“Sanatçının varsa bir görevi bu; bir gazeteci gibi sosyal meselelere dikkat çekmeye çalışmaktan çok (ki bu ülkemizde birçokları tarafından sanatçının asli görevi olarak düşünülüyor), yaşadığı kültürün içinde eksikliğini duyduğu birtakım temel insani dürtülere işlerlik kazandıracak bir manevi iklim oluşturmasıdır.

İtirafı bir üst değer haline getirmeye çalışması, gizlemek ve bir suç olarak saklamak zorunda hissettiğimiz duygularımızla yüzleşmemize neden olması ve bizim ülkemiz için en önemlilerinden biri olarak belki, utanma eşiğimizi düşürmeye çalışması gerekir. Yani bunları sanatın görevi olarak söylemeyeyim de, böyle yapması dikkat çekmek için filme çekilmesi istenen sosyal problemlere daha çok yarar sağlar anlamında bunu söylüyorum. Yani bir şekilde belli bir ihmal ya da sorumsuzluk karşısında istifa eden bir bakanı ödüllendirecek ya da etmeyeni utandıracak bir mekanizma oluşturamazsak bu meseleler bitmez. Kültürün içine insanların ruhlarına sızabilecek yeni değer yargıları enjekte edebilecek en önemli araçlardan biri de sanattır bugün. Sinemadır, edebiyattır, tiyatrodur.”

Yukarıda okuduklarınızı Nuri Bilge Ceylan, Cannes’da Altın Palmiye kazanmasından hemen önce Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda söylemişti.

Şimdi ise uzun zamandır ilk defa yüzümüzü güldüren bir haber, Nuri Bilge Ceylan’ın da jürisinde yer aldığı Venedik Film Festivali’nden geldi.

Geçen yıl Kaan Müjdeci’nin ‘Sivas’ filmiyle aldığı Jüri Özel Ödülü’nü bu yıl Emin Alper ‘Abluka’ adlı ikinci uzun metraj filmiyle aldı.

“Geçen yıl bu filmi çektiğimde Türkiye’deki atmosfer sakindi. Şimdi ise filmle çok benzer bir durum yaşanıyor. Bu filmin Türkiye’de barışçıl ve demokratik bir ortama katkıda bulunmasını umarım” dedi Emin Alper.

Hemen sonrasında ise şunları söyledi: Görüyoruz ki bu iş, siyasal pazarlıkların konusu olduğu sürece bazı aylar öleceğiz, bazı aylar barıştan bahsedeceğiz. Bunu nihai anlamda durdurmamızın tek yolu, toplumun güçlü bir şekilde bu barış isteğini sahiplenmesi, dillendirmesi. Yoksa bu, hep siyasi hesaplara, manevralara, seçim öncelerine, seçim sonralarına, birtakım pazarlıklara, güçten düşürme taktiklerine kalacak ve ölenler maalesef pisi pisine ölecek. Bu savaş bitecek, bitmek zorunda, böyle devam edemez. Fakat şu an ölenler maalesef boşuna ölüyorlar. Bunu bilmek çok acı. Biz filmlerimizi böyle bir şey yaşanmasın, böyle dünyalar yaşanmasın arzusu ve isteğiyle çekiyoruz.”

İşte ne varsa sinemacılarda var!

Tebrikler Emin Alper!