1- Gerard Depardieu: Her şeye rağmen hâlâ büyük oyuncu. 1 günlüğüne buraya kadar gelmiş, Fransa’da yaşananlara rağmen oyunu iptal etmemiş. Daha ne olsun?
2- Tiyatronun büyük jestler ve hareketlerden ibaret olmadığını görüyorsunuz, iki oyuncu masa başında oturarak ve yerlerinden hiç kımıldamadan da kusursuz oynuyor.
3- Basit bir zengin kız-fakir oğlan hikâyesine kaç hikâye daha sığdırılabilir görmek için.
4- 1.5 saat tiyatroda oturup akıllı telefonunuzdan hayata bağlanmadan durabilmek için. 5- Kadın-erkek ilişkileri de, yokluktan çıkmanın verdiği hırs, çalışkanlık ve disiplin de, imkanlar artıkça artan dejenerasyon da evrensel.
6- Çocuklukta başlayan arkadaşlıklar da aşklar da başka oluyor. Hayatlar ne kadar değişse de, o saf ve özel bağ hep kalıyor.
7- Mektuplaşmak mı, telefonlaşmak mı? İşte bütün mesele bu. Andy yazmakta ısrar ediyor, Melissa konuşmakta. Yıllar sonra Andy ünlü bir politikacı olunca “Telefonlarımı dinliyorlar, arama, mektup yaz” diyor Melissa’ya. Telekulak her yerde.

Alışverişe sanat desteği

Çağdaş sanat artık hayatımızın her alanında var, hiç beklemedik yerlerde bile sanat eserleri karşımıza çıkıyor.
Bazen bir restoranda, bazen de bir mağazada.
Tiyatro öncesi Zorlu Center’da Beymen’e uğruyor ve sergi geziyorum.
Evet, yanlış okumadınız, ‘Chance’ başlıklı bir sergi var mağazada.
Küratörlüğünü Gökşen Buğra’nın yaptığı ‘Chance’de Server Demirtaş, Ayşe Gül Süter, Erman Özbaşaran, Ahmet Çerkez ve Rafet Arslan’ın yerleştirme, heykel ve kolaj gibi farklı teknikler kullanarak ürettikleri eserler yer alıyor.
Server Demirtaş, ‘Düşünen Kadının Makinesi’ isimli heykeliyle, alışılmadık bir makine-insan yaratmış.
Rafet Arslan, ‘Ağ’ isimli serisindeki kolajlarla, moda ve tüketim referanslarını yorumluyor. Ayşe Gül Süter, ‘Strokes’ isimli sesli yerleştirmesinde fırça darbesiyle yarattığı kuşlara dijital ortamda yeniden hayat vermiş.
Ahmet Çerkez ve Erman Özbaşaran’ın ‘Metabolit’ ve ‘Metabolit-Curve’ isimli iki ahşap heykeli ise ölü malzemelerin bir araya getirilmesiyle oluşmuş, teknolojinin hızlı gelişimini eleştiriyor.
Sergiyi hala görmediyseniz bir an önce görmekte fayda var.
Şubata kadar devam edecek.

Muzaffer Yıldırım’dan aklama

Son Umut’un dağıtımcısı Mars Entertainment’ın ortağı Muzaffer Yıldırım, perşembe günkü yazım üzerine benimle bazı rakamlar paylaştı. Ben de sizinle paylaşıyorum. “Filmin Türkiye’de ilgi görmediğine dair görüşünüzü belki bu rakamlar değiştirebilir” dedi Muzaffer Yıldırım. Gerçekten de rakamlar etkileyici, ama yine de bizi cezbedebilecek bu kadar çok unsur bir araya gelmişken daha iyi bir sonuç da hak ediyor diye düşünüyorum ve sizi Yıldırım’ın açıklamasıyla baş başa bırakıyorum...
* 26 Aralık tarihinde gösterime giren Son Umut, henüz ilk haftasında, Çanakkale hakkında yapılmış tüm filmlerin ilk haftasından daha fazla seyirci tarafından izlendi.
* Hobbit: Beş Ordu’nun Savaşı’ndan sonra, 2014 yılının en iyi açılış haftası rakamına sahip olan yabancı film oldu.
* Nuh: Büyük Tufan ve Gladyatör’ü ilk 3 gün rakamıyla geçerek, Russell Crowe’un Türkiye’de en iyi gişe rakamına ulaşan filmi.
* 2013 verilerine göre Avustralya toplam sinema pazarı Türkiye’nin 4 katı büyüklüğünde. Bu bağlamda bu iki ülkede gösterime giren Hollywood yapımlarının gişe rakamları arasında dahi büyük farklılıklar bulunuyor. Rakamsal olarak, Son Umut Avustralya’da 4 Ocak itibarıyla 8.4 milyon dolar hasılata ulaştı. Türkiye’de ise daha ilk 10 günde 732.492 kişi tarafından izlenen film, 4 Ocak itibarıyla 8.4 milyon TL’lik hasılata ulaştı. (Yurtdışında filmler kişi sayısı değil gişe hasılatlarıyla değerlendiriliyor.)

Neler oluyor bize?

Dünya şokta, herkes üzüntüsünü paylaşıyor.
Fransız medyasına bakıyorsunuz, büyük yayınlar büyük bir dayanışma içinde,
Kimse kimsenin görüşüne, kökenine bakmadan, aldırmadan birlik olmuş durumda.
Bir de bize bakıyoruz.
Sosyal medyamız sağ olsun, Tuğçe Kazaz’dan incilerle dolu timeline’ımız.
Tuğçe Kazaz istediği kadar saçmalayabilir, özgürdür.
Ama bu kadar büyük bir acı yaşanırken, konuyla ilgili bilirkişiymiş gibi Tuğçe Kazaz’ın yorumlarını paylaşanları anlamak mümkün değil.