Film festivali hayatımızı güzelleştiriyor diye konuşuyorduk, geçen hafta, İKSV Film Festivali Direktörü Azize Tan ile birlikte Cine 5’te Asıl Mesele’ye konuk olduğumuzda.
Cuma akşamı ise İKSV’nin Bülent Eczacıbaşı ev sahipliğindeki teşekkür yemeğinde Türkan Şoray ve Nebahat Çehre ile selfie’ler çekiliyor, herkes hangi filmleri izleyeceğini birbirine anlatıyordu. Derken cumartesi günü Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yerli bir film için ‘kayıt tescil belgesi’ talebi geldi, pazar günü ise haberi geldi, Ertuğrul Mavioğlu ve Çayan Demirel’in yönetmenliğini yaptığı ‘Bakur’ / ‘Kuzey’ belgeseli festivalde belgesi olmadığı gerekçesiyle gösterilemeyecek. Gösterimlerin çoğu, yarışma ve kapanış töreni iptal, jüri çekildi. Jüri Başkanı Zeki Demirkubuz’un söz ettiği “Ahlak, zeka ve vicdan parlaması”nı görebilecek miyiz bilmem…
Olan yine bize oldu. Hevesimiz kursağımızda kaldı. Kazanan ise ‘Bakur’/ ‘Kuzey’ oldu. Belgeseli hiç
izlemeyi düşünmeyenler bile şimdi merak edip bir yolunu bulup izleyecek.

Olan yine bize oldu

Kim, neden haklı?

- İKSV haklı: Çünkü bu yönetmelik 2004’ten beri var ama festivallerde bu belge daha önce hiç istenmemiş. Zaten istense, festivalde bu kadar çok sayıda film izlemek mümkün olmayacak çünkü bu belgeyi her başvuran alamıyor.
İstanbul Film Festivali’nde ilk defa ‘Bakur’ için istenince, festival yönetimi de diğer filmler için de istemek durumunda kalmış, haksızlık olmaması için. Programın 10 Mart’ta açıklandığı, ‘Bakur’ / ‘Kuzey’ filminin ve konusunun o zaman da belli olduğu, hatta cuma günü sinema yazarlarına gösterim yapıldığı düşünülürse bu belgenin istenmesi için çok geç kalınmış. Özellikle de biletler satıldıktan sonra…
- Kültür ve Turizm Bakanlığı haklı: Çünkü 2004’ten beri yürürlükte olan bir yönetmelik söz konusu. Türkiye’de çekilmiş her filmden kayıt-tescil belgesini yasal olarak talep etme hakkı var. Özellikle de Türkiye sinemasına son dönemde yapılan devlet teşviğindeki artışa bakarsak.
- Festivalden çekilen sinemacılar haklı: Çünkü İKSV’yi değil, bakanlığın yönetmeliğini protesto ediyorlar. “Bu belge normalde vizyona girmek için gerekli, festivaller için gerekli olmamalı” diyenler de var, böyle bir prosedüre tamamen karşı çıkanlar da… Zaten İKSV bile “Festivalden çekilen filmlerin aldıkları kararı destekliyoruz” açıklaması ve “Tüm sektöre, festivallere, meslek birliklerine dayanışma içinde olma” çağrısı yaptı. Sinemacılar bir araya gelip ilk defa tepkilerini sert bir dille ortaya koyuyorlar. Bu, sadece İstanbul Film Festivali’ni değil, Türkiye’deki bütün festivalleri ve sinemacıları ilgilendiren bir konu aslında. İşte o yüzden Nuri Bilge Ceylan gibi Altın Palmiye ödüllü bir yönetmenin de desteklemesi önemli. Daha önce Altın Portakal’da Reyan Tuvi’nin Gezi belgeseliyle ilgili benzer bir sorun yaşandı ama o zaman bu kadar konuşulmadı. Birkaç günde unutulup gitti. Şimdi ise söz konusu İKSV olunca, daha çok ses getireceği kesin.
- Festivalden çekilmeyen sinemacılar haklı: Çünkü çok emek, zaman, maddi-manevi fedâkarlık gerekiyor hakkıyla bir film yapabilmek için. Çoğu yönetmenin ilk filmi ve sinemayla ilk tanıştıkları festivale katılmayı haliyle önemsiyorlar. İzlemedikleri ve hakkında olumlu / olumsuz fikirleri olmayan bir filme uygulanan ‘sansür’ nedeniyle, sosyal medyanın baskısıyla, sürü psikolojisiyle hareket edip kendi emeklerini sergilemekten vazgeçmek durumunda değiller. Kaldı ki, madem festivallerde de böyle bir belge isteği yönetmelikte var, o zaman festival yönetimi başvurusu sırasında o belgeyi de istemeliydi. Bu karar protesto edilecekse de, daha önceden edilmeliydi. Film gösterimleri iptal edilmeden, onca insan festivale göre hayatlarını organize etmeden, biletler satılmadan çok önce…
Sansüre karşıyız!
- İzleyici haklı: Çünkü hangi konuda olursa olsun sansüre karşıyız. Her yetişkin neyi izleyip izleyemeyeceğine kendi karar verebilmeli. Her festival yönetimi de hangi filmleri gösterebileceğini kendi seçebilmeli. Ama işte Türkiye gibi hassas bir coğrafyada daha küçücükken jeopolitik konumun önemiyle büyütüldüysek, büyürken PKK’yı tek taraflı dinlediysek bu hiçbirimizin suçu değil. Şimdi de barış süreci, seçim öncesi derken daha da hassas bir dönemden geçiyoruz. ‘Film festivalinde sansür’ diye ortalığı ayağa kaldırırken filmin içeriği hakkında bir fikrimiz yok. Fragmandan görebildiğimiz kadarıyla kadınlar liderliğinde mutlu bir köy hayatı var PKK’nın. Filmde propaganda yapılıyor mu, yapılmıyor mu bilmiyoruz. Bir sanat eseri propaganda aracı olabilir mi? Bu da tartışılır. Eminim festival yönetimi filmi izlerken bunu düşünmüş ve hesaba katmıştır. Keşke en başından gerekli bütün belgeler istenseymiş de bunlar hiç yaşanmasaymış.
Şimdi festivalden 23 film çekildi. Sosyal medyada çekilmeyenlere de baskı yapılıyor. Bu da sansürün bir başka şekli aslında. İsteyen filmini gösterebilmeli, isteyen gösterilen filmi izleyebilmeli. Bir film izledik diye beynimiz yıkanmayacak, belki biraz ufkumuz açılacak o kadar. Hiçbir şey siyah-beyaz değil. Bunu anladığımız zaman biraz daha rahat edeceğiz.