önce 16 yıllık sevgilisi Kenny Goss’tan ayrılmış ve hâlâ bu ayrılığı atlamadığı için turne repertuarını da damardan bol acılı aşk şarkılarından seçmiş. Sonra uyuşturucu etkisi altında araba kullanmaktan İngiltere’de 1 ay hapis yatmış. Arada aynı yıllar önce Beverly Hills’te olduğu gibi bu sefer de Londra’da bir tuvalette seks yaparken yakalanmış. Şimdi 48 yaşına gelmiş, hafif bir göbek dışında kirli sakalıyla eskisinden daha yakışıklı. Her ne kadar “Dün gece ateşli çıktım sahneye” dese de sesi müthiş. Üç gün önceki konserini doktorunun ‘viral enfeksiyon’ resmi açıklamasıyla iptal etse de -hayatında ilk defa bir konser iptal etmek zorunda kaldığını da söylüyor, yine de herkes şüpheli. Çünkü George Michael’ın olaylı bir geçmişi var ve o bu konuda son derece açık.

‘Kokain nerde?’
Konserin bir yerinde “Kokain nerde? Nereye koyduğumu bulamıyorum!” diyecek kadar rahat. Bizde bir şarkıcı sahnede böyle bir şey dese yer yerinden oynar. Kötü örnek olmaktan başlanır, sonu nerelere gider. Burada herkes gülüp geçiyor. Kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmiyor, konser kapısından dönülmediği sürece.
George Michael sık sık kendisiyle dalga geçiyor, New Orders’ın ‘True Faith’ şarkısına başlarken “Bu, bağımlılık hakkında bir şarkı, tabii benim hiç bilmediğim bir şey” diyor. Salon kahkahalarla yıkılıyor.

Yasak ama izleyiciler kayıtta
İzleyiciler George Michael’dan daha coşkulu aslında. Müzik hızlanır hızlanmaz herkes ayağa fırlıyor. O kat kat yükselen Royal Albert Hall inletiliyor. Bu arada bütün uyarılara rağmen herkesin elinde telefonlar ve sürekli fotoğraf ya da video çekimi yapılıyor. Yanımdaki adam daha perde açılmadan başladı, 20 dakikalık arayı bile kaçırmadan konseri baştan sona kaydetti. Artık ne yapacak, nerede yayınlayacak bilmiyorum. Ama konserden görüntüleri YouTube’da izleyebileceğiniz kesin.

Amy, John ve Elvis’i anıyor
Orkestra ve George Michael siyahlar içinde. Hatta George Michael güneş gözlüğünü bile çıkarmıyor, bir izleyicinin ısrarı üzerine bir dakikalığına çıkarıp sonra “Spotlara bakamıyorum” deyip tekrar takıyor. Arkada müthiş bir ışık ve video şovu var. John Lennon ve Elvis Presley anısına şarkı söylerken arka planda resimleri geçiyor, George Michael onların önünde üç kere eğilerek onlara taptığını gösteriyor.
Amy Winehouse’u anmayı da unutmuyor. Winehouse’un ‘Love Is a Losing Game’ şarkısını söylüyor, arkada Amy Winehouse fotoğrafları... Sonra müzik hızlanınca arka planda Dita von Teese meşhur burlesk şovuna başlıyor, her zamanki gibi yine kadeh içinde ve yine yıkılıyor.

Justin, Kate, Naomi de burada!
Bu arada George Michael diyor ki, “Bu gece her zamankinden daha iyi söyleyeceğim çünkü Justin Timberlake burada.” En ön sırada Kate Moss ve Naomi Campbell da var. X Factor yarışmacılarından Spice Girls Geri Halliwell’e birçok medyatik isim de. Ama belli ki George Michael’ı Justin Timberlake daha çok heyecanlandırıyor.
Konserde her şeye rağmen bir kopukluk var, şarkıların bir kısmını izleyiciler bilmiyor. George Michael şarkı aralarında hikayeler de anlatıyor. “Babam hep ders çalış, müzik dinleme derdi, ben hep plakların peşindeydim. Sırf iyi plakları var diye arkadaş olduğum çocuklar bile olurdu. Hatta birinden plak bile çaldım” diye itiraf ediyor.

Finalde şaşırtıyor
Finalde önce orkestra susuyor, George Michael “Arkamı kolluyorlar” dediği vokalistleriyle birlikte bir gospel şov yapıyor. Tek kelimeyle müthiş. Sonra da bildiğimiz George Michael oluyor. ‘I’m Your Man’le başlıyor. 80’lerdeki hareketler, danslar. Hiç değişmemiş. En sonunda herkes ayakta, bütün eller havada, hep birlikte “Freedom” diye bağırıyor.
Her şeyden 2 saatlik bir ara bana çok iyi geliyor, konser öncesi ve sonrası ruh halim arasında ciddi bir fark var. Uzun zamandan beri ilk defa kendimi bu kadar neşeli hissediyorum.